Cuma, Kasım 28, 2008

Yeter Artık; Galatasaray 0 - 1 Metalist


Görünen köy kılavuz istemiyor yürümüyor işte bunu anlamak için bilim adamı futbol profesörü olmaya gerek yok, yaparmıyorsun işte anlasana. Ne kadar yüzsüzlüktür bu arkadaş yardımcıların kovuldu ses etmedin, üstüne kuma aldılar gene laf etmedin, ligde herhafta takım dahada kötüye gidiyor gene tık yok. İnsanda biraz gurur olmalı bu işi yapamıyorsan gitmelisin Skibbe. Galatasaray için değil sırf kendine olan saygın için iş ahlakın için gitmelisin. Ama sende haklısın nerden bulacaksın böyle keriz bi kulüp. Maaş yatıyor, kovsalar kapı gibi tazminatın hazır, İstanbul güzel boğaz rakı balık... Biz eşşek oldukça semer vuran çok olur. Başkanımda sağ olsun takımın selameti için Kalli'yi teknik danışman yaptı.

Allah başımızdan eksik etmesin.....

Çarşamba, Kasım 26, 2008

Dön Baba Dönelim....


Bu komedi ne kadar sürecek açıkçası merak ediyorum Kalli gidiyor geliyor bi danışman bi teknik sorumlu yakında Adnan Sezgin'i de görevden alıp Futbol Şubesinin başına getirirlerse hiç şaşırmam Adnan Polat yönetimini takdir ediyorum bunu Özhan Canaydın bile yapamazdı.....

Merak ettiğim birşey daha; Acaba Ahmet Akçan'da geri gelir mi?

Tesadüf Mü Aziz Bey ?

Herkes hazırdı maç saatinde, maçı çocuğuna tercih edenler, geçen seneden belki biraz kalıntı kalmıştırda şu maçı alırız diyenler, burunlarından kıl aldırmayanlar vede yenilsede yensede bu takıma gönül veren gerçek taraftarlar oradaydı. Maçın başında şöle bi salladı Fenerbahçe özellikle Alex'in penaltı noktası civarından kaçırdığı gol maçın döndüğü andı.

Ertem Şener'in gazı Fenerbahçe taraftarının coşkusu Lisandro'nun golü ile sona ererken Şampiyonlar Ligi için kurulan bir üst tur hayalide suya düşmeye başlamıştı. Derken gelen 2. Lisandro golü bir yandan Fenerbahçelileri yıkarken diğer yandan " Tesadüf " kelimesini tam karşılığını Aziz Yıldırım' a daha net öğretiyordu şüphesiz.

Sonuca gelirsek Fenerbahçe'nin elinde bir tek şans kaldı. Dynamo'yu orada yenerler mi orası muamma geçen seneki Fenerbahçe olsa şüphemiz olmazdı ama bu sene kimse inanmıyor. Bu yıl ki Avrupa Macerası için Edu gibi yapmalı tüm Fenerliler:



Salı, Kasım 25, 2008

Takılı Kaldım; Öztürk - Gitme




Bıraktığın izler tam karşımda dururken
Acıtmıyor canımı sözlerin kadar gölgen
Gitme asla sana demem
Burda kal
Vazgeçtim artık senden
Vazgeçtim artık senden
Ben burda dimdik ayakta
Küsmeden sabaha herşey yolunda
Sen uyurken vazgeçmişim zaten
Ben burda dimdik ayakta

Son günlerde feci halde takılı kaldığım bi şarkı çevremdeki arkadaşlar isyan etme düzeyinde ama hala sıkılmadım....

Henüz videosu yok şimdilik burdan idare edin: Öztürk-Gitme

Pazartesi, Kasım 24, 2008

Cassio...

Sezon başladığında geçen seneye oranla bir hareketlenme vardı futbolunda.. Ama performansını değerlendirmede kıstas olarak kabul edebileceğimiz hiç bir güçlü rakiple karşılaşmamıştık.. Takım halinde kötü olduğumuz Steau Bükreş maçı dışında, Bellinzona ve Kocaelispor gibi güçsüz rakiplere karşı futbol bakımından kıpırdanan Lincoln'ün, şaşırtıcı olarak son haftalara kadar devam ettirdiği bu performansına mücadelecilik yönünü de eklemesi, yokluğunda önemli bir eksiklik haline getirdi onu. Galatasaraylı taraftarın onu görmek istediği rol de işte bu... İki sene önce Schalke 04'te takımını sırtlayan isimken, G.Saray'a geldiği ilk sene yokları oynamış, takımda en çok parayı alan oyuncu olmasına rağmen alınan şampiyonlukta neredeyse hiç pay sahibi olmamış ve ben dahil bir çok taraftarın kendisine antipatik gözle bakmasına sebep olmuştu. Ama bu seneki başlangıç performansı, onun neden bu takıma transfer edildiğinin mantıklı bir izahı. Oynadığı karşılaşmalarda attığı ve attırdığı gollerle çoğu zaman kilidi açan ya da açtıran isim oldu. Skora direkt katkıda bulunmaya başladı. O yüzden Lincoln'e karşı içimde oluşan buzullar şimdi şimdi erimeye başladı.. Ama onu tamamen sevmem için yükselen bu grafiğini devam ettirmesi şart!

Çünkü bize çok borcu var daha!

Pazar, Kasım 23, 2008

"Ankara'daki maskeli baloda gol yok!"

Üstteki rakiplerine yaklaşmak ve gündüz oynanan maçın berabere bitmesiyle alttaki rakibiyle aradaki puan farkını açma fırsatını kullanmak isteyen Galatasaray, tamamen kuvvetli rüzgarın etkisi altında geçen maçta, daha önce hiç mağlup olmadığı "lig ikincisi" Ankaraspor önündeydi..

Lincoln'ün sakatlığı sebebiyle kadroda yer almayacak olması, "maça çift santrforlu 4-4-2 taktiğiyle çıkırız herhalde" beklentisini oluşturmuştu bende. Ancak hafta içinde Evliya Çelebi'ye taş çıkartacak şekilde diyar diyar gezen Meira'yı ilk onbirde görünce beklentimin boşa olduğunu anladım.
Maça gelecek olursak... Maç için "şu girdi bu çıktı, Skibbe şöyle yaptı, Aykut Hoca böyle taktik yaptı, bilmem kim böyle karşılık verdi" gibilerinden laflar etmeye gerek yok. Zaten pek de kabil değil! Maç iki takımın da topa sahip olmak isteyip, her iki yarıda da birbirlerinden çok, esen şiddetli rüzgarla mücadele etmek zorunda kalmasıyla geçti. Defans taşıyamadığı için kaleci atışlarıyla De Sanctis'in ileriye göndermek istediği toplar bile taca çıkıyordu. Atılan topların çoğu yön değiştirip rakibe gidiyor, yapılan ortalar ya önde kalıyor, ya da çok arkaya gidiyordu. Bu açıdan G.Saray yine cezasahası çevresine kadar gelebiliyordu ama devamında rakip savunma oyuncuları devreye giriyor, etkili bir pozisyon şansı tanımıyordu. İlk yarıda Arda'ya yapılan harekete penaltı vermeyen hakem kritik pozisyonlarda iki tarafı da çileden çıkartacağının sinyallerini verirken, Servet'in çizginin tamamını geçmeden çıkardığı top için devam demesi açıkçası büyük bir mucize oldu! İsabetli uzun pas ve orta yapma becerisine sahip oyuncuların performanslarını ortaya koymasına bir güzel "muhalefet şerhi" koyan şiddetli rüzgar, iki takımı da uzaktan çekilecek şutlarla gol bulma arayışına mahkum etti. Ancak her iki takım da bu durumda rüzgarı kullanan taraf olma fırsatını kaçırınca ortada futbolsuz oyundan başka bir şey kalmadı.

Servet'ten sonra maske yardımıyla oynayacak bir diğer oyuncu olan Neca'nın 64'te oyuna girmesiyle, maçı anlatan spiker Melih Şendil'in yaptığı "maskeli baloda henüz gol yok" espirisinin gecenin en güzel anı olmamasını umuyordum. Belki ikinci yarıda Ümit Karan, koca maç boyunca eline geçen tek fırsatı, vurmadan önce düzeltmek yerine, karakteristik özelliğine ters düşmeyip ilk seferinde kaleye gönderse bir son dakika gölüyle bu dileğim gerçekleşebilirdi! Ama olmadı.

Sonuç olarak takımın deplasman maçlarında gösterdiği "istikrarlı" gidişat bu hafta da devam etti ve üst sıralarla olan puan farkı yine kapanmadı. Umudumu ileriki haftalarda rakiplerin kendi aralarında yapacakları müsabakalarda yaşayacakları puan kayıplarına bağladım. Yoksa kaybettiğimiz bu puanlar ligin ortasında bizi amaçsız bırakabilir!

Cuma, Kasım 21, 2008

Sonunda; Football Manager 2009



Sonunda çıkıt bilgisayar başında pinekleme vakti geldi.....

Zenginlerin Kulüpleri

Abramovic pekte yalnız sayılmaz;




1. Oleg Deripaska (Kuban Krasnodar) 28 milyar dolar

2. Roman Abramovich (Chelsea) 23.5 milyar dolar

3. Lakshmi Mittal (QPR) 20.5 milyar dolar

4. Amancio Ortega (Deportivo De La Coruna) 20.2 milyar dolar

5. Francois Pinault (Rennes) 16.9 milyar dolar

6. Paul Allen (Seattle Sounders) 16 milyar dolar

7. Silvio Berlusconi (AC Milan) 9.4 milyar dolar

8. Alisher Usmanov (Arsenal) 9.3 milyar dolar

9. Philip Anschutz (LA Galaxy, Houston Dynamo, Hammarby) 8 milyar dolar

10. John Fredriksen (Valerenga) 8 milyar dolar

İtiraf; William Gallas


" Takım içinde ciddi ayrılıklar ve futbolcular arasında anlaşmazlıklar var bu şartlarda Premier Lig şampiyonluğu çok zor."
William Gallas

Perşembe, Kasım 20, 2008

Geri Düşmeden Olmaz; Avusturya 2 - 4 Türkiye


Avusturya'nın havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez bizim futbolcular gol yemeden atamıyorlar. Hazırlık maçları geçmişimize bakılırsa bu kadar iyi oynadığımız çok az maç var sanırım. İşin sırrı belki Avusturya ülke sınırlarının içinde yada dün bi keramet vardı bunu ileride anlarız.


İlk Beşiktaş maçında dikkatimi çekmişti savunmada oynayan Eren, açıkçası ilk milli maçında bu kadar iyi oynamasını beklemiyordum. Kesinlikle ileride çok işimize yarar en azından Gökhan Zan'a tahammül etmemiş oluruz diye düşünüyorum. Birde Colin Kazım var tabi, tamam topla fazla oynuyor bazen oyunun kırılma anı olabilecek yerlerde olmadık işler yapıyor ancak bu adamda iş var ve Terim görüyor. O zaten hep bizim bakmadığımız taraftan bakıyor ya neyse.


Son olarak Tuncay'ın hakkını vermek lazım. Attığı 2 aşırtma gol tek kelime ile Premier Lig işi. Umarım daha da üzerine koyar takım için ciddi bir ateşleyici güç ve Terim onu nasıl kullanacağını iyi çözmüş...

Pazartesi, Kasım 17, 2008

Parçalı Forma - Beyaz Şort


Maçı izlemek kısmet olmadı. Takım için Sonay bişeyler yazacaktır mutlaka ancak özetlerden izlediğim kadarıyla Cassio dün gene varlığını ve farkını hissettirmiş. Forma için ise söylenecek söz yok son yılların en güzel görüntüsü varmış dün gece Sami Yen'de...

Cuma, Kasım 14, 2008

Zorla Yaratılan Derbi; Bursaspor - Beşiktaş



Derbinin tam karşılığı olmayan bi durum aslında. İki farklı şehrin takımı olmaları yeteri kadar geçerli bi sebep. Yıllar önce Beşiktaş'ın yardımıyla küme düşen Bursa şehri hala bunu unutamadı! ( Yada unutmak istemiyor.) Bana birazda gündem oluşturma çabası gibi geliyor. Benimde görüşüm o sezon Beşiktaş'ın karaktersiz davranışta bulunduğu yönünde ancak şuda unutulmasın en büyük sorumlu herşeyden önce Hagi idi. Sezona bu kadar kötü başlayan bir takım ligin sonuna doğru 6'da 6'da yapsa düşebiliyor. Yıl sonunda da kabak Beşiktaş'a patladı tabi. Ama anlayamadığım birşeyde Beşiktaş'ın ve Çarşı'nında bu olaylara alet olması. Birazda Fenerbahçe & Galatasaray'ın popülerite anlamında geride kalmalarının getirdiği bir durum olarak görüyorum. Açıkçası basit geliyor. Maçın kalitesi pek yüksek olmayabilir ama yinede Bursaspor'un tribün showunu izlemek için bile tv karşısına geçilesi bir maç. İçimdeki Bursaspor sevgisi ağır basıyor ne yalan söyleyeyim yinede iyi olan kazansın....



Bay 90 ; Aydın Yılmaz


Bazı oyuncuların kaderidir son dakika golleri Aydın sanırım bu yolda bizim kalbimizde yer edecek gibi maç fena değildi ama herkesin aklı hala geçen haftadaydı. Aykut'u belki bu kategorinin dışında tutmalıyız gerçekten iyidi dün gece birde Cassio var tabi o bu sene bir başka oynuyor burası kesin....

Çocuğun Olsa Sevmezsin !!!


Aslında Servet'in maça maske ile çıkacağını biliyordum ama bu şekilde olacağını tahmin etmemiştim keşke baştan söyleselerdi yada Lig Tv logo falan koysaydı. 18+ , Şiddet ve Korku içerir gibi....

Salı, Kasım 11, 2008

The End - Andy Cole


Biz daha toyduk o vakitler Manchester United'da Cole & Yorke ikilisi fırtan gibiydi. Sanırım onların sayesinde bi Manchester semapatisi var en azından Chelsea kadar itici gelmiyorlar. Olayın özü ise Andy Cole'ün futbolu bırakmış olması haberi görünce atlamayayım istedim. Ne güzel forvetimizdin sen Andy Cole abii...

Arda Turan'dan Sergen Yalçın Yaratmak



Kolay değil bu yaşta koca takımın sorumluluğunu almak herkesinde harcı değildir bu kısa sürede bu kadar yol almak. Zaman zaman yanlışları olmuyor değil kim hatasız ki ayrıca. Fenerbahçe maçı sonrası malum medya Arda'ya takmış vaziyette. Hedef Arda'dan dem vurup piyasada prim

Gökmen Özdemir - Herkes Suçlu


Gökmen abi yine döktürmüş.....
G.SARAY Kadıköy’de F.Bahçe’ye neden yeniliyor? Bu sorunun cevabını aramadan önce hatırlatmak isterim ki, G.Saray bu sezon deplasmanda Bursa’ya da yenildi, Eskişehir’e de... Eskişehir’de yine kalesinde 4 gol görmüştü. Tartışmaya buradan başlayalım... G.Saray bu sezonki kadrosuyla kendisine sert gelen rakiplere karşı sürekli kaybediyor. F.Bahçe de buradan yola çıkarak yendi G.Saray’ı. Orta sahasını sert ve kalabalık tuttu, G.Saray’ın akıllı ama yumuşak futbolcularına alan bırakmadı. Maçın teknik değerlendirmesi kısa ve öz olarak budur.


SEZGİN’E AYNEN İADE


SKIBBE’NİN oyunun gidişatına müdahale edememesi, onun bu yükü kaldıracak kalibrede olmadığının bir başka göstergesi. G.Saray bu sezon kendisine sert gelen tüm takımlara istediğini verdi... Steaua, Kayseri, Bursa, Eskişehir... Ama Skibbe hâlâ derin uykuda. Josico sakatlıktan çıkıp oynarken, M.Topal’a kulübede fal açtırmak ‘teknik direktörlük’ olamaz. G.Saraylı oyuncuların kişisel hataları, agresiflikleri belki Skibbe için bahane olacaktır, bunların arkasına da saklanabilir. Fakat sezonun böyle geçmeyeceğini görmek için ulema olmaya gerek yok.


YÖNETİME gelirsek... Adnan Sezgin’in Benfica maçı sonrası verdiği “Bizi eleştirenleri Allah’a havale ediyorum” demecini kendisine iade ediyorum. Mağlubiyetten sonra saklanıp, galibiyetten sonra konuşmak öncelikle adamlığa sığmaz. Atıp tutmak değil onun görevi... Onun görevi G.Saray futbol mekanizmasını sağlıklı bir şekilde işletmek. Ama futbol mekanizmasıyla kendi mekanizmasını karıştırıyor. Kulübe değil, kendine oynuyor. Hocasıyla, kendi getirdiği yabancılarıyla kendisine takım içinde takım kurdu Florya’da. Oysa ki G.Saray onun tekeline ve küçük dünyasına sığmayacak kadar büyük bir marka.


PEKİ SİZ NE YAPTINIZ?


G.SARAY’DA yöneticilik yapmak basket maçında Aziz Yıldırım bağırırken susmak değil sayın Yiğit Şardan. Hele hele Kadıköy’de arkadaşının yediği küfür sonrası kavga ederken oralı olmamak hiç değil... Locada G.Saray forması giyerek tribünlere oynamakla, gerektiğinde G.Saray’ın haklarını korumak da bir değil. Gazetecilere “Höt zöt” yaparak da yönetici olunmuyor. Önce yönetim içerisinde birlik olacaksınız. Sonra belki Kadıköy’de kazanırsınız.


BAŞKAN Adnan Polat’a gelirsek... Bir hafta önce federasyondan birileri eğilip kulağınıza “Sizin maça Hüseyin Göçek’i verecekler. O da görevini yapacak. Bu maçı kaldıramaz. Uyanık olun” dediğinde ne yaptınız? Maçtan bir gün önce “Hakem iyi yönetir umarım” diyebildiniz... Sonuç ne oldu? Bugün hakemden yakınıyorsunuz. Oturduğunuz koltuk, G.Saray Başkanlık koltuğu. O gücü siz hissetmiyorsanız, dışarıdakiler ne yapsın?


G.SARAY öncelikle silkinmeli. Ayağa kalkmalı. Sonra organizasyonunu baştan kurmalı. A’dan Z’ye kadar. Çürümüş yapılara yapılan takviyeler bir noktaya kadar destek oluyor. Ama ilk depremde hepsi çöküyor.

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Vuslat Başka Bahara; Fenerbahçe 4 - 1 Galatasaray


Diyecek çok birşey yok aslında 10 senedir bu filmi izliyoruz zaten artık kabak tadınıda geçti bu. Galatasaraylı futbolcular yıllardır düştükleri hataya tekrar düştüler işin garibi aslında önede geçtik ama bu Kadıköy'deki sistem hatamızı değiştirmedi. Biz hala 6-0 'ın rövanşını alma mantığı ile Allah ne verdiyse yüklendik önceki senelerdeki gibi. Aragones mantıklı bir takım kurmuş koşan bir orta saha neredeyse hiç ileri çıkmayan sağ ve sol bekler. Bu sayede Galatasaray'ı üzerine çekti ve kontralarla işi bitirdi. Yediğimiz goller ve 2. yarı verdiğimiz pozisyonlar bunun apaçık kanıtı.


Skibbe'ye bu maçta kızamıyorum çünkü birileri ona geçmiş maçları anlatmamış bu belli. Tek yanlışı Baros yada Karan'dan birini sahada bırakmalıydı 2. yarı.


Sağlık olsun demekten başka çare yok. Her ne kadar ortağım Sonay bu yorumuma pek katılmasada bana göre dün sahada maçı isteyen formasının hakkını veren tek adam vardı : Cassio Lincoln



Hakem için tek söyleyeceğim şey neyse ağzımı bozmayayım....

Cumartesi, Kasım 08, 2008

Geleceğe Atılan Adım Olsun!

Senelerdir İstanbul'un Anadolu yakasında bir derbi galibiyeti tadamayan G.Saray taraftarı bu sefer daha önce hiç olmadığı kadar inançlı. Referans ise hafta arasındaki muhteşem oyun.. Son galibiyetmizi 2-1'le 1999 senesinde almıştık. Sonunda Uefa Şampiyonu olduğumuz sezon yani! O zamandan beri bir deplasman galibiyetine hasretiz.. Artık vakti gelmiş demek ki!

Hafta boyunca maçın denk geldiği 9 kasım tarihine ithafen yapılan geyiklere şahit olduk. Tarihsel rakamlarla benzerlikler yaşadığımız derbi sonuçlarına, yarın belki de bir yenisi eklenebilir. 9 kasımdaki derbide 9 senedir evinde yenemediğimiz rakibimiz karşısında bu kez galip gelip şeytanın bacağında ne kadar kemik varsa kırabiliriz.

Her derbi maçı öncesinde galibiyetten emin şekilde televizyon başına kurulurken, kağıt üstündeki avantaj hiç bir zaman sahaya yansımaz ve maç sonrası neden mağlup olduğumuz konusuna kafa yorarken bulurum kendimi! Bazen bir iki bireysel hata, bazen bir iki hakem hatası, çoğu zaman da taraftarının gazıyla evinde gülen taraf bir şekilde Fenerbahçe olmuştur hep. Ama dedim ya, artık vakti geldi sanırım. Çünkü bu sefer Kadıköy'de yaşanan şanssız geçmişe sadece Arda ve Sabri vakıf, kadronun gerisi oldukça rahat olacak.. O yüzden "Fener en kötü zamanında bile.." laflarını bundan sonra duymamak için, bu kadar kötü seyreden bir Fanerbahçe'yi değil evinde, uzayda bile olsa yenmemiz lazım diye düşünüyorum.

Galibiyet için taraftar baskısına aldırış etmeden, sakince kendi oyunumuzu oynamamız lazım. Arda gününde olsun, Kewell da biraz ona ayak uydursun, kafi gelir zaten.. Alıncak bir galibiyet sadece üç puan getirmekle kalmayacak, aynı zamanda geçmişin hesabını da silecek ve geleceğe doğru atılan sağlam bir özgüvenin ilk adımı olacaktır. Yeter ki futbolcularımız üzerlerine giydikleri formaya yakışır şekilde mücadele versin.. Yeter ki!

Sahada 11 Metin !!!


Derbiye saatler kaldı bu coğrafyanın insanı dışında pekte kimsenin ilgilendiği bi durum değil bana kalırsa. Futbol kalitesi yerine tansiyonu yüksek maçlardan bahisçiler haricinde Dünya'da pekte yankı bulduğu varsayılamaz. Çokta derdim değil belki bu durum ama insan böyle bir değerinide pazarlayabilmeli.

Heyecan dorukta içimizde Perşembe'den kalma umut taneleri gözümüzde ise 9 yıldır Kadıköy'den galibiyetle dönememenin hırsı ile bekliyoruz. Standart Galatasaray taraftar geyiğidir bu sefer hissediyorum Kadıköy'de kazanıcaz söylemi hepimiz 9 yıldır inanıyoruz ama nedenini bi türlü çözemediğim şekilde iyide olsak kötüde olsak sonucu değiştiremiyoruz. Tıpkı Fenerbahçe taraftarının Türkiye Kupası'nı neden alamadıkları sorgulardıkları gibi...

Maçtan beklentime gelince klasik tabirle gene kağıt üzerinde avantajlıyız. Aragones'in hala istim üstünde oluşu ve takımdaki sakatlık problemleri ibreyi Galatasaray'a çeviriyor. Galatasaray açısındansa futbolcuların o gün ki ruh halleri skoru belirleyecek. Eğer isterlerse Benfica maçının bir kopyasını istemezlerse Eskişehir maçının kopyasını izleriz.

Kazanmanın yolu giydikleri formanın hakkını vermeleri kıymetini bilmelerinden geçiyor. Geçen sezon Kupa deplasmanında 11 tane Metin'i izlettirdiler. Bu maçın sonunda da kazansakta kaybetsekte 11 tane Metin'i sahada görelim gerisi dert değil....

Saatler Kala

Dünya'nın en büyük derbisi değil belki hatta









Cuma, Kasım 07, 2008

Gün boyu maçla ilgili yayınları takip edip, yapılan yorumları dinledim. Bir çok otoritenin ortak görüşü maçın Benfica'ya yakın olduğu, böyle güçlü bir takımdan deplasmanda alınacak beraberliğin iyi sonuç olacağı yönündeydi. G.Saray'ın deplasman performansını bilen her akil şahsın beraberlikten fazlasında gözü yoktu zaten. Çünkü bu seneki dış saha performansı bir türlü istikrara ulaşmayan bir takımdık. Bu deplasmanı bir puanla kapatmak, içerdeki maçı da almamız halinde grup liderliğini getirecek olmasından da önce,haftasonundaki tarihi derbiye yüksek moralle çıkmamızı sağlayacaktı.


Maçın stratejik bakımdan önemi bu iken, Kewell'ın yokluğunu hatırladıkça akıllara "üzülür müyüz" sorusu takılıyordu. Zira bugüne kadar oynadığı maçlarda skora ola katkısı oldukça yüksek bir oyuncu olmasının yanısıra,sahip olduğu liderlik vasfı ile takımı içerden idare etmek gibi bir doğal sorumluluğa sahipti. Ancak endişelerimizin yersiz olduğunu maç başladıktan hemen sonra anlayıverdik.


Maça çok dengeli başlayan Galatasaray, ateşli Benfica taraftarlarını daha maçın 10. dakikasında evine yollayacak pozisyonları buldu. Çok sakin bir oyun sergiliyor, mükemmel şekilde tek toplarla rakip sahaya gidiyorduk. Kaptırılan topları aynı süratle kazanıyor, ilerde yaptığımız hücum presinin karşılığını her defasında alıyorduk. İlerde tek santrfor olan Ümit, kendisine atılan her topu başarıyla ya indiriyor, ya da saklayarak hücumda çoğalmamız için gerekli zemini hazırlıyordu. Lincoln ve Arda, Ayhan'dan aldıkları toplarda çok tehlikeli arapaslarla Baros ve Ümit'i pozisyonlara sokuyor, bu ikili biraz şanssızlık biraz da beceriksizlik yüzünden golleri yapamıyordu. Üst üste çok iki önemli pozisyonun hakkını veremeyince ilk yarının ortalarına doğru oyunun kontrolü Benfica'ya geçer gibi oldu. Ama bu sırada bile sakin ve akıllı bir şekilde alan savunması yaparak Benfica'nın gol ümitlerini uzaktan çekecekleri şutlarına mahkum ettik.. Oyunun bu bölümünde De Sanctis'in mükemmel bir kurtarışına tanık olduk ki bu, belki de oyunun kırılma anlarından biriydi.



Perşembe, Kasım 06, 2008

Galatasaray Varsa Ümit Vardır !


Belki ben öle hissediyorum sadece ama son yıllardaki en garip Avrupa maçına gidiyor Galatasaray. Geçmişi hatırladığımızda kafa patlatılırdı bu mevzu üzerine haftasonundaki maç ne kadar Fenerbahçe olsada öncelikli olarak Avrupa maçı düşünülürdü. Rakip sıradan olsa belki bu durumu biraz olsun mantıklı karşılardım ama rakibimiz BENFICA. Deplasmanlarda bu sezon kayıp olan takım bu maçta ne yapar tam bir kapalı kutu. Skibbe şapkasından ne çıkacak merak ediyorum. En kötü dönemimizde bile bir Avrupa maçından bu kadar çekinmemiştim. Rakibi abarttığım düşünülebilir belkide öyle yapıyorum farkında değilim ama bu akşam ki maç Galatasaray'ın bu sezon ne yapıp ne yapamayacağının en büyük işareti Uefa Kupasında final hedefi Boğaz Köprüsünden Anadolu yakasına geçmek kadar basit olmadığı bu akşam anlaşılacak. Skibbe kader haftasına G.Antep maçını sayarsak iyi başladı denebilir geriye kaldı 2 maç çıkarsa ağzımı açmayacağım sezon sonuna kadar söz verdim kendime ama çıkamazsa hedef futbol şubesinin yaptırımlarına göre değişir. Yine de gönül elbette Galatasaraydan yana Gökmen Abinin son yazısında dediği gibi: Galatasaray varsa ümit vardır....

Çanakkale Geçilmez




Pek çok Beşiktaşlının 8-0 'ı unutturma Galatasaraylıların ise keyifli bir futbol izleme dürtüsüyle izlediği bi maçtı Arsenal -Fenerbahçe. Çevremdeki pek çok dostumada belirtmiştim hatta maçtan saatler evvel konuştuğum ortağım Sonay'da şahittir ben fark beklemiyordum belki beraberlik bile gelir diyordum ki geldi. Fenerbahçe Çanakkale geçilmezi oynadı belki Volkan'da maçın adamıydı ama en azından özgüvenle dönüyor Fenerbahçe. Arsenal eksikti Adebayor olsaydı skor çok farklı olurdu ama yinede bu direnci kimse beklemiyordu kanımca. Maçı karasal yayınla cebbelleşerek izlediğim kadarıyla gördüğüm buydu. Hafta sonu için Fener defans açısından umut verdi ama Kadıköy'de de bu kadar mahkum oynarsa tabi...

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Belkide hiçbir maçtan bu kadar beklentisiz olmamıştı Fenerbahçe taraftarı. Geçen yılı bile yaşanmamış saysak Fenerbahçe taraftarı bir maçtan hiç bu kadar ümitsiz olmamıştı yada benim çevremdekiler çok karamsar. Bana göre Aziz Yıldırım'ın kader haftasına giriyor. Tahminler dahilinde Arsenal'den alınacak hezimet türü bir malubiyet ve akabinde oynanacak Galatasaray maçının kaybedilmesi tüm düzeni yapılan tüm gayri menkul yatırımları geçen seneki çeyrek finali unutturur. Fenerbahçe'nin Londra'dan çıkması zor gibi zaten herkes bu görüşte sonuç olarak tek çıkış yolu derbi kalıyor. Tek şansları Galatasaray'ın deplasmanda başarısız, teknik heyetinin sorunlu ve 99 yılından beri maç kaybetmemeleri. Bekleyip görelim....

Salı, Kasım 04, 2008

Takas



Antrenör değişiklikleri dönemi haftalar önce başlamıştı aslında Raşit Çetiner ilk kurbandu yanlış hatırlamıyorsam. Bugünde Bursaspor Samet Aybaba ile yolları ayırıp Güvenç Kurtar'ı takımın başına getirmiş. Buraya kadar bi nebze normal buluyorum haberi malum Bursa 3 haftadır mağlup. Ancak diğer gelişme Samet Hoca Mesut Bakkal'ın yerine Gençlerbirliği'nin başına geçmesi bekleniyormuş. Aslında bu tabloyu görünce ligin kalitesinin düşüklüğünün sebebi daha da net anlaşılıyor. Yöneticileride anlamak güç ne bekliyorlar bu adamlardan gerçekten çok merak ediyorum.....

Pazar, Kasım 02, 2008

Sami Yen'de "Daddy Cool" Coşkusu!

Bu takımı seyretmek adama hem keyif hem de ıstırabı aynı anda veriyor.. O nasıl oluyor demeyin! Eldeki yıldızlar bir parlamayagörsün, karşındaki daha ilk nefesi aldığında skorbordda 3 golün künyesini okurken bulur kendini. Üstelik rakip kim olursa olsun geçerli bir iddiadır bu.. Gelgelelim aynı yıldızlar, takım öndeyken vites küçülttüğünde seyredene saç baş yolduruyor. Ne derli toplu bir hücum görebiliyoruz, ne de akıllı bir-iki pas.. Ya hepten iyiler, ya da hepten vasat.. Saman alevi gibi parlayan ve rakibi bayıltan o ilk periyodu maçın geneline yaymayı başarırsak, sezona ilişkin ümitlerimizi kaybetmeyeceğiz. Ligin dokuz haftası da geride kaldığına göre bunu artık başarmaya başlasak fena olmayacak!

Bu akşam da böyleydi Galatasaray. Zaten iç saha-dış saha performans dengesi iç sahadan yana ağır basan bir takımken, bir de Daddy Cool'u futbolculara uyarlayan coşkulu taraftarının desteğini arkasına aldığı maçta, kendisine oynaması için büyük boşluklar bırakan bir Gaziantepspor bulunca ilk dakikalardan itibaren coştu da coştu..


Sağlam'ın takımı güzel futbol oynamak için elinden geleni yaparken kendi defansının muhatabı olan oyuncuların hangi kalibrede olduğunu bir an akıllardan çıkarmış olacak ki, önce (adamım) Kewell ve hemen ardından da Lincoln sözleşmelerinde yazan rakamların ne kadar ciddi olduğunu bir çırpıda hatırlatıverdi! Aynı dakika içinde atılan iki golle Antep'in gazını alırken sol kanadın kullanıldığını, bu esnada solda Arda'nın bulunduğunu vurgulamaya gerek var mı, bilmiyorum!

Tribünler gaza gelmiş, "Daddy Cool" şarkısıyla tempo tutmaya başlamıştı.. Gelen iki gol, skor avantajını erkenden yakalamış olmanın sevinci ile herkesi mutlu etmiş, devamında kaçan bir kaç pozisyon da fark beklentilerine neden olmuştu haliyle. Hatta Baros biraz ilk geldiği günledeki gibi ballı olsaydı bunun gerçekleşmemesi için hiç bir neden olmayacaktı. Ancak Baros, gol bulmak için önce iki-üç pozisyonu harcayarak gole ısınması gereken bir forvet olduğu için fark ikide kaldı. Bu da, tipik snatrfor özellikleri taşımadığından olsa gerek. Belki önünde oynayan bir Karan'la daha üretken olabilirdi.. Hatta "herkes atıyor, ben de atmalıyım" gibilerinden bir komplekse kapılmasaydı belki de ilk yarıyı farklı bitirecektik. Yediği "şipşak" iki golün etkisiyle bir anda düşen ve yavaş yavaş kalkmaya çalışan Gaziantep'in bu çabasını Arda taktirle karşılamış olacak ki, bir elinden de o tuttu ve rakibine bir penaltı hediye ederek maça tekrar ortak olmasını sağladı! Tabata, takımı adına penaltıyı gole çevirdiğinde devrenin bitimine sekiz dakika kalmıştı. İlk yarıda skor 2-1 G.Saray'ın üstünlüğü ile kapandı.

İkinci yarıya da atak başlayan ekip yine G.Saray oldu. İyi top çevirme konusundaki mahareti bu sefer gol pozisyonu oluşturma konusunda gösteremeyince sahip olduğumuz coşku, yerini yazının başında bahsettiğim sıkıntı dolu dakikalara bıraktı. Artık yorgunluktan mıdır bilinmez ama mücadeledeki kaçak, "Gaziantep ayaklarımıza pranga mı taktı yoksa" sorusunu uyandırdı. Takım atağa kalkamıyor, koşamıyor, pas yapamıyordu. Oyunun kontrolü 60. dakikadan itibaren Gaziantep'e geçmişti. Tamamen geri çekilmiştik, kendi yarısahamızdan uzun toplarla çıkmaya çalışıyorduk. Bu çabamızda da ilerde yalnızları oynayan Baros'la etkisiz kaldığımızdan bütün toplar Tabata'nın organizatörlüğünde geri geliyordu. Önce Kewell, sonra da Baros ortaya hiç bir şey koyamamaya başlayınca yerlerini Volkan Yaman ve Ümit Karan 'a bıraktılar. Ancak, orta sahayı geçip gol pozisyonu bulamıyorduk ki, Ümit girse ne değişecekti? Sanki ilk yarıdaki gibi birbiri ardına kaçan gol fırsatlarımız mı oldu, hayır! Onun yerine defansın önünde yer alan ve bir ara oyundan oldukça düşen Meira ile değişseydi, belki atılan uzun toplar biraz olsun işe yarayabilirdi.

Bu arada, takımın önce haftaiçi Benfica'yla, ardından da haftasonu Fenerbahçe'yle oynayacağını hatırlayarak bu geriçekilişin aslında sahip olduğumuz enerjiyi ekonomik kullanma isteğinden kaynaklandığını düşünmeye başladım. Ondan sonra maçın kalan kısmını daha serin kanlı seyretmeye başladım. Neyse ki Arda, beni daha da sakinleştiren golünü attı.. "İleriye atılan uzun bir topta, Ümit'in kafayla defansın arkasına aşırması neticesinde pozisyona girdi" ve adeta ikinci yarının başlarında verilmeyen penaltısına atıfta bulunarak attığı golle farkı tekrar ikiye çıkarırken, ben de "Ümit girse ne değişecek ki" şeklindeki soruma yanıt bulmuş oldum!

Netice olarak yine iyi başlayan, iyi biten, ama aradaki bölümlerde de taraftara kurdeşen döktüren bir oyunla "Ali Sami Yen Klasikleri" arşivinde kendine yer bulan bir galibiyete imza attık. Rakiplerin puan kaybettiği haftada alınan üç puan, UEFA'da Benfica'yla deplasmanda karşılaşacak olan takıma moral olurken, taraftarlara da sezon sonundaki pozisyona yönelik ümit aşısı oldu..

"Pastırma Yazı"

Ligdeki ilk mağlubiyetini tam da pastırma yazının yaşandığı bir dönemde, bir pastırma diyarı olan Kayseri'de yaşayan Beşiktaş, iki hafta önce devraldığı liderliği takrar Trabzonspor'a bırakarak İstanbul'a döndü.. Pozisyon bakımından kısır geçen karşılaşmanın 85. dakikasında Turgay, Kayserispor'un galbiyet sayısını kaydederek takımına üç puanı kazandıran isim oldu.

Bu arada, Beşiktaş aldığı bu mağlubiyet'le dördüncü sıraya inerken, ligde mağlubiyet yüzü görmeyen takım kalmadı.

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Öngörü Dediğin :)


Abdullah Avcı, sahip olduğu özgüveni ve kendini ifade etme konusundaki yeteneği konusunda taktir ettiğim, ilerde de (çok ilerde ama, hemen değil) Galatasaray'ın başında görmek istediğim teknik adamlardan biridir. Ne kadar düzgün karakterli biri olduğunu, geçen sezonun sonlarında Kalli istifa ettikten sonra kendisine yapılan teknik trektörlük teklifini kabul etmeyerek göstermiş oldu.

Dün akşam Lig Radyo'da yayınlanan "Gökmen Özdemir ile Futbol Dünyası" isimli spor programına telefonla katıldı ve kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.

Konu bügün oynanan İstanbul BB-Trabzonspor maçına geldiğinde de kendisine maç hakkında yöneltilen soruları cevapladı ve son olarak "yarın çok zevkli bir karşılaşma bizleri bekliyor, izleyenlerin keyif alacağı son derece güzel bir maç olacak" diye ekledi..

Trabzonspor da bugün Avcı'yı yalancı çıkarmamak için elinden geleni yaptı doğrusu.. Dişli rakibi karşısında, deplasmanda 4 gollü güzel bir galibiyet aldı ve maç fazlasıyla liderliğe yükseldi.

Ne diyelim.. Öngörü dediğin böyle olmalı işte :)

Cevabı İçinde Saklı!

Geçtiğimiz perşembe akşamı, Ankaraspor'la deplasmanda oynanan Fortis Türkiye Kupası maçından beraberlikle ayrılan Galatasaray'ın teknik trektörü Skibbe, maçın ardından yaptığı basın toplantısında ligin üçüncü sırasında bulunan bir ekipten kendi sahasında alınan 1 puanın kötü sonuç olmadığını söylemiş ve şimşekleri üzerine çekmişti.. Aslında fotoğrafa "Skibbe gözlüğü" takarak bakıldığında bu düşünceyi ifade etmek pek de yanlış sayılmaz ancak "farklı marka" gözlük kullanan bizler için bu durum ciddi bir mesele haline dönüşmeye başlıyor..
Şimdi, "1 puan kötü değil" demek aslında ne demek, gelin onu biraz irdeleyelim..
Ama bunu yapmak için filmi biraz geri saralım.. İki hafta önce lig lideri Trabzonspor'u kendi evinde iyi bir mücadelenin ardından, biraz da şansının yaver gitmesiyle yendikten sonra dört gün sonra Uefa'daki grup maçlarının ilkinde Olympiakos'la mücadele etmiş ve üst düzey bir performans sergilediği o maçtan da galip ayrılmıştı. Bu zorlu iki maçı kayıpsız atlatan takımın bir de göze hoş gelen bir futbol ortaya koyması taraftarların Skibbe'ye olan öfkesi ve karşı duruşunu bir nebze olsun azaltmış ve yerini "belki"ye bırakmıştı. Ben dahil! Ama Avrupa arenasında alınan güzel ve anlamlı galibiyetten sonra Eskişehir'de alınan "bol gollü mağlubiyet", takımın iyi bir ivme yakaladığını ve bundan sonra artık çıkışın süreklilik arz edeceğini düşünen taraftarlar üzerinde hayalkırıklığına sebep oldu adeta. Üstelik bu sefer, son iki maçtaki oyundan eser de yoktu..

Ligde aldığımız bu ikinci mağlubiyetin ardından FTK'da Ankaraspor'la deplasmanda karşılacaktık. Ankaraspor, son 6 maçından 16 puan çıkarmış bir ekip olarak karşımıza çıkıyordu. Form grafiği oldukça üst düzeyde seyrediyordu. Maçı seyreden taraftarın da, maçı anlatan spikerin de sıkıldığı kötü bir oyunun sonunda karşılıklı atılan gollerle maçtan 1-1'lik beraberlikle ayrıldık. Ancak galibiyeti kaçıran taraf Ankaraspor'du.

İşte Skibbe'nin yaptğı o talihsiz "1 puan kötü değil" açıklaması bu maçın ardından geldi. Arka arkaya oynanan maçlarda futbolcuların "zorluk derecesi nispeten düşük" bazı maçlarda konsantrasyon konusunda gösterdiği zaafı süzemedi. Halbuki bu süreçte, formu düşen yıldızları dinlendirerek kadroda bulunan futbol oynamaya aç, kendini ispatlamaya son derece hevesli gençlerden bazılarını sahaya sürmüş olsa, bizler bugün Skibbe'nin doğru işler yaptığından söz ediyor olabilirdik.

Ancak o, rotasyonu gerektiren zamanda dahi aynı futbolcuları tercih edince ortaya eleştirilesi bir tablo çıktı. Takım, iki hafta içindeki dört maçı da, genişliği ve kalitesi ile sürekli olarak övündüğümüz kadromuzu gerektiğince kullanmadan, değerlendirmeden tamamladı.. Üstelik Olympiakos maçında ne kadar efor sarfettiğimizden, ortaya koyduğumuz üst düzey mücadeleden de dem vurmasına rağmen! Bu son dört maçtaki kadroyu yanyana koyup karşılaştırırsak son kupa maçındaki (biri kaleci) 2-3 değişik oyuncudan başka bir fark göze çarpmaz.. Böyle bir durumda iki haftalık periyoda sıkışan dört zorlu maçı aynı futbolcularla tamamlamaya kalkarsan, müsabakaların bazılarında patlak vermen çok doğaldır. Eskişehirspor maçı bunun en çarpıcı örneğidir.

Herhalde ligde kaybettiği bir maçın ardından, bir de kupada alınacak bir mağlubiyetin kendisine nelere mal olacağını iyi sezinlemiş Skibbe. Üzerinde oluşan taraftar ve yönetim baskısını iyiden iyiye hissettiği bir dönemi zorlu iki maçı üst üste kazanarak "henüz" atlattığını düşünürken, "seri başarısızlıklarla" aynı sancılı süreci tekrar yaşamaktan korkmuş ve belki de alınan beraberlikle bunu getirecek ortamın gerçekleşmediğini görerek bunun yaşattığı sevinçle dile getirmişti..

Ancak.. Bu söylem Skibbe'nin Galatasaray gibi bir takımın başına geçip, yıldızlarla dolu bir kadroyu "sevk ve idare" edebilecek kalibrede bir teknik adam olmadığını da gösterdi. İki zorlu maçı ardı ardına oynadı diye fizik yetersizlikten bahsetme basitliğine düşmüş ve aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ Galatasaray'ın büyüklüğünün farkına varamamış bir teknik trektör var karşımızda çünkü!

80'li yılların sonlarında Mustafa Denizli döneminde başlayan "fetih süreci" ile Şampiyon Kulüpler'de yarı final oynadığı zamanlarda çarşamba-cumartesi maç oynama kültürünü Türkiye'ye getiren takım Galatasasaray değil midir? 90'lı yılların sonları ve özellikle 1999-2000 sezonu çarşamba-cumartesi maçlarıyla geçmedi mi? Efsane kadro, haftaiçi Milan'ı yenip, haftasonu Erzurumspor'la aynı ciddiyetle mücadele etmiyor muydu? Neden? Çünkü takımın başında Terim vardı. Terim disiplin demekti. Mevcut kadroda gereken zamanda gereken rotasyonu uygulayarak oyuncularını ekonomik kullanıyordu. Giren her oyuncu işini ciddiyetle yapıyor, bütün mücadelesini sahaya yansıtıyordu. Çünkü başka şansı yoktu, çünkü başında hocası vardı, Terim vardı!

O günkü kadro da bugünkü gibi Türkiye liglerinin üzerinde bir kadroydu. Bugün Skibbe'nin elinde efsane kadrodan aşağı kalır yanı olmayan bir kadro varken, sahip olunan ve görülen potansiyele rağmen heba olan puanlar için üzülen her Galatasaraylı'nın aklını "şimdi neden olmuyor" sorusu kurcalıyor.. Cevabı içinde saklı olmasına rağmen! Bari kaybedilen puanlar bu kadarla kalsa diye içimizden geçiriyoruz çaresizce ve belki daha da kötüsü ümitsizce..