Pazartesi, Ağustos 29, 2016

Bardağın Dolu Tarafı Mı? Boş Tarafı Mı ? Akhisar Bel. Spor 1 - 3 Galatasaray




Galatasaray geçen haftaya göre çok iyiydi demek abartılı bir tespit ama yapılan doğru işleri de görmemek olmaz. Akhisar geçen seneye oranla çok güç kaybetmiş. Buldukları erken gole rağmen Rodallega'nın yeteneklerine mahkum olmuş bir takım haline gelmişler. Bardağın dolu tarafına bakarsak evet iyi şeyler var ama ben boş tarafına bakmazsak canımız ileride çok yanacak.

Riekerink'in öncelikle hakkını teslim etmek gerek. Geçen hafta aksayan sağ kanatta ısrar etmeyip Sinan ve Linnes'i kulübeye koyarken Yasin ve Sabri'ye formayı teslim etmesi forma konusunda adil olacağının güzel bir sinyaliydi. Tabi Sinan ve Linnes'i kesmek kolay ileride Wesley ve Selçuk'un mevcut formaları sürdüğü takdirde saha da kalmaya devam ederlerse o zaman adalet ters dönebilir.

Galatasaray açısından bir diğer olumlu tarafta takımın geçen haftaya nazaran hücum anlamında daha üretken arayan bir ruh haliyle mücadele etmesiydi. Yıllardır Burak Yılmaz ile Umut Bulut ile hızlı araya atılan toplarla hücum varyasyonu geliştirmiş takımın birden bire Eren Derdiyok'un stiline uygun şekilde hücum etmesini beklemek için fazlaca iyi niyetli olmak gerekir. Zamanla takım Eren ile aynı dili konuşmaya başlayacaktır. Eren'in attığı kafa golü yine ustalık kokuyordu. Gol öncesi Selçuk'un Rodallega'dan çaldığı topu ve başlayan hızlı hücumu sonrasında Wesley'in adrese teslim ortasınında hakkı yenmemeli. 



Eren'in sakatlığı sonrası herkes gibi bende Sinan girer diye düşünürken aklımdan acaba Josue'yi alıp 4-6-0 döner mi diye düşünmedim değil. Kendi kendime saçmalama derken kalkan değişiklik tabelasında Josue'yi görmek süpriz oldu. Antremanlarda bu sistemi kaç defa denediler bilemem ancak diyebiliriz ki Riekerink Dursun Özbek yönetimini çok iyi tanımış ve eğer forvet transferi gerçekleşmez ise eldekiler ile ne yapabilirim diyerek kafa yoruyor. Ama taşıma suyu ile değirmenin dönmeyeceği aşikar. Forvet transferi şart ! 





Bardağın boş tarafına gelirsek; Bruma'nın oyunu, Yasin'in katkısı, Josue'nin yabancılık çekmemesi ve Carole'ün her zaman ki performansı galibiyette ki önemli faktörlerdi fakat en önemli faktör yine Muslera ve Akhisar Bel.Spor'un geçen senenin çok gerisinde oluşu. Maça neredeyse 1-0 önde başladılar ve sonrasında topu bize teslim edip ileride Rodallega'yı bırakarak 10 kişi topun arkasında göstermelik olarak kaldılar. Evet Galatasaray geçen haftaya göre daha hareketliydi golü daha çok aradı belki ama buna müsade edende Akhisar'ın kırılgan orta sahası ve defans hattıydı. Karabükspor aslında oynayabilecek her takım için  Galatasaray'ı yenmenin şifrelerini geçen hafta verdi. Ama o tempo ve disiplinde oyunu 90 dk oynayabilecek ligde kaç takım var tartışılır. Bu hafta sahasında Rize'yi 3-0 yenen Karabükspor geçen haftanın bir tesadüf olmadığını kanıtladı.


Muslera'ya daha kaç maç ayrı bir paragraf ayırırım bilemiyorum ama büyük oynuyor. Cihat Aslan'ın maç sonu dediği gibi; Haksız rekabet yaratıyor....

Salı, Ağustos 23, 2016

Derdiyok Deselerde İnanma: Galatasaray 1 - 0 Kardemir Karabükspor

Galatasaray'da maçın 75.dakikasına kadar sahada ki bir iki oyuncu dışında hiçbir futbolcu bunun bir lig maçı olduğunun farkında değildi. Sanki takımın tamamının içine  ( Muslera'yı tenzih ediyorum) Donk kaçmış gibi umursamaz haldeydiler. Son yıllarda kötü futbol oynadığımız çok maç hatta çok sezon oldu. Belki dün akşamın hatırası hafızalarda çok taze diye böyle düşünüyor olabilirim ancak ben bu kadar  kötü Galatasaray'ı en son Mancini'nin Kadıköy deplasmanında izlemiştim ki o takım bile Kadıköy'de nispeten mücadele etmişti.

Sahada ne yaptığını bilen sadece Muslera ve attığı golün hatırana da Eren vardı diyebiliriz. Hadi birde son 15 dk. kale çevresine gömülmüş rakibinin yarattığı boşluğu efektif olarak kullanan Tolga'yı da ekleyelim. Etti 3 kişi ! İsteyen istediği mazereti üretebilir; havanın sıcaklığı, tribünlerin boş olması, futbolcuların sezon öncesi ağır antremanlar yapması vs. Hiç biri dün gece sahaya konan futbolumsu şeye bahne olamaz. Beşiktaş ile oynanan kupa maçında bile beğenmediğim Galatasaray dün akşam Konya'da oynanan oyuna bile hasret bıraktı.90 dk boyunca Karabük defansını geçmenin formülü bir türlü bulunamadı. Kenara baktığımızda vaziyet içler acısı. Hani JOR için şunu neden oynatmadın diyeceğim 1 tane bile adam yok. Bir şeyler yapması ümidiyle o koltuğu işgal eden Yasin Öztekin'in de hali ortada. Gerisini saymak zaten zaman kaybı...



Igor Tudor'un Karabükspor'u

Tamam biz bu kadar kötü oynadıkta karşı takımın bunda hiç mi payı yok dersek; evet sonuna kadar payları vardı. Igor Tudor ismi Karabükspor ile anılması enteresan gelmişti bana. Açıkçası nasıl bir futbol oynatacağını da merak ediyordum. Liseliler bilmez belki ( yaşlandık laan ) ama Juventus'ta hatrı sayılır bir süre ( 7 yıl sanırım ) oynamış isimdi. Açıkçası dün takımının oynadığı oyun, taktik disiplini çok beğendimi. Sezon sonuna kadar her maçta bu konsantrasyonu sağlayabilirler mi bilinmez ancak 4 büyüklerin canını fazlasıyla yakma potansiyeline sahipler. Yatabare yerine başka bir forvet tercih edilemez miydi? Buda onların sorunu tabi.









Josue Alternatif Mi? Peki Ya Değilse ?

Galatasaray'ın sürüncemede kalmış tüm transferlerini artık netleştirmesi gerekiyor. Transferin bitmesine çok az bir süre kaldı ve takımın 3 ana bölgeye de transfer yapması şart görünüyor. Dün Arena tribünlerinde ki en keyifli adam şüphesiz Josue'dir. Josue mutlaka pek çok pozisyonda alternatif olması anlamında Jor'in elini güçlendirecektir ancak dün akşam sahada ne yaptığını pek çözemediğim 8 - 10 - 18 ve 20 numaralı futbolcuların formasını şimdiden tehdit etmeye bana göre başladı. Kim bilir belkide artık birilerine dokunma zamanı gelmiştir.









JOR & Linnes


O an ekrana yansıyınca kendi adıma çok şaşırdım. Jor'in maç içerisinde bu kadar tepki vereceğini hatta yetinmeyip oyundan alacağını açıkçası tahmin etmemiştim. En azından devreyi bekler diyordum, yanıldım. Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Takımda aksayan Linnes değildi belki ama çok ezildi. Bu tavır diğer oyunculara içinde bir nevi ültimatomdu. Disiplin önemli... 


Kara Mithat abimizin de dediği gibi: "Ciddiyeti severim, disipline hayranım !"




Salı, Ağustos 09, 2016

2016/2017 Spor Toto Süper Lig Turgay Şeren Sezonu


Twitter çıktı blog yalan oldu hissi fazlası ile canımı sıkıyor ve burayı ihmal ettiğim için kendime fazlasıyla kızıyorum. Okumak ne kadar iyi ise yazmakta o kadar önemli.

Bu sezon milat olsun diyelim.. Kendimize hatırat oluşturmaya devam edelim...

Selametle...

Cuma, Şubat 26, 2016

Tükenmişlik: SS Lazio 3-1 Galatasaray

Eski bir alışkanlık bizimkisi belkide yaşanmış onca zaferlerin hatırına içimize işlemiş "Galatasaray'ın olduğu yerde umut hep vardır!" mottosundan hareketle kimimiz deplasman yollarına düştü kimimiz işten erken çıkıp televizyonun karşısına geçti ama istediğimiz olmadı...

Kısıtlı kadro, güç farkı, iyi hazırlanamama gibi günlük bahanelere sığına sığına koca sezonu bitiriyoruz. Gel gelelim Galatasaray'ın geçmişine baktığımızda hem ligde hemde Avrupa'da yoluna devam ederken onu bu başarılara taşıyan esas etken takım ve camia içi birlik, kazanma arzusu ve tribünlerle bütünleşmeydi. Bugüne baktığımızda Galatasaray'ın en büyük eksiği tribünün ayrı, camianın ayrı takımın ise apayrı telden çalması. Avrupa'dan elenilebilinir, şampiyonluklar kaybedilebilinir hatta borç yüzünden Avrupa'dan men bile olunabilinir. Ama bu sebeplerden hiçbiri bu tablonun mazereti olamaz.Yaşımın yettiği, gözümün gördüğü yaşadığım hiçbir dönemde Galatasaray bu kadar çaresiz, aciz ve tribününden bu kadar kopmuş hale gelmemişti.

Böyle bir ortamda bizlerin Lazio'yu geçip tur atlamayı beklememiz abesle iştigaldi elbette olmadı da. O oynasaydı şu olsaydı ah babam sağ olsaydı, köşede otursaydı gibi çeşitli feryat figanlar eşliğinde yakarıp dövünmenin de manasız olduğunu hepimiz biliyoruz ama kendimizi de bu sarmaldan çıkartamıyoruz.. Bu tükenmişliğin dışa vurumu aslında. Gelecek adına bir tane olumlu cümle kuramaz hale geldik, getirdiler! Özbek, Aysal'ı, Kıraç'ı, Polat'ı, Terim'i ve adını sayamadığım ne kadar adı Galatasaray ile büyümüş özdeşleşmiş insan varsa bu işin sorumlusu.Ve koskoca camiayı köy derneğine çeviren söz fikri vicdanı hür Galatasaraylılar... Bu tükenmişliğin en büyük sorumlusu onlar...

Galatasaray'ın bu durumdan kurtuluşu öyle kolay olmayacak ve görünen o ki sözde değil özde bağımsız Galatasaray taraftarının sesi bundan sonra daha gür çıkacak. Galatasaray'da bir şeylerin düzelmesi için devrim gerekli ve devrimler her daim sancılı olmuştur. Eğer her şey Galatasaray'ın menfaatleri doğrultusunda sonuçlanacaksa bu çilede çekilir. Yeter ki inancı yitirmeyelim bilmeliyiz ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır.


Selametle

Salı, Kasım 24, 2015

Mustafa Denizli'nin Dönüşü ve Düşündürdükleri

Mustafa Denizli ismi bizim bir üst jenerasyonumuz için müthiş bir isim. Hem oyunculuğu hem de antrenörlük döneminde bıraktığı iz kimsenin silemeyeceği türden hadiseler. Benim gibi 80-85 dönemi doğumlu Galatasaraylılar için ise aslında bir bakıma Galatasaraylı olma sebebi. 88-90 jenerasyonu nasıl 96-00 sezonunda ki efsane başarılara çocuk yaşta şahit olup gönlünü sarı kırmızı renklere verdiyse bizimde o çocukluk zamanlarımızı hayal meyal hatırlasak da efsanelerimiz Mustafa Denizli, Tanju, Uğur ve Prekazi idi.

Gel zaman git zaman yıllar ilerledi Mustafa Hoca Fenerbahçe'de Beşiktaş'ta şampiyonluklar yaşadı, çocukluk aşkını itiraf etti ve birazda bu zamanın hoyratlığından sebep belkide Galatasaray'da ki başarıları bir kenara itildi. Elbette ki Galatasaray Mustafa Denizli'nin Avrupa'da yarı finale çıkartığı bayrağı Fatih Terim ile birlikte daha da ileriye götürüp Uefa Kupasını alması bir diğer büyük etken. Ama bugün yine jenerasyon ayırmaksızın hangi Galatasaraylıya sorarsanız sorun Galatasaray'ın unutulmaz maçları arasında ilk beşe şahit olsun ya da olmasın Xamax maçını Monaco maçını mutlaka koyar.

Hamza Hamzaoğlu sonrası yönetimin 2 seçeneği vardı. Ya risk alıp genç başarıya aç bir antrenör getirecekti ya da daha garantici davranıp kısa vadeli düşünüp 4 tane antrenör yemiş oyuncu grubunun başına bir kurt'u dikecekti. İşte o kurt Mustafa Denizli. Etraflıca düşünüp baktığımızda yönetim en doğru tercihi yapmış gibi duruyor. Her ne kadar bizim jenerasyonun gönlünden kendi Kloop'umuzu yaratalım Favre ile geleceğe yatırım yapalım, Bielsa ile bu kadroyu baştan aşağı değiştirme fikirleri geçse de ülkenin gerçekleri buna pek uygun değil.

Mustafa Denizli ne yapar sorusunun cevabı aslında tam bir muamma. Mehmet Demirkol'un da dediği gibi bir kere herkesin kafası karışacak. Enteresan hedefler, tahminler % 51 ler havada uçuşacak. Sanırım Mustafa Denizli'nin gelişine en çok Şenol Güneş üzülmüştür. Vitor Pereira ve Hamza Hamzaoğlu ile mücadale etmek daha çok tercih edebileceği bir durumdu. Galatasaray'ın oyuncu grubu açısından durumu ele alırsak yaşlı kurt onları hizaya sokacaktır. 

Bu kadar pembe tablo çizmek iyi güzel fakat Mustafa Denizli ile ilgili kafamızda soru işaretleri de yok değil. Mevcut Galatasaray yönetimi ile kuracağı diyalog tam anlamıyla muamma. Ayrıca FFP kapıdayken hocanın transfer taleplerine verilecek cevapta ayrı bir konu. Ve bence en önemlisi Mustafa Hoca'nın aklında ki ne ? Buıraya 1,5 sene hizmet edip jübilemi yapmaya geldi yoksa Derwall modelinden hareketle Galatasaray'ın geleceğine bir tuğla daha mı koymaya geldi? Bana göre Mustafa Denizli'nin Galatasaray'ı şampiyon yapmasa da olur yeter ki kendisinden sonra gelecek hocaya yön versin önünü açsın yardımcı olsun. Mustafa Denizli işte o zaman açtığı parantezi başarılı kendine yakışır şekilde kapatmış olur.

Selametle

Pazar, Kasım 22, 2015

Yönetim-Futbolcu-Taraftar Dökülüyorsun Galatasaray

Teknik direktör olmak zor iş. Hele birde bu görev Galatasaray'da ise hem o makama erişmek zor hemde orada kalıcı olabilmek çok daha zor. Camianın içi zaten cadı kazanı iken birde buna tribün ve medya faktörleri de eklenince sadece işime bakayım demekle yürümüyor işler. 3 kupa da alsan 4. yıldızı da taksan adın tarihe dahi geçsen olmaz. Ne olduğunu bile anlayamadan kendini kapının önünde bulursun.

Lucescu'yu Gerets'i hatta Fatih Terim'i kapıyı gösteren bu düzende Hamzaoğlu'nun şansı zaten yoktu. Onu göndermeye zaten geldikleri gün karar vermiş yönetimin işini kolaylaştırmak adına Hamzaoğlu'da elinden geleni ardına koymadı. Belki tüm bunlar olurken taraftarı arkasına almayı düşünebilseydi - ki bu fazlası ile mümkündü- bu kukla yönetimin işi daha da zorlaşacaktı ama olmadı. Yönetim baktı ki tribün yakında kellemizi isteyecek önceden tasarlamış olduğu şampiyonluk sebebi ile rafa kaldırdığı planı uygulamaya sokarak Fatih İşbecer'i tetikçilikle görevlendirip Hamzaoğlu'nu kapının önüne koyuverdi. 

Geldikleri günden bu yana plansız ve programsız şekilde ilerleyen Dursun Özbek yönetimi şüphesiz ki Hamzaoğlu'nun yerine getirecek hoca ile henüz anlaşmadı ve takım yeni bir kaosa doğru sürüklenmekte. Spontane gelişmiş gibi medyaya pompalanan bu ayrılığın aslında Galatasaray yönetiminin vizyonsuz ve de düşünmeden hareket ettiğinin onlarca örneğinden sadece bir tanesi. Sponsor anlaşmalarında ki karmaşadan transfer dönemindeki başı bozukluk ve organizasyon eksikliği bugün hoca arayışı konusunda yaşayacaklarımız konusunda bize fazlasıyla iç karartıcı fikirler veriyor.

Takıma ve dün ki maça gelirsek; Galatasaray bildiğimiz gibi. Hamzaoğlu sonrası 180 derece değişmiş bir takımı devre arasından önce görmemiz çok zor. Takımda hala belli futbolcular sorumluluk alma ve mevcut duruma isyan eder durumda. Sayıları azınlıkta olmasından dolayı bu ne skora nede takımda ki diğer arkadaşlarına etki etmekten uzak. Sözde bağımsız taraftar grubumuzda yavaş da olsa yönetime karşı tepki vermeye başladı. Biraz geç oldu ama yine de önemli bir tepkiydi. Yönetimin güdümünden çıkmaya başladıklarını görmek güzel.

Kim Gelmeli ?


Fatih Terim'i, Roberto Mancini, Cesare Prandelli ve son olarak Hamza Hamzaoğlu bu oyuncu grubundan pek çoğunun gördüğü antrenörler. Elbette ki her hocanın farklı farklı gidiş sebepleri var ancak gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta futbolcuların da bu gidişlerde paylarının olması. Galatasaray'ın belki devre arasında değil ama yaz döneminde kadroda ciddi revizyona ihtiyacı var. Bugün hangi hocaya teklif götürürseniz götürün son dört yılda üç şampiyonluk yaşamış bu camia ya gelmek istemekle birlikte giden antrenör ve başkanları da göz ardı edemez. Burası futbolcusundan yöneticisine tam bir cadı kazanı ve bugün başkanın yarında antrenörün biranda görev dışı kalma olasılığı fazlasıyla yüksek. Daha şimdiden Mayıs'ta kongre var söylentileri kulaktan kulağa fısıldanırken hangi antrenörü ne şartlarda ve neleri vaat ederek getire bileceksiniz? Garantiniz ne olacak? Yönetim arkasında dursa ne olacak? Kısaca Denizli gelse ne olacak Favre gelse ne olacak ?

İşin özü Galatasaray ligi şampiyonda tamamlayabilir Avrupa Kupalarının dışında kalarak da bitirebilir. Galatasaray taraftarı buna kendini hazırlamalı ama asıl suçlunun ne sahada ki futbolcular ne de mevcut yönetim olduğunu düşünmemeli. Galatasaray'ın sorunu kendine kukla arayan genel kurul üyeleridir. Onların derdi Ada'da ki çay fiyatları, bizim ki ise kulübün geleceği. Bir gün bu taraftarla ortak noktada buluşabilirler ise Galatasaray'ın geleceği hakkında güzel şeyler söyleme fırsatımız olur...


Selametle

Çarşamba, Eylül 02, 2015

Galatasaraya Bir Hikaye Lazım

4 Yıldız - 3 Başkan - 2 Hoca ile tamamlanmış 2014/2015 sezonunun ardından gelen 3 kupa. Dünya'nın neresine giderseniz gidin bu hikayeyi pek çok kişiye inandıramazsınız. Ama burası Türkiye heran herşey olabiliyor ve ülkemi belkide bu garipliklerinden dolayı seviyorum.

Transfer sezonu tamamlanmadan liglerin başlamasını garipsesem de bu süreç içerisinde sahaya konan futbol sezon boyunca izleyeceğimiz filmin fragmanı oluyor aslında. Geçen yıl ki korku filminin sonunda ki süpriz final bile Galatasaray taraftarını mutlu etmedi. Aslında biz tribündekiler genelde 2 tür filden hoşlanırız;

1- Aksiyon
2- Arabesk

Aksiyonlarla dolu sezona örnek olarak Ünal Aysallı yılları rahatlıkla söyleyebiliriz. Arabesk sezonlar için ise 2005/2006 sezonu ( meşhur 16 dakika ) yada 2007/2008 sezonu ( Cevat Güler ile gelen şampiyonluk ) örnek verilebilir. Bu iki şampiyonluğunda taraftarda bıraktığı haz duygusu bir başkadır. Ülke olarak seviyoruz arabesk hikayeleri ancak zaman değişiyor ve arabesk hikayeler eskisi kadar seyirciyi etkilemiyor. Yüksek bütçeli Aksiyon filmleri daha fazla ilgi çeker oldu. Ama sağlam ve inandırıcı bir hikayeniz varsa arabesk hala iş yapar.

2015/2016 sezonunun fragmanını izlediğimizde acaba bu sene korku filmi mi izliycez yoksa arabeskin dibine mi vurucaz kaygısı var. Basiretsiz bir yönetim, denge diye diye dengesini kaybetmiş bir hoca ve son dakika filmin senaryosunu beğenmeyip İnter'e kaçan bir başrol oyuncusundan yoksun bir ekip var karşımızda. Bu kadar eksiye rağmen hala bu filmi izlemek için sebeplerimizde var. Muslera, Chedjou, Semih, Wesley, Poldi.... ve hepsinden öte Galatasaraya olan sevgimiz.


Dedim ya bu kadar kötü bir tablo önümüzdeyken taraftarı şampiyonluğa inandırmak, kenetlendirmek zor iş. Öncelikle Galatasaray taraftarı kandırıldığını hissediyor. Verilen sözlerin tutulmadığının, yapılan transfer hamlelerinin yanlışlığının, yönetmen koltuğunda oturan denge mümtelasının bu işin altından kalkamayacağının farkında. Yine de iyi bakmak istiyor geleceğe ve bu filmi fragmanını beğenmediği halde izlemek istiyor. Galatasaray yönetimi ise artık bir karar vermeli, ya taraftarının önüne çıkıp yüzleşecek ve onların desteğini alacak ya da Galatasaray tarihine geçip ( umarım olmaz ) küfürler eşliğinde seçime gitmek zorunda bırakılacaklar.

Gelen oyuncular elbette önemli isimler, tıpkı gidenler gibi. Oyuncular gelir geçer takımlar şampiyon olurlar. Galatasarayın takım olmaya ihtiyacı var. Galatasaray'ın transfere değil taraftarı yeniden kenetleyecek bir hikayeye ihtiyacı var.

Umarım bu hikaye yazılır....

Fragman Bitti, Film Asıl Şimdi Başlıyor...

Selametle


Çarşamba, Temmuz 15, 2015

Kılıçlar Çekilmek Üzere: Galatasaray Taraftarı vs Dursun Özbek Yönetimi

2014/2015 sezonunu çifte kupa ile bitirmiş olmanın verdiği rahatlıkla rahat bir transfer sezonu geçireceğimizi ümit ediyordum. Sağlam bir iskeleti olan Galatasaray'ın belirli mevkilere nokta atışı transferler yapmak mevcut mali sıkıntıları da göze aldığımızda olması gerekendi. Başkan adaylığı boyunca sergilediği tavır ve açıklamaları ütopik gelse de seçildikten sonra Dursun Özbek'e ve yönetim kuruluna saygı ile yaklaşmamız, atacağı adımları beklememiz gerektiği taraftarın çok iyi bildiği bir durumdu. Ne yazık ki hem kendileri hemde yönetiminde ki kişiler taraftarın onlara verdiği krediyi çok çabuk tüketti.

Daha transfer döneminin yarısına henüz gelmişken taraftarla yönetimin arası neden bu kadar açıldı önce bu teşhisi koymak gerekir. Birilerine göre Fenerbahçe'nin saldırgan ve başarılı transfer politikası bu duruma tuz biber ekse de bana göre sanıldığı kadar taraftar üzerinde bir baskı oluşturmuş değil. Galatasaray taraftarı kulübün geleceğinden son derece endişeli. Taraftarın endişelerini maddelersek;

Dursun Özbek: Önceki yönetimin içerisinde olması açısından mali durumu bilmesi büyük bir avantajdı. Seçim süreci boyunca hem delegelere hemde taraftara empoze ettiği "Galatasarayın maddi sıkıntısı yok." imajı gün geçtikçe kendisini daha da sıkıntıya soktu ve taraftar gözünde inandırıcılığını kaybetti. Ne futbol ne de basketbol takımına şuana kadar sponsor bulunamayışı, transferlerde yapılan acemice - yada kasıtlı- hatalar, verilen yıldız oyuncu transferi sözlerinin an itibariyle tutulamaması Dursun Başkan'ı taraftarın gözünde bitirme noktasına getirdi. 10 Temmuz'da yapılan Olağanüstü Mali Genel Kurulda aldığı bazıları Ünal Aysal'a verilmemiş yetkilerle ne yapacağını hepimiz merak ediyoruz. Seçim döneminde "Mali Disiplin" kelimesini dilinden düşürmeyen sevgili başkanımız hala Sabri Sarıoğlu ile yapılan sözleşmenin mantığını anlatabilmiş değil. Ayrıca kardeşinin inşaat işleri bahanesi ile Florya'da oyuncular ile sözleşme pazarlığı yapmasının Galatasaray kültürü ile nasıl bir alakası var gerçekten merak ediyorum.

Cüneyt Tanman: Keşke bu göreve gelmeseydi de gazetesinde güzel güzel maç yorumlarını okusaydık. İyi futbolcudan iyi antrenör olmaz deyimini bir seviye daha atlatıp iyi oyuncudan iyi yönetici de olmaz aşamasına gelmesinin vücut bulmuş hali gibi. Sırf yerli oyuncuları korumak pahasına kendini bu kadar ezdirip gülünç duruma düşürmenin mantığını anlamak zor. Beğenmek göreceli bir kavram ama kıyaslanan şey eğer birbirine yakınsa. Maxi ile Sabri'nin tek ortak yanı mevkiileri, tıpkı elma ile armutun tek ortak yönlerinin meyve olması gibi.

Hamza Hamzaoğlu: "Sitemde sevgidendir" diye bir söz vardır ya işte Hamza Hoca'ya karşı olan duygularımın net tercümesidir bu cümle. Geçen sene ki başarısını elbette ki yadsıyacak değilim. Prandelli sonrası çölde vaha etkisi yarattığından zerre kuşkum yok ama fazlasını yapabilirdi. Kazanan her daim haklı olmadığı gibi Hamza Hoca'da sadece doğruları yaptığı için şampiyonluğu kazanmadı. Beni düşündüren esas nokta Hamza Hoca'nın hatalarından bir türlü ders çıkartamaması. Geçen sezon için onu eleştirmek bir yerden sonra haksızlık olur. Zira Pandev'i Dzemaili'yi o transfer etmedi. Bu sezon onun için daha iyi bir ölçü olacaktır diye düşünmek istesem de şuana kadar ki takındığı tavır şakadan öte, izahı yok. Unuttuğu bir şey var ki bu oyuncu grubu Fatih Terim'i, Mancini'yi, Prandelli'yi yedi yani sabıkası iyi değil. Bu takımdan ilk biri gidecekse onun Hamza Hoca olduğunu tahmin etmek çok zor değil. Takım içi adaletten, dengeden bahseden Hamza Hoca Selçuk'tan Burak'tan Olcan'dan esirgemediğin adaleti takımın diğer oyuncularına da aynı şekilde göstermeli. Şunu hepimiz iyi biliyoruz ki Sneijder bile birazcık sendelese ondan ilk vazgeçecek olan Hamza Hoca olacaktır.

Galatasaray taraftarını transfer manyağı gibi gören ve o küçük akıllarıyla dalga geçtiğini sanan yöneticiler her daim yanılmaya mahkumdur. Galatasaray taraftarı en az yöneticisi kadar, liselisi kadar bu kulübün geleceğini düşünüyor, kafa yoruyor. Hemde menfaatsizce! Galatasaray taraftarının tek derdi kulübünün geleceği ve Avrupa'da elde edeceği başarıdır. Galatasaray taraftarının geçen yıl ki Avrupa performansının bir benzerini daha yaşamaya tahammülü yok. 

Selametle

Pazartesi, Temmuz 06, 2015

Lukas Podolski Galatasaray'da


Yıllardır en çok istediğim oyunculardan biriydi Podolski. Aslında ben ne zaman bir transferi çok istesem ya gelen oyuncu sakatlanır ya kötü performans gösterir ya da hiç gelmez. Xavier, Zlatan, Pires, Gallardo, Berkant, Cana, Serkan Aykut, Sercan Yıldırım, Ufuk Ceylan, Revivo, Baliç, G.Dos Santos... şeklinde bu liste uzar gider.

Podolski Galatasaray'ın ihtiyacı olan nokta transferlerden biriydi. Hem hücumun hemen hemen her bölgesinde görev alabilecek, asist özelliği,şut tehdidi olan dikine kaleye gidebilen, uluslararası tecrübeye sahip ve belki de her şeyden önemlisi maliyet anlamında Galatasaray'a en uygun isimdi.

Bakalım kağıt üzerinde bu kadar Galatasaray'a uyumlu görünen Poldolski geçmişteki hayal kırıklıklarım arasına mı eklenecek yoksa en azından bir Kewell etkisi yaratabilecek mi?

Hoşgeldin Poldi

2014-2015 Süleyman Seba Sezonunun Ardından

Film gibi bir sezon geçirdik desek abartmış olmam herhalde. Türünü tanımlamakta biraz zorlansak da biz Galatasaraylılar için mutlu son ile bittiği kesin. 3 Başkan, 2 teknik direktör gördüğümüz sezonu 2 kupa ile bitirmek nereden bakarsanız bakın ancak Türk filmlerinde göreceğiniz abzürtlük de bir son.

Sezonu elbetteki Hamza Hamzaoğlu öncesi ve sonrası diye ayırmak doğru olacak. Cesare Prandelli'nin gelişi, ülke futboluna ve ülkede ki taraftar profiline ne yazık ki uyum sağlayamadı. Transfer döneminde yapılan hatalarda üzerine eklenince İtalyan hoca çok bile kalmıştı Florya'da. Hamza Hamzaoğlu'nun Prandelli'den aldığı en büyük miras takımın lig sıralamasında ki konumuydu. Ancak Hamza Hoca bu takıma elinde ki malzemeyi de göz önünde bulundurursak verebileceği maksimum katkıyı verdi ve oyuncularından karşılığını fazlası ile aldı. Başta Yasin Öztekin olmak üzere Snijder, Selçuk ve Burak'tan aldığı verim şampiyonluğun en önemli anahtarıydı. Bel fıtığı ameliyatı sonrası Felipe Melo'nun sahalara tıbba aykırı şekilde geri dönmesi, onun yokluğunda Hamit Altıntop'un Galatasaray kariyerinde ki en iyi sezonunu geçirmesi ve Melo'nun yokluğunu aratmaması unutulmaması gereken noktalar.

Birde Fernando Muslera faktörü var tabi. Sezonun son 10 haftasına net olarak damgasını vurmuş belki de Hamza Hoca'nın o meşhur " Olacak, olacak !" inancındaki en büyük güvencesiydi. Elbette ki bu son 10 haftada Semih Kaya'nın sakatlıktan kurtulup tekrar form tutması, Melo'nun sakatlık sonrası formasını geri alarak orta saha ve defansa kattığı direnç önemliydi ama bunların hiçbirisi Mersin'de 6 pas içerisinde çıkarttığı topu izah edebilir ne de Arena'da Karabükspor'un 45.dk kurtardığı frikiği izah edebilir. Muslera benim için hiçbir zaman bir Taffarel olamayacak belki ama Mondragon'u geçti desem sanırım Kolombiyalı'ya ayıp etmiş olmam.

Ve tabi ki Wesley. Ondan bahsetmeden ve hakkını vermeden 4 yıldızın hikayesi anlatılamaz. Artık gönül rahatlığı ile Hagi'den sonra giydiği 10 numaranın hakkını sonuna kadar veren bir oyuncumuz var. Belki bir kaç sene daha bizimle ancak onun sonrasında artık atılacak gazete manşetleri Galatasaray yeni Hagi'sini arıyor değil, Galatasaray yeni Sneijder'ını arıyor olacak. Vakit varken bol bol izlemeli ve keyfini çıkartmalıyız. Bizim nesil Hagi'nin müthiş gollerini HD kalitesinde izleyemedi belki ama Sneijder o eksikliğimizi kapatacak bu gidişle.

Benim için sezonun özeti kısaca bu, aslında çok detay var ama şimdilik bu kadar yeterli. Fazla da abartmanın alemi yok. Alt tarafı şampiyon olduk ve en önemlisi Şampiyonlar Ligi'ne direk katılma hakkı elde edildi. Kimileri için şampiyonluk her şeydir ama söz konusu Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi için araçtan öte değildir.