Çarşamba, Aralık 31, 2008

Angelina Jolie & Arshavin



"Arsene Wenger, Arshavin'in oyununu beğeniyor ve onu takımında görmek istiyor. Fakat ben de Angelina Jolie'yi beğeniyorum ama yanıma alamıyorum. Her zaman istediğiniz şeyler olmayabilir. Arsenal, Arshavin'i geçtiğimiz yaz mevsiminden beri istiyor. Neler olacağını bekleyip göreceğiz. İngiltere, İspanya ve İtalya'dan da talipliler var."


Dennis Lachter
Andrei Arshavin'in Menajeri

Pazartesi, Aralık 29, 2008

" Ben küçükken bile Beşiktaş'a Başkan olucam derdim."


Lig tatildi ama dün akşam spor programları mesaideydi. Kanaltürk'te Yıldırım Demirören'i izledim. Basın toplantısından pekte farklı şeyler söylemedi. Hani dinlerkende bazen haklı olduğunu düşündüm. Arada Football Manager'a dalsamda kulağım ondaydı.


Genel hatlarıyla Beşiktaş'ın önüne taş konulduğunun Galatasaray ile Fenerbahçe'nin üzerine lig oluşturulduğundan bahsetti. Yalan değil son yıllarda bu iki takım hep daha önde oldu. Ancak Yıldırım Demirören hala iğneyi kendine batırmıyor ve hep haklı olduğunu savunuyor. Biraz özeleştiri şart, yaptığı onca boşa giden transferler, takımı ona göre budanırken ne olduğuna anlam veremediğim saçma bir Beşiktaşlı Duruşu cümlesinin arkasına saklanıp takımını savunamaması Beşiktaşlıları yıllardır çileden çıkartmaya yetiyor. Seçimle geldim seçimle giderim cümleside bana biraz ego tatmini gibi geldi. Beşiktaş divan kurulunuda anlamak mümkün değil bu kadar eleştirip yine aynı kişi seçmek nasıl iştir çözemiyorum.


Son olarak dün geceden aklımda kalan cümleside çok traji komikti:


" Ben küçükken bile Beşiktaş'a Başkan olucam derdim."


Yıldırım Demirören

Cuma, Aralık 26, 2008

Ronaldinho Trabzon'da


Bu kadar kaliteli olmasaydı koymazdım. Hazırlayan arkadaşın eline sağlık. Sanırım Efsane Fotospor okuya okuya böyle oldum :)

Devre Arası Gündemi; Hakemler - Anadolu Kulüpleri


Sezon başından beri kimseye yaranamayan bir kurumun başkanı Oğuz Sarvan. Bu kadar olayın üst üste gelmesi onun şanssızlığı belkide. Ancak yapılan hatalara karşı kurumunun ve kendinin takındığı tavır insanları daha da rahatsız etmekte. Bizler hep maç sonraları hakemlerden bir açıklama bekliyoruz verdikleri kararlardan dolayı. Yanlış bilmiyorsam Fifa'nın aldığı karar gereği bu yasak ancak Oğuz Sarvan'ında olaylar karşısında sessiz kalışını spor kamuoyu kabullenemiyor.




Son haftalarda canı yanan büyük takımlar olunca ortalık daha da alevlendi ve liglere ara verilmesi ile transfer dedikodularından sonra gündemdeki en önemli sorun oldu. Anadolu kulüplerinin başına gelseydi zaten geçiştirilirdi ancak söz konusu dört büyükler olunca artık Oğuz Sarvan'da sonunda konuşma ihtiyacı hissetti. Aslında sorulan sorulara vereceği cevaplarıda herkes biliyordu. Öylede oldu. Beni düşündüren ise ligimizdeki çifte standardın devam etmesi.




Son iki sezondur kimine göre 4 büyüklerin beceriksizliği kimine göre Anadolu takımlarının yükselişi sebebiyle ortaya çıkan bir durum var. Kayserispor'un Ertuğrul Hoca ile başlayan ve Tolunay Hoca ile ki ben bu kadar başarılı olabileceğini tahmin etmiyordum süre gelen bir çıkışı var. Bu sene Ankraspor ile Gaziantepspor'un da buna eklenmesi ve durdurulamayan bir Sivasspor. 4 büyükler zaten yeteri kadar alt yapılarına özen göstermediklerinden her transfer döneminde bu takımları sömürmüştü bu zamana kadar. İşin kötü tarafı oyuncuları ellerinde yok edip tekrar Anadolu pazarına sürmeleri ve bu takımlarında bu posalardan medet ummaları oldu.



Kayserispor'un Mehmet Topuz ile Gökhan Ünal'ı ısrarla ellerinde tutma çabası bana göre Anadolu takımları için milat oldu. Şimdilerde kolay kolay hiçbir Anadolu kulübü ellerindeki futbolcuyu satmaya niyetlenmiyor. Birazda bu futbolcular ders almış gibiler. Niceleri sele kapıldı İstanbul'un yamacında; Okan Koç, Tarık Daşgün, Yusuf Şimşek, Kemal Aslan ilk aklıma gelenler ki daha iyileride vardı muhakkak. Birde şu antrenörleri takas etmekten vazgeçseler çok daha başarılı olacaklar ama Yılmaz Vural'dan Samet Aybaba'dan Erdoğan Arıca'dan vazgeçemiyorlar.


Konunun dönüp dolaşıp geleceği yer gene medya oluyor. Lig Tv istediği takımı şampiyon yapıyor iddası ne kadar abzürtse, bu kanalda yorumculuk yapanların leş kargası gibi yorum yapmaları ve meslektaşlarının kuyusunu kazdıklarını görmemek ahmaklık olur. Hakemler konusunda da medyada farklı bir tutum yok. 4 büyüklerin maçları haricinde hiçbir Anadolu kulübünün maçı bu kadar didiklenmiyor. Oynatalım Uğurcum ! yapılmıyor. Ne zaman bu takımların 4 büyüklerle maçı oluyor o zaman akıllara geliyor. Konyaspor'un Fenerbahçe maçı dışında hiç mi canı yanmadı bu sene hakemlerden. Ama hiç biri bu haftada ki kadar medya ya malzeme olmadı. Rakip takımın yazarları bir anda Nalçacılar tribün grubunun amigosu kesildiler. Fenerbahçeli yazarlarda bilenmeye başladılar tabi gelecek haftalarda bi hakem hatası ile şunlar maç kazansada malzeme çıksa diye.



Kimse yalandan yere ağlamasın kendi beceriksizliklerini hakemlere yüklemesin. Bazen taraftar olup ben bile çok çatıyor kızıyor sövüyorum hakemlere ama bir gerçek varki adamların işi zor. Oğuz Sarvan kadar hakemlerin saf ve temiz olduklarına inanmıyorum ama Beşiktaş yönetiminin beceriksizliğini hakemlere bok atarak kapatmasınıda hazmedemiyorum.

Nostalji # 3




Perşembe, Aralık 25, 2008

Aslantepe # 2

Aslantepe.biz sitesi gerçekten benim gibi pek çok Galatasaraylının gözü kulağı gibi yeni stad için. Sürekli güncellenen fotoğraflar stad ile ilgili verilen detaylı bilgiler gerçekten çok iyi. Herbirinin emeğine sağlık işte Aslantepeden son fotoğraflar...

Mehmet Yıldız Kimde ?

Türk spor basınını okumanın çok keyifli olduğunu hep söyledim. Bugünde şöyle bi egolarımı tatmin edeyim diye bi bakı verdim. Önce Fotomaç'a baktım. Yukarıda da görüldüğü üzere Mehmet Yıldız Galatasaray'da diyor. Hatta haberin detayında daha da ileri giderek bugün Nişantaşı'ında bir cafede bir görüşme olacağını söylüyor.




Sonra Efsane Fotospor'u bi bakayım dedim. Malum onlar herşeyi bilir bunuda bilmişlerdir diye. Birde bakıyoruz ki Mehmet Efsane Fotospor'a göre Fenerbahçe'de. Artık bu saatten sonra ben Fotomaç'a inanmam. Sonuçta Efsane Fotospor Fenerbahçe'de dediyse Mehmet Fenerbahçe'de dir. Benim bildiğim Efsane Fotospor yalan haber yazmaz !

Salı, Aralık 23, 2008

Kezman'dan İnciler


"PSG ile 3 yıllık sözleşme imzaladım. F.Bahçe'ye dönme ihtimalim sıfır. Türkiye'ye de ancak tatile gelirim. F.Bahçe'de iki muhteşem sezon geçirdim. O başarıların tekrarlanması zor. Hele Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final bir rüyaydı ve Fenerbahçe bunu bir daha gerçekleştiremez. Ayrıca beni gönderen F.Bahçe değil, Aragones'ti. Zico ile futbolcular daha rahattı. O bize özgürlük tanıdı, bir baba gibiydi. Aragones ile Zico çok farklı insanlar"
Mateja Kezman

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Victoria Yenge İzin Vermeyince


Beckham'ın Milan'a gidişi zaten yeteri kadar garip. 2,5 ay için transfer olur mu bilinmez ama Beckham ailesi gelir gelmez gündem yaratmışlar. Sky Sport'un resimde de görüldüğü üzere güzel spikeri Ilario D'amico Victoria yengeden makas yemiş. Haketmiş bu kadar güzel olunmaz !

Beckham Milan'da oynar mı bilinmez ama oradan magazinsel çok malzeme çıkacağı kesin....

Monaco 3 - 4 Bordeaux


Maçı izleme fırsatım olmadı. 50. dk da Monaco 3-0 önde ve sonra 52.dk da oyunun şekli Chamakh ın golü ile değişmiş. Bordeaux bu hafta Marsilya'yıda geçerek 2. sıraya yükselmiş durumda ve gayette formdalar. Bu maçtan çıkacak sonuç ise kolay kolay pes etmiyorlar. Skor ortada işimiz hiçte kolay değil. Bakalım Şubat'a kadar neler olacak.

Skibbe'ye Rağmen; Galatasaray 4-2 Beşiktaş


"Kazanan herzaman haklıdır" cümlesinden nefret ederim. Çeşitli sebeplerden dolayı Ankara maçlarında oynan 3-5-2 türevi taktik yine sahadaydı dün gece. Maçtan önce herkesin ortak kanaati Galatasaray'ın maçı orta sahadaki savaşçılığı ile kazanacağı yönündeydi. Ama bu pekte göründüğü gibi olmadı. Beşiktaş'ın kanatlardan Ekrem Dağ - Tello ve Holosko ile bindirmeleri sıkıntı yarattı. Servet'in attığı erken gol ( Rüştü'ye göre faul , bence top hakimiyetinde değil ) Galatasaray'ın şansıydı. Sonrasında gelen Beşiktaş golü Galatasaray'ın sisteminin ne kadar riskli olduğunu bir göstergesi. Arda'nın o pozisyonda Delgado'yu kovalamasıda işin başka bir boyutu.



Anlamadığım şeylerden biride Sabri'nin kadroda olduğu halde ilk 11 başlamaması. Eğer bu futbolcu hazır ise ilk 11 de başlaması en doğrusu. Nonda tüm maç boyunca yaptığı tek şey bacaklarının arasından topu bırakarak Lincoln'ü pozisyona sokmasıydı. Skibbe, Nonda yerine oyuna Sabri ile başlayıp Barış'ı da orta sahanın sağına yerleştirip klasik 4-5-1 dönseydi hem orta saha hakimiyeti Galatasaray'ın eline geçer hemde Arda ve Barış' daha efektif kullanabilirdi. Beşiktaş'ta ise Serdar Özkan'ın ilk 11 de olmasa bile 2. yarının başında oyuna girmesi oyunun seyrini daha değişik bir hale getirirdi.


Maçın hakemi konusunda birşeyler söylemek lazım. Maçı stadda değil Kadıköy'de bir Restorant'ta izledim dostlarla ve epeyce bir Beşiktaşlı dost vardı etrafımızda ( bitanesi çok güzeldi ). Ve hepside hakemin kararlarına itiraz dahi etmediler. Tek çelişkide kaldığımız nokta Delgado'nun sarı kartıydı. Belki işin özünde Delgado haklı ancak o lanet olası el hareketi bu sene çok futbolcunun canını yaktı. Gereksiz bir kural ve gereksiz yere Delgado oyun dışı kaldı. Cisse atılsaydı Beşiktaş bu kadar etkilenmezdi. Ancak Delgado'nun çıkışı mağlubiyetin tescillenmesi oldu.



Birde Lincoln var tabi. Her maç sonrası şu sözleri duymaya çok alıştık: Diğer maçların aksine bu maç çok çalıştı. Sezon başından beri üstüne koy koya geliyor. Ve Baros ile olan uyumu hem onu hemde Baros'u dahada zirveye çıkartıyor. Galatasaray taraftarı Hagi'nin yerine kolay kolay kimseyi koyamadı halada koyamıyor. Lincoln belkide Hagi olamayacak ama bu futbola devam ederse bizim kalbimizde bambaşka biri olacak.....



Son olarak belki Galatasaray tribünlerine bu laf düşmezdi ama Kapalıda ultrAslan yerine Çarşı olsaydı bu tezahürattan farklı birşey söylenmezdi: Yıldırım Demirören, YEETTEERR !!!!

Cumartesi, Aralık 20, 2008

"Yürü ya Cimbom"

Werder Bremen'le Fiorentina dışında kim gelirse gelsin diyordum. Hatta yenilen pehlivanınkine benzer bir hissiyatla Bordo çıksın istiyordum. İki senede üç defa karşılaşıp bir kez olsun yenemediğimiz için olsa gerek herhalde.. Bir de işin siyasi boyutu var tabi, ama oraya girmeyi hiç istemiyorum, zira girsem de çıkamam ve bu yazı bitmez! Artık ne kadar güçlü geçirmişsem içimden, eşleşince elimi yumruk yapıp "oley" dedim hıncımdan!

Bordo senelerdir Avrupa kupalarında var.. İster Kupa 1'de olsun, ister Kupa 2'de olsun, her zaman adını duyarız, rakibimiz olunca da maçlarını izleriz. Kendi liglerinde de üst sıralardalar. Liderin üç puan gerisindeler. Ama Fransa ligini takip edenler bilir; Bordo, üst sıralarda yer almasını rakiplerinin yaşadığı puan kayıplarına borçlu biraz da. Aynı TSL'deki Fenerbahçe'nin durumu gibi.. Gözümüzde çok büyütmeye gerek yok. Ama öyle ballı lokma da değiller elbette.

Geçen seneki maçı hatırlıyorum da, UEFA'da ilk grup maçımızı Bordo'yla yapmıştık ve Nonda'nın cömertliği sayesinde adeta elimizden kaçırmıştık onları. Üstelik maç Fransa'daydı ve ilk yarıyı (penaltı golüyle) 1-0 önde bile kapatmıştık. Sonra nasıl olduysa, iki yan topta iki gol buldular ve maçı aldılar. Her iki yarıda harcanan onca fırsata yanmak da bize kalmıştı. Ayrıca önceki seneden kalma hesabı da dürememiştik.

Şimdi ise ibrenin bize yakın durduğunu söyleyebilirim. Hatta ilk maçı alıp ikincisine rahat çıkacağımız kanısındayım. Eldeki kadronun kalitesi ve sahip olduğu tecrübe gözönüne alınacak olursa, bu mümkün. Bordo'nun Chelsea önüneki ŞL maçını izleyenler bu düşünceme belki katılmayabilirler.. Ama ihtimal dışı değil, duygusal bir hayal hiç değil.. Zaten öyle olmadığını Benfica ve Hertha Berlin galibiyetleri göstermedi mi?

O yüzden içim şimdi rahat.. Bir de sonraki turda muhtemel rakiplerin Hamburg-Nijmegen olduğunu görmek insanı ilerisi adına ümitlendiriyor :)

Cuma, Aralık 19, 2008

Rakip Yine Bordeaux



Fiorentina gelsin diye çok istedim ama olmadı. Hesaplaşma açısından iyi bir eşleşme. Ligde şuan Lyon ve Marsilya'nın ardından 3. sıradalar lider ile aralarında sadece 3 puan var. Ne zor nede kolay bana göre zaten Aalborg haricindeki tüm takımlar etiket olarak denk güçtelerdi. Eşleşmenin avantajlı yanları yok değil Şubat ayında Rusya'ya yada Ukrayna deplasmanında oynamaktansa Fransa'da oynamak daha avantajlı. 2 sezondur eşleşiyoruz bu 3 olacak umarım bu kez kazanan ve tur atlayan biz oluruz.....

Not: Galatasaray tur atladığı takdirde Nec Nijmegen-Hamburg SV eşleşmesinin galibi ile eşlecek.

Kurayı Beklerken




Her zaman derim kendi işini kendin halledicen. Dün gece Benfica'dan ümitliydik ancak Metalist Hertha Berlin hariç 1-0 lık tarifeyi Olimpiacos ve bizden sonra Benfica'yada uyguladı. Grubun en zayıf takımı gösterilen Metalist'in 1. favorisi olan Benfica'nın 4. olması gerçekten süpriz oldu. Servet'in o Maradona vari rahatlığı olmasa ya da De Sanctis'in o pozisyonda ayağı kaymasa ve topu çıkartsa durum daha farklı olacaktı elbette. Herşeyde vardır bi hayır. Sonuçta hedefi Kadıköy'de final olarak koyuyorsan karşına kim çıkarsa çıksın çok önemi olmamalı. Ben Fiorentina'yı istiyorum. Kaybedeceksek onlara kaybedelim. Kazanırsakta köprüyü geçimiş Altunizade'ye yaklaşmış oluruz.

Şunuda söylemeden edemiycem Metalist'e elendi diye Ertuğrul Hoca'yı gönderenler bu tablo karşısında ne düşünüyorlar gerçekten merak ediyorum.....

Perşembe, Aralık 18, 2008

GS Store; Kaleci Formaları



İçimde hep ukde olarak kalmıştır kaleci formları. Ezelden kalecilere ayrı bi ilgim var zaten. Kaleci formalarını satan çok az yere rastladım. Satılanların çoğu ya çakma yada herhangi bir takıma ait değildi. Sonunda Galatasaray Store yetkilileri bu konuya ilgi gösterip kaleci formalarını piyasaya sürmüşler çok mu satar az mı satar bilmem ama ben alternatif formaları seviyorum en azından benim çok hoşuma gitti....

Galatasaray - Beşiktaş # 1


Erhan Önal - Şifo Mehmet




Efsane Fotospor


Bu gazeteyi çok seviyorum....

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Eichmann


Bayramda dişe dokunur yaptığım iki şeyden biri bu filmi izlemekti. 2.Dünya Savaşı dönemi meraklılarına tavsiyedir. Piyanist filminden de tanıdımız Thomas Kretschmann başrolde. Piyanist kadar olmasada o dönemin meraklıları için arşivlenecek türden.

Var Mı Arshavin'i İsteyen ?




Zenit yönetimi sonunda yoğun taleplere ve Arshavin'in gitmek istemesine dayanamamış olucak ki transfer görüşmeleri için Arshavin'i serbest bırakmış. Bakalım Arshavin'in Barcelona rüyası gerçek olacak mı ? Yada başka bir kulüp onu kapacak mı?

Yarın sabah Fotospor gazetesinin başlığını görür gibiyim: Arshavin Fenere Doğru !!!

Kendinden Yola Çıkmak


Türk futbolunun önemli yüzlerinden biridir Sergen Yalçın. Herkesin ortak görüşü yeteneklerine hakareten ortaya koyduğu futbol kariyeridir hiç kuşkusuz. Spor yorumculuğu konusunda benim çokta bi beklentim yoktu onun için ancak o bunuda beceriyor. Bana göre Ercan Taner'in Ntvspor'a yaptığı en iyi transferlerden biri. Zaman zaman Vatan gazetesindeki yazılarını yakalatıkçada televizyondan takip ederim. Sonuçta futbolu bilen oynayan adam bi başka oluyor tıpkı Tanju gibi :)


Sergen'i takip ederken en çok takıldığım nokta ise Forvet Arkası n da yani kendi mevkiisinde oynayanlar hakkındaki yorumlarıdır. Geçen haftalarda Lincoln'e takılmıştı hatta Hertha Berlin maçında kendi pazarlamak için bu kadar iyi oynadığını söyledi. Son birkaç haftadırda Alex'e takılmış durumda ve Alex olmadan takım daha çok savaşıp mücadele ediyor şeklinde yorumlarda bulunuyor. Onu dinlerken ve okurkende bir yandan hafızamı zorluyorum acaba Sergen hiç pres yapmışmıdır ? Chelsea ve Almanya maçları haricinde maç içerisinde büyük mücadeleler içerisine girmiş midir diye? Cevabı Sergen'de çok iyi biliyor ama işine gelmiyor. Bence bu yorumları yaparken birazda kendinden yola çıkmalı.


Futbolculuğuna lafım yok ama sende koşmazdın be Sergen....

Tugay & Souness





Blackburn'de işler karşık geçen sene üst sıraları zorlayan takım bu sene sadece 3 galibiyet alabildi. Paul Ince'in ayrılmasından sonra açıklanan teknik direktör adayları arasında bizim için en heyacan vericisi Souness ve Tugay ortaklığı. Her ne kadar Souness'ın teknik direktörlüğünden şüphe etsemde hatta Tugay'ı da kendi başarısızlığına ortak edebileceğini düşünsemde Tugay için iyibir başlangıç olabilir....

Devre Arası Yaklaşırken


Medyamız gene malum transfer dönemi yaklaşırken gene coşmuş durumda. Transfer bombaları havada uçuşuyor. Zaten Dünya'da bizim yazılı ve görsel basınımız kadar Bomba Transfer yapan başka bir medya topluluğu yoktur sanırım. Varsada kesin ilk üçteyiz.


Çıkan bazı dedikodulara gözümüz takılmıyor değil. Mesela Gökhan Emreciksin'in Fenerbahçe Elyasa'nın Beşiktaş yolunda olduğu dedikoduları. Hadi Gökhan'ın transferi aklıma yatıyorda Elyasa ne verecek Beşiktaşa bunu gerçekten merak ediyorum. Galatasaray için ise hala üst düzey basınımızın gizliden gizliye Gallardo - Adriano - Juninho - Rafinha çalışmaları sürmekte ondan kuşkum yok. Eşlerinden izin alırlarsa 4 futbolcuda imzaya hazır.


Fenerbahçede ise işler biraz daha karışık sanki Aragones ile Ali Koç'un maksimum yarım saat arayla verdiği çelişkili ifadeler trajikomikti. Birinin transfere ihtiyaç yok derken diğerinin Ocak ayının hareketli geçiceğini belirtmesi gerçekten düşündürücü.

Son 25 Yılın Efsane 11'i


Kaleci:Rüştü Recber

Savunma: Hakan Ünsal, Bülent Korkmaz, Alpay Özalan, Recep Çetin

Orta Saha: Rıdvan Dilmen, Sergen Yalçın, Oğuz Çetin, Arda Turan

Forvet: Tanju Çolak, Hakan Şükür


Hürriyet Gazetesinin taraftarlar arasında bi anket düzenlemiş ve böyle bir kadro ortaya çıkmış. Elbette herkesin unutamadığı belli futbolcular vardır. Pek çok kişi sonuca karşı çıkabilir. Benimde kafama Arda takıldı mesela efsane olmak ile yetenekli olmak biraz daha farklı bana göre ama Arda'nın bu liste olması bile bence büyük bir onur. Ben olsam bu listeye Arda'nın yerine Hami'yi koyardım. Trabzonsporlular ankete pek ilgi göstermemiş sanırım. Tabi birde Türkiye'de internet kullanan kişilerin yaş ortalamasıda bu ankette baya kendini hissettirmiş.

Salı, Aralık 16, 2008

Bide Tutturabilseydi....


Son zamanların en estetik en spekteküler hareketlerinden biriydi Bush'un son andaki refleksi. Saldırı biraz Türk işi olmuş hani şu annelerimizden duyduğumuz " Terlik geliyor bak ! " repliğinin uygulaması gerçekleşti sanki. Nede olsa Irak ile kültürlerimiz uyuşuyor. Cesaretinden dolayı Irak'lı gazeteci alkışı hakediyor ama...
Ben olsaydım ıskalamazdım :))

Devre Arası Yaklaşırken

İlk yarının tamamlanmasına 1 hafta kala gazeteler takımlarımız adına transfer görüşmelerine başladı ! Diğer ülke basınlarında bizimkiler kadar saçma ve uydurma haber yapan varmıdır bilemiyorum varsada biz en kötü ilk 5 teyiz. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye gereksiz yere bazen kafamızı bulandıran atasözlerimiz yüzünden kendi içimizde izlenen transfer politikalarınada sövmeden edemiyoruz.


Bugün gördüğüm Beşiktaş'ın Elyasa haberi sonrası Beşiktaşlı dostlarımın ne kadar söylendiklerini tahmin edebiliyorum. Keza Aragones'in " Transfer istemiyorum." Cümlesinin ardından Ali Koç'un transfer dönemi hareketli geçecek söylemi takım içinde ne kadar bütünlük olduğunun bi göstergesi.

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Teşekkür...


Kendi çapmızda birşeyler karalıyoruz aklımız erdiğince dilimiz döndüğünce. Sonay için her zaman derim bu blog için fazla lüks. Geçenlerde yazmış olduğu " Fazla söze gerek yok!" başlıklı yazısına, büyük usta Öcal Uluç, Türkiye Gazetesi'ndeki "Çelişki!" başlıklı makalesinde yer vermiş.. Kendisine bize destek ve şevk verdiği için çok teşekkür ediyoruz....

Yazıyı okumak için;

Pazar, Aralık 14, 2008

Nostalji # 2



90 + Sercan ; Bursaspor 2-1 Trabzonspor

Taraftarın Sercan ısrarı Güvenç Hoca'nın kararsızlığı ve son dakikadaki şans golü. Bu açıdan bakıldığından Trabzonspor sadece figüran kalıyor dün ki maçta. Bir bakımada öyle denebilir. Yusuf'un yokluğundan orta sahayı daha efektif kullanıcağını düşünüyordum Trabzon'un. Ancak Ersun Hoca'nın kontrollü futbol için Colman yerine Tayfun ile maça başlaması zaten poziyon üretmekte zorlanan Trabzon'un daha da çekilmez bi hal almasına sebep oldu. 40. dk Colman oyuna girdiğinden skor çoktan 1-0 olmuştu.


İkinci yarı anadolu takımı psikolojisi ile geri çekilen bi Bursa ve onun üzerine çullanan bir Trabzon. Giray'ın oyundan çıkıp Hüseyin in stopere geçmesi bana göre maçın kader anıydı. Güvenç Hocayı takdir etmek lazım. Tribün her zaman doğruyu görüp söyleyecek değil. Maçtan sonrada bunun açıklamasını gayet güzel yaptı hem hoca hem Sercan. Berberlikten sonra belki maç Trabzon'un lehine gelişti ancak Giray'ın boşalttığı alanda Hüseyin'in ne kadar verimli olabileceği Sercan'ın attığı son dakika golü ile daha iyi anlaşıldı. Sonuçta Ersun hocaya da kızmamak lazım 1 puan ile 0 puan arasında pek bi fark yok bunun için savunmadan bir adam eksiltip hücumu güçlendirmek mantıklı bir risk. Ama ligin sonu geldiğinde umarım Trabzon bu 1 puanı aramaz.

Trabzonspor bu maçla liderliği averajlada olsa kaybetti ancak bu takım sezon sonu görebilmesi baya zor. Devre arasında yapılacak transferler çok önemli. Takım içinde bir tek Yattara'nın ekstra özellikleri var ve iyi bir savunma anlayışı ile çok kolay etkisiz hale getirilebiliyor. Forvet hattında Gökhan veya Umut sakatlandığı takdirde yedek kulübesinden oyuna girecek oyuncu yok.Belki Isaac denebilir ancak onunda ne kadar katkı sağlayacağı hala soru işareti. Colman Türkiye'ye lanse edildiği kadar ya iyi değil yada henüz alışamadı onun hakkında hala kararsızım. Birde Barış Memiş var. Gökdeniz Rubin Kazan'a transfer olduğunda apar topar 61 numarlı kutsal forma ona taktim edildi ve yeni Gökdeniz olarak piyasaya sürüldü ama hala yeteri kadar şans bulamıyor. Takımın en güçlü yeri belkide transfer istemeyen tek bölgesi defansı fazla söze gerek yok "Büyük Şef" varken sorun olmaz. Kalede bi nebze olsun güvende gibi. Defansif orta sahada bu ligi kaldırır. Bana göre bir tane kaliteli 10 numara lazım mesela Gaziantepspor'lu Tabata gibi.....

Başkan Sadri Şener çok büyük bir atılım yaptı ama bunlar yeterli değil göründüğü gibi. Biraz daha taşın altına elini koyacak tabi diğer Trabzonlu iş adamlarıda destek olacak. Bu ligin Trabzon'a ihtiyacı var....

Cuma, Aralık 12, 2008

Çıkışa Devam; Gençlerbirliği 1 - 3 Galatasaray


3-5-2 , 4-4-2 yada 4-2-3-1 artık adı ne konacaksa Kewell' ın ve sağ bekteki futbolcu eksikliğinden böyle bi sistem yaratmış Skibbe. Maç sonu verdiği röportajda sistemi ben değil futbolcular yaratıyor dedi ancak Serkan Kurtuluş neden sağ bekte düşünmedi yada Nonda yerine Aydın ile başlasaydı skor nasıl olurdu kafama takılan sorulardı.

Kadıköy'deki klasik malubiyet hariç Benfica maçını milad kabul edersek gözle görülür çıkış takım üzerinde hala devam ediyor. Pek çok aklı başında spor yorumcusunun dediği gibi Galatasaray zamanla daha da tat vermeye başlayacak ve sakatlıktan kurtulan her futbolcu bu takıma başka bir hava katacak. Kewell'ın fıtık ameliyatı can sıksada gelecek hafta oynanacak olan Beşiktaş derbisinde ibre Galatasaray'dan yana görünüyor.

Bunların yanında takım içerisinde özellikle forvet hattında bir sıkıntı yaşanıyor içten içe. Ümit ve Nonda'nın formsuzluğu Lincoln'ün yüksek formundan dolayı şuan arka planda ancak bu şekilde takımın ligde olmasa bile Avrupa'da gol sıkıntısı yaşayacak kanısıdayım. Özellikle Kewell'ın 2 ay gibi bir süre daha sahalardan uzak kalacak olması büyük bir handikap. Bugün sahada Arda'ya attırdığı gol haricinde sadece dolaşan Nonda'nın ve devamsızlık sorunu yaşayan Karan'ın biran evvel toparlanması şart...

Son olarak De Sanctis neden birebirde yüzükoyun topa atlıyor ve Baros neden bir maçıda elle kolla oynamadan bitiremiyor hala cevabını bulamadım....

Perşembe, Aralık 11, 2008

Yönetim(siz)

Geçen sene ŞL'de son sekiz takım arasına kalıp çeyrek final oynayarak "kendi tarihinin" en büyük avrupa başarısını elde eden ve avrupada bütün dikkatlerini üzerine çeken F.Bahçe, sene başında hedefini, bu rekorunu yine finallere katılarak geliştirmek ya da en azından aynı başarıyı egale etmek olarak belirlemişti. Ancak sezon başından beri bir türlü belini doğrultamadığı bu kulvarda Porto maçından sonra "havlu atmasıyla" birlikte kendi sahasında oynanacak olan kupa finalinin aşkına gaza gelip "bari UEFA" diyerek (boş) bir umutla gittiği Ukrayna'dan da eli boş dönerek avrupa macerasına son noktayı koydu. XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Geçen yıl gelen çeyrek final, bu seneki beklentileri haklı olarak yükseltiyordu. Ancak bir çok "akil Fenerli" iki sezondur kaybedilen yıldız oyuncuların, onların yerlerine getirilen yeni transferlerin ve TSL'deki dengesiz gidişatın avrupada hedeflenen noktaya ulaşmak için yeterli olamayacağını görüp bunu bütün duyu organlarıyla bas bas haykırıyordu. Buna karşılık yönetimin ve medyanın da içinde bulunduğu kesimin yaklaşımı “hiç kimse görmek istemeyenler kadar kör, duymak istemeyenler kadar sağır değildir” sözünü hatırlatıyordu. “Bu körler ve sağırlar” yaklaşan akıbeti görmek istemedi ve bir bakıma kafalarını kuma sokarak kaçınılmaz sonun tecellisinden kurtulabileceklerini sandılar, isyanlara kulaklarını tıkadılar. Ve tabi yanıldılar..
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Yapılan transferlerin taraftarın beklentilerini karşılamaktan uzak kalması ve kadroda gereken derinliğin sağlanamaması F.Bahçe’yi adım adım bugüne taşıdı. Deivid’in yerine Colin Kazım, Alex’in yerine Ali Bilgin, Semih’in yerine İlhan Parlak, Edu ya da Lugano’dan birinin yerine Can ya da Yasin’den biri oyuna giriyorsa ve daha da vahimi Selçuk’u çıkarıp yerine oyuna kurtarıcı diye soktuğun Maldonado’dan medet umuyorsan eldeki avuçtaki hedeflerini bir bir tüketmeye mahkumsun demektir.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Alternatif oyuncuların, sakatlığı veya cezası olmaması halinde tercih edilecek olan asların bırakın boşluğunu doldurmayı, kalite olarak onların çizgisine yaklaştığını dahi söylemek mümkün değilken, lig gibi uzun bir maratonu kaldırabilecek derinlikte bir kadro oluşturulamadığı gün gibi ortada iken, yöneticiler bulundukları o koltuklarda nasıl bu kadar sakin oturabilirler, anlamak güç. Biraz huzursuzlanmak lazım, biraz kıvranmak lazım bu tablo karşısında.. Daha aralık ayı çıkmadan “bütün hedeflerinden” uzaklaşan bir Fenerbahçe tablosu hâlâ ortaya çıkmadıysa, bu TSL’de elde edilen derbi galibiyetleri sayesindedir. Zaten F.Bahçe’nin Türkiye Kupası’nda gözü olmadığını(!) bildiğimizden sahip olduğu tek hedefin ligde şampiyonluk olduğunu söylememiz yanlış olmaz sanırım. Bunu göremiyor mu bu yönetim!
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Tabi tablo göründüğü kadar vahim değil, bana kalırsa daha da vahim! Çünkü avrupada yaşanan bu hayalkırıklığının yarattığı travma eğer lige yansıyacak olursa (ki F.Bahçe’de adettir, yansır!) bu, taraftarı küstürür. Kimse takımı kötü giderken maça gitmek, forma alıp giymek ya da kaşkol alıp boynuna sarmak istemez. Aragones’in de taraftarlarını avutmak için söylediği “artık tek bir hedefe odaklandık, o da lig şampiyonluğu” türküsü, şu önümüzdeki bir iki haftada yaşayacağı muhtemel puan kayıplarından sonra yerini “gidiyorum, bütün aşklar yüreğimde” şarkısına bırakır mı bilmem, ama kesin olan bir şey var ki, o da bunun bir ihtimalden çok daha fazlasının olduğu gerçeğidir.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Görmek, duymak isteyene..

Bir şeyi anlamak lazım!

Fenerbahçe dün akşam futbol adına hiç bir varlık gösteremedi. Kimin ne oynadığı belli değil. Derme çatma futbolla da nereye kadar zaten.. Rakibin karşısında tek bir gol pozisyonuna bile giremiyorsan UEFA’ya kalmayı nasıl beklersin? Biraz derli toplu oynasa rakibin, ya da 25 numaraları o kadar lakayt davranmasa daha acıklı bir veda olacak! Üstelik rakip de öyle aman aman bir takım değilken! Zaten Porto maçından sonra küçülen hedeflerden anlaşılmalı vaziyetin vehameti. Olacak iş değil! Geçen sene çeyrek final oynayan takımın hali bu!

Sen dünya kadar para akıtınca transfere, işler yolunda gidecek sanarsan birileri gerçeği yüzüne tokat gibi vurur.. Bu işlerin sadece kusursuz bütçelerle yürüyeceği yanılgısına düşenlerin, başarıda istikrar için aynı zamanda kusursuz yönetimlerin de gerektiğini anlaması lazım artık!

Hiç değilse geleceği kurtarmak adına!

Pazartesi, Aralık 08, 2008

Taşlar yeni yeni oturuyor..

Pazar akşamı maç için biraz endişelerim vardı. Ne de olsa takımın bu seneki deplasman karnesi hiç de geçer durumda değildi. Elde bir de avrupa zaferlerinden sonra yaşanan bol gollü mağlubiyetler olunca "pazar keyfimize yine limon sıkılmasa bari" diye geçirdim içimden! Sanırım ilk olarak Vatan gazetesinden Ebru Kılıçoğlu yapmıştı "Dr. Jekyll and Mr. Hyde" benzetmesini Galatasaray için.. Harika bir teşbihti bu. Çünkü dışardaki maçlarda izlemeye doyulmayan bir oyun ortaya koyan da G.Saray'dı, içerdeki maçlarda tanınmayacak kadar kötü olabilen de G.Saray'dı.. İkisinin ortasını bu sene bulamadı maalesef takım. Gerçi ortasına gerek yok, hep iyi olsun istiyoruz biz..

İşte Başkent deplasmanı öncesinde bünyeme hakim olan endişelerin kaynağı buydu. Bir yandan da Ankaragücü takımına bakıp aslında bu kadar da endişelenecek bir durumun olmadığını düşünmeye çalışıyor, kendime ufak yollu telkinler veriyordum. Geçen sene de on eksikle geldiğimiz bu deplasmandan, üç puanı dört golle alarak dönmemiş miydik..

Maça gelecek olursak.. Devrenin sonuna doğru takımın bulduğu ve Lincoln'ün kalecinin başına çarpıp çıkan (o da artık nasıl çarptıysa!) vuruşu hariç hiç bir gol tehlikesi olamadı koca bir ilk yarı boyunca. Serkan'ın vurduğu kafa vuruşunu söylemeye değer bulmuyorum. Ama Ankaragücü'nden Gökhan'ın G.Saray kalesine gönderdiği ve direğin içinde patlayıp oyun alanına geri dönen topu söylemek gerekir. G.Saray için şans anıydı.

Aslında direkt olarak ikinci yarıdan başlasaydık da olurdu hani, çünkü ilk yarıda iki takım da futbol adına güzel bir şeyler koyamayınca, ortaya tadı tuz olmayan zevksiz bir mücadele çıktı. İkinci yarının başlamasıyla birlikte ortada Mehmet Topal'ın takıma monte edilmesiyle yükü hafifleyen Ayhan'ın, yanına Barış'ın sahip olduğu dinamoyu da ekleyerek Kewell ve Lincoln'ü kompanse etmesi, Brezilyalı'ya olağanüstü güzellikte gol pasları yapma imkanı tanıdı. ilk yarıda neden yapmadı diyecek olursanız, onu ben de bilmiyorum :) Brezilyalı'nın özellikle Baros'un attığı ilk goldeki asisti harikaydı. Baros ise son bir haftada attığı gollerle, geldiği günleri hatırlamaya ve hatırlatmaya başladı adeta.. Krallık yarışında yer alması çok iyi, ona fazladan bir motivasyon sağlayabilir diye düşünüyorum.

Barış ve Mehmet Topal'ın bu takımda her zaman yeri olduğunu söylemeliyiz. Zaten bu biliniyor da.. Özellikle Topal'ın, sahip olduğu kesici özellikleriyle rakip akınlarını kaynağından kesmek için Ayhan'ı yalnız bırakmadığı her maçta, Ayhan geçen seneki performansına ulaşacağını müjdeler bana göre. Çünkü, Ayhan'ın geçen sene ameliyat olmadan önce takımı nasıl sırtladığını ve bu performansıyla Milli takımda forma bulmaya başladığını, ardından kasıklarından ameliyat olmasıyla onun yokluğunda Galatasaray'ın futbol oalrak gerilediğini, dönüşünde tekrar etkili defans ve hücum zenginlikleri açısından takıma nasıl katkı sağladığını hatırlayacak olursak bu teorimin doğruluk payını düşünebiliriz.

Tabi bu güzellikler kısa sürdü. Daha önce Beşiktaş'a ait olan yedi dakikada üç gol atma rekorunu G.Saray üç dakika daha geliştirerek dört dakikaya indirdi. Tabi skoru garanti altına alınca oyun yine 80'lerden sonra rölanti futboluna döndü ama bunu saha içi aktif dinlenme olarak ele almak ve Skibbe'yi bunun için yargılamamak lazım.

Bir kaç cümle de De Sanctis için söylemek istiyorum. Geldiğinden beri defansın hatalarını örtmede gece gibi olan kurtarışları sayesinde G.Saray hanesine çok puanlar yazdırdı. Geçen sene açılmadığı ve oyuna girmediği için sürekli eleştirdiğimiz kalecilerimize adeta ders verdi. Vasat bir kaleci olmadığını anlamak için öyle aman aman dikkat sarfetmeye gerek bırakmayacak bir performans sergiledi. Ancak bundan haftalar önce, yanılmıyorsam 7. ya da 8. haftalarda Rıdvan Dilmen'in kaleci De Sanctis hakkında yaptığı ve beni hayretlere düşüren bir yorumu vardı. Çıkardığı kötü bir maçın ardından "Aykut veya Orkun'dan çok da farkı yok bana göre" diyordu Hoca ve beni şaşkınlık içinde bırakıyordu!

Her şey bir yana, Rıdvan gibi bir futbol üstadının böylesi bir gözlemi nasıl yaptığına çok şaşırmıştım. O günkü koşullar içerisinde G.Saray'ı ayakta tutan başlıca isimlerdendi Morgan De Sanctis. İtalya milli takımının bilmem kaçıncı kalecisi olmasını umursamıyorum bile! Yeri gelir yedek olur, yeri gelir as kalecisi olur. Ya da herhangi bir milli takımın kalecisi de olmayabilir. Ama sahada verdikleriyle onu Aykut ve de özellikle Orkun'la aynı kefeye koymasını hiç yakıştıramamıştım Rıdvan Hoca'ya.. Ama Ankaragücü maçı sonrasında, De Sanctis için daha önce yaptığı yorumdan ötürü pişmanlık duymuş olacak ki erken konuştuğunu kabul ederek yanıldığını itiraf etti ve De Sanctis'ten özür diledi Rıdvan Hoca.. Ben de futboldaki gözlemlerini Rıdvan Hoca'yı dinleyerek sağlama yapan biri olarak, daha önce yaşadığım şaşkınlığın yerini "heh, şimdi oldu hocam"la doldurmuş olmanın mutluluğunu yaşadım. Ve bir tebrik de ona göndermek istedim. Tebrikler görünmez kahraman De Sanctis'e..