Yazan:
Sonay Metin
Maç başlamadan önce içimde bir garip tedirginlik, bir isteksizlik, bir tuhaflık vardı. Son haftalara damgasını vuran kötü oyun ve geçen hafta derbi yüzünden dibe vuran morallerimiz, hafta arasında alınan Buca galibiyetiyle de yerine gelmemişti. Nedense hiç heyecan yoktu içimde.. Belli ki Ali Sami Yen'i "doldurmayan" taraftarlar da aynı duygular içindeydi benle.. Oyuncular sahaya çıkınca bir de baktık ki moralleri bozuk olanlar sadece biz taraftarlar değildik; zira futbolcuların da yüzleri oldukça asıktı. Yedikleri nanenin farkında olmaları adına bir bakıma güzel.. Ama diğer yandan bu bozuk ruh hali, takım üzerindeki olumsuz hava, menfi neticeleri doğurma ihtimalini de beraberinde getiriyordu ve bunun olmasını hiç istemezdik..
Haftalar önce olası bir Fener mağlubiyeti sonrasında, evindeki bir Sivas maçında puan ya da puanların kaybedilmesi durumunda Rijkaard'ın "teknik durmunun" tekrar gözden geçirilebilineceği ihtimali, fikstür üzerinden köşe doldurmayı marifet sayan kimi skor yazarları tarafından dile getirilmişti. Ancak burada atlanan detay, Mecnun Odyakmaz tarafından bu sezon içi neredeyse boşaltılan bir Sivasspor karşısındaki puan kaybının Kadıköy'den çıkacak sonuç kadar kuvvetli bir ihtimal olmadığıydı! İstanbul'daki olumsuz hava koşullarının da katkısıyla matem havasında başlayan karşılaşma en başından vaad ettiği sıkıcılığı yaşatıyordu.
Genel adet üzerine Galatasaray, ilk bölümde ugulamayı düşündüğü baskılı futbolu sahaya yansıtıyor, ne var ki olgun atak geliştirme konusunda biraz kısır kalıyordu. Bunu Keita'nın üç maçlık yumruğuna, Elano'nun iki maçlık eline, Biraz da Arda'nın keyifsizliğine bağlıyorduk. Tabi maç başlamadan önce Ayhan'ın kenarda oturacağını görmek bu karmaşık duygularımıza limon sıkıyordu. Zaten organize geliştiğimiz bir atak yokken, bir de ileri top taşıyabilen ve ofansif gücü destekleyebilen bir Ayhan'ın yokluğunu sadece Fener maçındaki çok kötü performansına bağlayabilirdik, öyle de yaptık..
Onun yerine, ortaya sahaya son zamanlarda aksayan mücadele gücüne biraz daha dinamizm getirecek, koşacak ve hatta futbolu benim sevdiğim şekilde, yani "basit" oynayabilen bir Barış vardı sahada.. Yalnız bugün sahada kalmasını yaptığı hareketin hakemin gözünden kaçmasına borçlu, onu da söylemeden geçmeyelim.. Ama o boşa çıkıyor, arkadaşını kaçırıyor, koşuyor, mücadele ediyor, futbolun doğrularını en yalın şekliyle yapıyor. Arda'dan da bunu bekliyoruz. Bunu yaptığı müddetçe harikalar yaratacak bir oyuncu Arda, ama o hala aldığı topları ilk seferde değil, hep bir iki çalım denemesinden sonra vermeyi düşünüyor. Bu yüzden de hem çabuk yoruluyor, hem de atak yaparken kaptırdığı topların kontratağa dönüşme ihtimali doğuyor.
Neyse ki gol, sinyallerini öyle ya da böyle veriyor. Nonda öne geçme şansını maçın başında kaçırırken, on dakika kadar sonra da yağmurun kararttğı havayı biraz olsun yine bizzat kendisi dağıtıyor. Sonrasında yine durulan takım onsekiz içine "olgun" giremiyor ne yazık ki. Bu da kaçar mı dediğimiz tek pozisyon Mustafa Sarp'ın kafasıyla geliyor..
Takımın, ikinci yarıya daha güzel başlamasını devre arasında Rijkaard'dan yiyecekleri paparaya bağladığımızdan bir an önce ilk yarı bitsin istiyoruz. O esnada Petkoviç de devrenin bu şekilde bitmesini istediğinden olsa gerek bir güzellik yapıp, topu oyuna sokmamakta ısrar edince faul yapıyor ve kazanılan çiftvuruşu "adamım" gole çevirerek maçın skorunu daha ilk yarıdan ilan ediyor bizlere..
Şöyle bir bakıyoruz maçın ilk yarısına; bir Sabri var koşan, mücadele eden, bir de Barış.. Sabri maç içinde isabetsiz ortadan tutun da hakemle dalaşmaya, gereksiz yere kart görmeye kadar kendisinden beklenen (!) bir yığın olumsuz hareketi yine sergiledi belki.. Ama ruhunu da sahaya serdiğini söylemezsek ayıp emiş oluruz.. Barış da belli ki Keita'nın yokluğunu iyi değerlendirmek istiyor ve bu şansı her zaman bulamayabileceğinin farkında.. O yüzden o da diğer arkdaşlarından biraz öne çıkmayı başardı..
İkinci yarı başladığında yağmur aralıksız yağmaya devam ediyordu.. Ve bizim iyi futbola yönelik beklentilerimiz de yağan yağmurla birlikte eriyip gidiyordu. Bulunan 4-5 gol pozisyonu vardı, yok değil. Ama bunlar tamamen bireysel yetenekler sayesinde doğmuşlardı. Oyun açısından gözle görülür bir gelişme yoktu maalesef. Bu yarıda Arda, Kewell, Barış gole yaklaşan isimler oldular.. Ama şanssızlık farkın açılmasını önledi.
Benim için güzel, güzel olduğu kadar da merak uyandırıcı bir durum vardı.. Lİnderoth! O oyuna girince orta sahadaki "reorganize" yapıyı biraz olsun olumlu yönde etkileyebilecek mi acaba diye merak ettim. Çoook uzun bir sakatlık dönemi sonrası yeni yeni sahalara dönemeye hazırlandığı anda tekrar sakatlanıp bir türlü oynayabilecek duruma gelemeyen bir oyuncu olduğundan tahmin ediyorum ki onu tek merak eden ben değildim! İyi buldum garibimi.. 15 dakika onun gibi "yabancı" bir oyuncu için ideal bir süre.. Hem kupa maçlarında, hem de Avrupa'daki kolay rakiplere karşı daha uzun sürelerle görev almasını bekliyorum. Bu şekilde Ayhan kendine biraz daha çeki düzen vermesi gerektiğini hatırlar..
Her iki takımın da maçı 2-0'a bağlama gayreti (!) sonunda ortaya çıkan şey sadece üç puan oldu. Böyle bir Sivasspor karşısında bile organize olamamak seyredene işkence oluyor. Belki Linderoth daha önce girebilecek hale gelse, Mehmet Topal sadece sağa-sola yapmayıp ileri doğru daha cesur oynayabilse ya da Arda Kewell'ı biraz örnek alsa bu kadar olumsuz şeyi sıralamazdık ardı ardına.. Rijkaard'ın bunları acilen çözmesi ve sezon başındaki performansı tekrar yakalaması gerek..
Yoksa taraftarın heyecan almak için takım üzerine bahis oynamaktan başka çaresi kalmayacak bu gidişle!
Pazartesi, Kasım 02, 2009
Yazan:
Sonay Metin

Askerdeyken, insan bir farklı oluyormuş.. Zaman denen kavram insanın hiç bilmediği bir hal alıyormuş.. O güne kadar vızır vızır geçen günler o kalıbın içine sığmaya çalışırken nedense olduğu yerde sayıyormuş! Gidip dönen abilerimizden, arkadaşlarımızdan, yakınlarımızdan hem bununla ilgili, hem de askerlik süresince yaşananlara ilişkin çok şey dinlemiştik.. Kimine inanır, kimine yok artık, kimine de "yuh artık" derdik.. Ama yine de, ihtiyatlı olma kaygısı yüzünden olsa gerek, her anlatılanı kulağımıza küpe yapmadan da edemezdik..
Günü geldi ve biz de gittik.. Bir güzel evirdiler, çevirdiler; sağımızdan, solumuzdan ve tepemizden bastırdılar, sonunda istedikleri kabın içine sığdırdılar :) İnsan kendisini en kötüsüne hazırlayınca devletin size sunduğu imkan(sızlık)lar ve oradayken çektikleriniz çok da gözünüde büyümüyor.. Bu yüzden her şeyi olduğu gibi kabullenmek, garip gelmesi kesin olan uygulamalara kafa yormamak, sizden istenileni aynen yapmak özgürlüğe giden en kestirme yol. Belli başlı bazı rutinlere sizden önce gelmiş olması nedeniyle çoktan alıştırılmış olan insanlara katılıp, onların arasında eriyip gitmek ve sonunda size özgürlüğünüzü geri verdiklerinin resmi kanıtı olan tezkerenize kavuşmayı beklemek bütün süreç içindeki tek mantıklı seçeneğiniz oluyor. Biz de kısa sürede bu gerçeği kavrayıp, kendi çapımızda "Einstein"lık yaptık ve zamanın bir nevi hızlı akmasını sağladık :))
Ama dedim ya, en kötüsüne hazırlıklı olmak bu süreci kolaylaştırıyor :)
Ben de hayırlısıyla bitirip dönecek olmanın ve aylarca ayrı kaldığım ortamıma; yani yuvama, aileme, dostlarıma ve İstanbul'uma tekrar kavuşacak olmanın heyecanını yaşadım. Yokluğumda blogumuzun yükünü tamamen sırtına yıktığım ortağım Emre'yle spor gündemine "sarmaya" devam etmek de bu heyecana dahildi.. Ve bu "mutlı son"u yaşamak dünyanın en güzel duygusuydu benim için..
Geleli epeyi bir süre oldu, ancak ben hâlâ daha dün gelmiş gibi hissederken kendimi, sevgili ortağımın sürekli olarak dürtüklemelerine maruz kalınca idrak ettim, bünyeme yüklenen bu hantallıktan artık sıyrılmak gerektiğini! Gelgelelim ne kadar niyet etsem de, başlıklar açıp altlarına bir şeyler yazmaya yeltensem de beceremedim.. E, niyet de sadece Allah indinde makbuldü [o da bir nebze :)], ancak blog karalamak konusunda hiç bir getirisi yoktu.. Hep Emre'nin çizgisine layık olma kaygısındandı bu yaşadıklarım.. Ben de anladım ki bu tarz yazmaya-çizmeye yönelik uğraşlara ara vermeye gelmiyormuş meğer.. Onu da öğrendim bu sayede. Yine de elimizden-dilimizden geldiğince bir şeyler karalamaya ve bu sayfayı takip eden onbinlerin :P beklentisini karşılamaya çalışacağız artık..
Belki lafı biraz uzatmışımdır istemeden, ama gerçekten özlediğimden dostlarım..
Gerçekten özlediğimden..
Tekrar merhaba ;)
Yazan:
Emre Yılmaz

''Benim naciz bedenim elbet bir gün toprak olacaktır ancak TÜRKİYE CUMHURİYETİ ilelebet payidar kalacaktır."
Mustafa Kemal Atatürk
Yazan:
Emre Yılmaz

Galliani'nin verdiği demeç bu yönde ve Ocak ayından itibaren Beckham sene sonuna kadar tekrar Avrupa'da oynayacak. Kesinleşmiş bir imza olmasada Galliani bu kadar açık konuştuğuna göre iş bitmiş demektir. Kalitesi düşmüş İtalya ligine biraz olsun tat gelecektir tabiki Milan'a da...
Yazan:
Emre Yılmaz
10 senedir aynı terane. Zihniyet değişmedikçe buradan değil 10 20 sene sonra bile kazanması zor. Ruhunuz yoksa sahada yeriniz yoktur.Uzun cümleler yerine kısa notlarla devam etsem daha iyi olacak.
1. Rijkaard; Elano tercihi kendisi sistemine bir ihanettir. Haftalardır bu takımın orta sahası alarm verirken bu kadar önemli bir maçta tercihin Elano olmasını çözemedim. Barış ve Mehmet Topal orta sahaya takviye edilemezmiydi? Orta sahan bu kadar kırılganken sen hala Elano diyorsan yorum yok!
2. Arda; Şuan muhtemelen playstation oynuyordur. Bizlerin en çok güvendiği insan bugün sahada yoktu. Ben sadece tribüne gelirken gördüm birde Baroni ile kavga ederken sonrası yok. Bu mudur Arda TURAN !
3. Leo Franco; Şunda hem fikirim takım savunmasında sıkıntı var ancak bir kaleci kalesinde güven vermeli. Leo Franco hangimize güven veriyor. Sezon daha uzun umarım yanılırım. De Santcis'i beğenmeyenlere ince bir sitemim var şimdilik susuyorum.
4. Bünyamin Gezer; Emre daha maçın başında Baros'u biçti tık yok. Baroni Arda'ya attığı yumruk tık yok. Atılan ilk gol ofsayt. Penaltı poziyonunu sabaha kadar tartışırım.
5. Güvenlik; Kafamıza atılan topillerin haddi hesabı yok, açılan küfürlü pankartlar cabası çığrından çıkan ve polis müdahalesine maruz kalan yine biz. Ama orası Kadıköy orada herşey mübah!
Bunlar sadece bu maç için notlar artık bu taraftara bu işkenceyi kimsenin çektirmeye hakkı yok sahada o forma altında bu kadar ruhsuz ve şuursuz şekilde hareket etme hakkı yok.
Sahada mücadele eden ve kazanmayı hakeden Fenerbahçe'ye tebrikler...
Yazan:
Emre Yılmaz


Dört mevsim gibi bir takımımız var vesselam. Öyle bir maça başlıyorsun ki akıllara ziyan arka arkaya pozisyonlar ön alanda baskı forvetler eğer beceriklilerse 2 ve üzeri goller. Taraftar mest olmuş çoktan Kadıköy yollarına düşmüş. Ardından ikinci yarı başlıyor skor fark 3 e çıkıyor sonra 4 oluyor. İşte tam bu sırada Sami Yen'de esen bahar rüzgarı bir anda fırtınaya dönüşüyor. Sistem takımı olma yolunda isek sahada Elano varmış Arda varmış farketmemeli zaten fark etmiyorda Galatasaray bir türlü oyunu rolantiye alıp zaman geçiremiyor. Defansa geçmekle oyunu tutmak arasında büyük bir sıkıntı var. Trabzon maçında olduğu gibi Barış'ın oyuna girmesi yorulan orta sahayı biraz olsun canlandırdıysada sizdiyin rehavet ben diyeyim Fenerbahçe maçının arifesi takım mücadeleden düşüyor ve iş savunmanın göbeğine yada rakip takım oyuncularının beceriksizliğine kalıyor.
Artık derbiye odaklanma vakti geldi. Fenerbahçe'de Bükreş'ten moralli dönüyor. 10 yıldır kazanamamak elbette oyuncular kadar taraftar üzerinde de stres yaratıyor. Bizler biliyoruz ki bu maçı alan şampiyon olmuyor ama....
Yazan:
Emre Yılmaz
Gecenin tartışmasız en güzel maçıydı ve ben mecburen Beşiktaş maçını izlemek zorunda kaldım. Dida ya söyleyecek lafım yok herşey ortada da o gol Casillas'a yakışmadı....
Yazan:
Emre Yılmaz

Sezon başından beri kadro istikrarını bir türlü yakalayamayan Mustafa Hoca bu maçtada standardını bozmadı. Maç aslından Wolfsburg 11 kişi oynadığı ve Wolfsburg 10 kişi oynadığı dönem olarak 2 ye ayrılıyor. Ancak rakip 10 kişi kaldığı dönemde bile Beşiktaşlı futbolcuların yada Hocanın bana göre yeteri kadar risk almaması Beşiktaşı galibiyetten etti. Maçın geneline bakıldığında sahanın en iyisi olarak Ferrari'yi görüyorsak. Söylenecek pekte birşey kalmıyor. İkinci maçta Grafite'nin yerine muhtemelen Martins oynayacak ki kendileri deplasman için daha tehlikeli bir oyuncu Beşiktaş için sıkıntı olabilir.

Beşiktaş öyle yada böyle bir çıkışa geçti. Çarşı'ya Mustafa Denizli'ye hatta Demirörene rağmen. Beşiktaş taraftarı bi karar vermeli bana göre; ya bu takıma destek olucaklar yada koca bir sezonu çöpe atmak için şuanki tavırlarına devam edecekler. Ligde alınan üst üste 2 galibiyet ardından Mustafa Denizli'nin kendi kariyerinde bile bir ilk olan Şampiyonlar Liginden alınan 1 puan. CSKA ve Wolfsburg maçlarının içerde olduğu düşünülürse tribünlerin takımdan desteğini çekmemesi çok önemli.
Yazan:
Emre Yılmaz
Ölüm; ne kadar soğuk ve ne kadar gerçekçi bir kelime. Hayatın bir gerçeği diyip geçemiyor insan başına gelince. Samet için hep bir ümit vardı içimizde, başarıcağına inanmıştık. Belki yaşadığı psikolojiden ve birtürlü bitmek bilemeyen tedavi sürecinden o artık inancını yitirmişti. Allah sevdiği kulunu çabuk yanına alır derler,demek ki onun daha fazla acı çekmesini istemedi ve Sametimiz bu akşam yanına aldı.
Tüm ailenin ve sevenlerinin başı sağolsun. Mekanın cennet olsun kardeşim.
Hoşçakal Samet...
Yazan:
Emre Yılmaz

Çok uzun zamandır beklediğim bir filmdi ve açıkçası değdi. Hazır kürt açılımının konuşulduğu şu günlerde gündemin ortasına düştü "Nefes ". Filmin gösterime girdiği Cuma akşamı 23:15 seasında yer bulabildim. Genelde sinemada adetimdir bi önceki seanstan çıkan insanların mimiklerini takip etmek konuşmalarına kulak kabartmak. Ancak içerden çıkan insanların hepsinin suratında bir donukluk vardı. Acaba fragmanları izledikten sonra çok mu şey bekliyorum diye düşünmeden edemedim.
Filme girmeden kafamda 2 tane kurgu vardı: 1. si bir timin Pkk ile olan mücadelesi ve yaptıkları operasyonlar diğeri ise askerlerin orada yaşadığı psikoloji üzerineydi. Levent Semerci 2. şıkkı tercih etmiş ancak öyle bir çatışma sahnesi çekmiş ki salondan onca insanın neden donuk bir surat ifadesiyle filmden çıktığını anladım. Gerçekten inanılmazdı! Tamam operasyon çatışma görmedik ama eğer o olay gerçekse Levent Semerci o anı iliklerimize kadar işledi.
Daha anlatılacak çok şey var ama kısaca mutlaka izleyin....

Yazan:
Emre Yılmaz


Gerçek mi balon mu yarın anlarız ancak heyecan verci olduğu kesin. A.Madrid bu sezon tam bir hayal kırlığı Fatih Terim için iyi bir seçenek. Ben aslında yine İtalya'ya gitmesini istiyorum sırf Morinho ile kapışmasını izlemek için ancak İspanya ligide fazlasıyla ilginç olur.
Yazan:
Emre Yılmaz
Hem yapılanları eleştirip hemde olayların gizli sorumlularına üst kademelerde görev vermek sadece bizim ülkemizde mi olur bilmiyorum. Yıllar yılı herkes futbol sahalarındaki anarşiden dem vurur kantarın topuzunuda medyadaki fanatik yazarlara atarlar. Ancak ne hikmetse kimse kendi kapısının önünü temizlemediğinden bir arpa boyu yol katedilmez.
Hürriyet gazetesinin ülkemiz üzerindeki etkisi ortada. Ancak bu gazetenin müdürleri ve sahipleri anlaşılan bunun farkında değiller. Düne kadar Ali Sami Yen stadındaki kareografiyi bile taktığı at gözlüğü nedeniyle göremeyen bi adamı getirip spor servisinin başına koymak gerçekten düşündürücü. Ercan Saatçi'nin bu zamana kadar bir adet objektif Türk Futboluna yarar sağlayacak yol gösterecek değişik bir açıdan değerlendirelebilecek yazısı varmıdır merak ediyorum?
Aslında yeni nesilde çok kaliteli ve değerli insanlar var. Mert Aydın-Uğur Meleke-Ali Ece-Mehmet Demirkol-Gökmen Özdemir. Bu kişilerde takım tutuyor ancak bi farkları var; diğer kulüpleride mantıklı birşekilde eleştirmesini biliyorlar yani taraftarlık yapmıyorlar. Ve futbolu bizim bu zamana kadar dinlemediğimiz şekilde anlatıyorlar.
Sözün özüne gelirsek bir futbol sever olarak ülkenin önde gelen gazetelerinden Hürriyet'in spor servisi bir Fenerbahçeliye veya Beşiktaşlıya emanet edilebilir sorun asla bu değil. Önemli olan bu kadar saygın bir gazetenin spor servisi müdürünün kafada kuşku uyandırmamasıdır....
Yazan:
Emre Yılmaz
Arada kaynamasını istemediğim bir konu ve kişiliktir Bülent Uygun. Bugün maç öncesi basına sızan istifa edecek haberi gerçekleşti. Aslında ona çok methiye ! düzerdim buradan ama gerek yok nasılsa yakın zamanda tekrar karşımıza çıkacaktır. Büyük konuşmaması gerektiğini bir türlü öğrenemedi bana göre İstanbul'da Laila Sivas'ta "La İlahe İllallah" demekle olmuyor işte bazı şeyler. Belki Sivas'a Laila açılacaktır. Bunun için istifa etmiştir kimbilir. Açılmazsa zaten Mecnun Başkan geriye çağırır onu.
Yazan:
Emre Yılmaz

Yazılacak belki çok şey var ama ben cümle kurabileceğimi sanmıyorum. Öncelikle hakemi yönettiği muhteşem maçtan dolayı takdir ediyorum ve ailesine selamlar yolluyorum. Sipariş verdiğimiz kınalarında bir kısmını bu zat-ı muhtereme yollamamız gerek. Şimdi anlayamadığım ve bir türlü cevaplayamadığım sorulara geliyorum. Belki şuan ki sinirim geçerse cevap bulurum;
1-) Bu takım çift forvet oynayamaz mı?
2-) Ayhan-Mehmet Topal-Mustafa Sarp kendilerine ne zaman çekidüzen verecek?
3-) Barış Özbek bu takımda oynayacak kapasitede değil mi?
4-) Nonda ve Baros bir defa olsun çift forvet denenemez mi?
5-) Sezon başında tek top oynayan topla az oynayan oyuncular neden bundan vazgeçti?
Bu mağlubiyet bize çokşey katacağına inanıyorum. FrankRijkaard bugün hakemlerle de tanışmış oldu. Artık bitek görmediği Kadıköy deplasmanı kaldı oraya kadar bu takımı toparlamalı. Bu medya 5 haftada kral yaptığı antrenörü 2 günde yerin dibine sokacak kapasitede. Bizler ve yönetim Rijkaard'ın arkasında olmalıyız zor günler kapıda Kadıköy'e çıkana kadar bu takıma rahat yok.....
Yazan:
Emre Yılmaz

Eski futbolcularımızın yorumculuk yapmasına bizim neslin alışması zaman alıcak anlaşılan. Ne deseler olay ne yaparlarsa manşet olmaya devam ediyor. Örneğin Hakan Şükür. Zamanında attığı gollerle yaranamadı şimdi ise yorumlarıyla kimseyi mutlu edemiyor. Böyle bi zorunluluğu varmı oda tartışılır.
Aslında bu ülkede iyi birşeyler yapmak hata zira asla onları cezasız bırakmıyoruz. Ama aradan vakit geçip o kişi hakkın rahmetine kavuşuncada onu yere göğe koyamıyoruz. Hakan Şükür oynarken attığı gollerden çok atamadıklarıyla, yaptığı asistlerden çok dini inançlarıyla eleştirildi. Ramazan ayı kimileri için huzur ayıydı belki ama Hakan Şükür için kaçırdığı her gol sonrası dert ayına dönüşürdü. Hakan Şükür kimi kesime göre ailemizin golcüsü kimilerine göre ise Galatasaray içinde kurulmuş dergahın dini lideriydi. Şimdi ise Hakan Şükür futbolun diğer tarafında gördüklerini doğru veya yanlış yazmaya ve söylemeye çalışıyor. Bunuda hazmedemiyoruz. Önce şuna karar vermeliyiz: Hakan Şükür Selçuk Yula gibi mi olsun ? Yoksa Galatasaray'ı yapıcı ve düzgün bir şekilde doğrusuyla yanlışıyla eleştiren birimi ?
En son Metin Oktay ile ilgili karşılaştırılması gündemde Hakan'ın. Aslında benim neslim için Metin Oktay bi şehir efsanesinden farksız. Belki bu yadırganabilir ancak bizler Metin Oktay'ı resimlerden fotoğraflardan ve birkaç eski görüntüden tanıyoruz. Hatta Melih Şabanoğlu gibi tarihçilerimiz olmasa bizim neslimizin hiçbir fikri olmayacaktı belkide. Bu açıdan teşekkür etmemiz lazım çünkü tarihini bilmeyen yok olmaya mahkumdur. Galatasaray yönetiminin de üstün çabalarıyla Metin Oktay son yıllarda dahada bi önem kazandı ve tribünlerede gayet doğru bir şekilde benimsetildi. Ve olması gereken oldu; Metin Oktay gerçeği onu görmeyen onun dönemine yetişemeyenler içinde büyük bir değer kazandı. Belki birgün Hakan Şükür'ü de kaybedersek o zaman onun içinde böyle şeyler yapılır. Bu bir Türkiye gerçeğidir aslında önce o değeri kaybetmemiz lazım ki kıymetini farkedelim....
Yazan:
Emre Yılmaz
Medyadaki en dinlenisi okunası bir kaç kişiden biri Uğur Meleke. Bugün ki Galatasaray değerlendirmeside gerçekten okumaya değer...
G.Saray’ın rakibi Levadia da, Tobol ve Maccabi’den çok çok farklı olması beklenmeyen, sadece ligin ortasında olduğu için enerjisi-gücüyle evinde belki bir derece sıkıntı çıkarabilecek bir takım.
Sanırım G.Saraylıların Levadia-
Kayseri-Levadia üçgeninde cevabını en çok merak ettikleri konu, öndeki 5 yıldızdan hangi dördünün, hangi pozisyonlarda oynayacağı mevzusu... Bence Rijkaard bu sorunun cevabını (Yani Elano, Arda, Kewell, Keita, Baros beşlisini nasıl kullanacağını) zaten 2 sezon önce
Barcelona’da vermişti.
O gün elindeki
Ronaldinho, Henry,
Eto’o, Messi, Krkic, Giovani ve Gudjohnsen’i sadece 3 (en fazla 4) forma ile memnun etmek zorunda olan Rijkaard, bakın sezon sonunda kimi kaç kez oynatmış: Henry (40), Krkic (40), Giovani (38), Messi (32), Gudjohnsen (31), Ronaldinho (26), Eto’o (22)... Şimdi bu verilere göre o takımda kim as, kim yedekti söyleyebilir misiniz? Öyleyse
Galatasaray’da (Aydın’ı da katarak) bu altılının sezon sonuna kadar keskin bir as/yedek hissi uyandırmadan formayı paylaşabileceğini varsayabiliriz. Şu anda 5 yıldız içinde kulübeye en yakın gözüken Kewell’ın takımın penaltıcısı olması tesadüf değil, üzerinde çok düşünülerek alınmış bir karar gibi geliyor bize.
Tabii bir de bu oyuncuların her birinin, söz konusu 4 pozisyonun hepsinde oynama ihtimalini de eklemek gerek.
Lionel Messi, son iki sezonda belki sol açıkta, sağ açıkta, santrforda 25’er maç oynadıysa, bunu Rijkaard’ın pozisyonlama konusundaki becerisine de bağlamak lazım.
Uğur Meleke
20/08/2009 - Milliyet Gazetesi
Perşembe, Ağustos 20, 2009
Yazan:
Emre Yılmaz

Ligin başlamasına 1-2 hafta kala kurulmuş ilk 11 deki 2-3 oyuncusununda bu hafta takıma katıldığını göz önüne alırsak Diyarbakırspor büyük bir iş başardı bu akşam. Bazı antrenörler elindeki malzeme ne olursa olsun kişisel özelliğini takıma yansıtabiliyor Fatih Terim bunun en iyi örneklerindendir mesela. Ziya Hoca'da bunun iyi örneklerinden. ( Bu arada gol yedik yav o kafa orada burdurulurmu Emre Güngör ! ).

Mendoza ve Tazemeta çok ilginç forvetler. İşin ilginci maçın ilk 20 dk. bölümü haricinde pekte etkili değillerdi. Maçın genelinde iyi Giray ve Egemen uzun toplarda iyilerdi ancak özellikle Egemen'nin bariz hataları ( özellikle birinci goldeki hamlesi muhteşemdi :D ) maçı Diyarbakırspor'un kazanmasındaki en büyük etken. Diyarbakır belki 3 puan aldı ama Egemen'e galibiyet priminden bi miktar göndermeliler.... ( Penaltı be.... )
Cumartesi, Ağustos 15, 2009
Yazan:
Emre Yılmaz


Çok farklı bir çalışma olmuş. İlk başta biraz tereddütle yaklaştım ancak dinledikçe daha da yerine oturmaya başladı. Özellikle 4. parça çok sağlam.
Pazartesi, Ağustos 10, 2009
Yazan:
Emre Yılmaz

İlk 20 dk istediği gibi oynayan geri kalan sürede de rakibi ve seyirciyi yer yer uyutan aradabi parlayan bi Galatasaray vardı dün akşam. Birazda erken gelen golün etkisiyle skoru korumak ve sezona bi kaza ile başlamama telaşı vardı. Takımda gördüğüm en büyük artı rakibe uzaktan şut dışında fırsat tanımamış olmalarıydı.

Bir Rijkaard var tabi. Maç öncesi ve sonrasında futbolcularıyla olan diyaloğu maç içerisinde ise goller sonrası sevinci takım içindeki bütünlüğün bi göstergesi. Gün geçtikçe hem Rijkaard'ın hem Neeskens'in Galatasaray için ne büyük bir şans olduğunu daha iyi anlıyorum. Umarım bu ahenk bozulmaz. Skor bugün iyi yarın kötü olabilir ama dayanışma olduğu sürece başarı gelecektir. Sanırım doğru yolda koşar adım gidiyoruz...