Perşembe, Ocak 29, 2009

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Aynı Terane; Galatasaray 1 - 1 Sivasspor

Meşaleye geldiğimde saat 18:30 civarıydı ve hafta içi hemde kupa maçın olmasından dolayı bu kadar dolu olacağını tahmin etmiyordum. Ben bile bileti öğlen 1 de almıştım. Tribünlerde haftasonundan kalma bir hırs vardı. Bu kimileri için Sivas'ın büyüklüğünü kimine göre tribünlerin abartması gibi gelir ama dün akşam hem sahada ki futbolcularda hem tribündeki bizlerde neden olduğunu benimde anlamadığım bir gerginlik vardı.



Maç başladığında sahada bir Skibbe klasiği olan 4-2-3-1 formasyonu vardı. Ayhan Lincoln'ün görevini üstlenmeye çalışırken Aydın ve Arda ile kanatlar kullanılacaktı. Kulağa hoş gelen aklada yatan bir sistem genel manada. Ancak Skibbe'yi eleştirdiğim ve anlamadığım olayda tam burada başlıyor. Çıkarttığı 11'e kesinlikle lafım yok. Geçen haftaki maçta saha şartlarından sistemi dilediği gibi işlemediğini normal şartlarda bu maçı alacağını hesap etti denebilir. Kağıda dökülmüş bu anektodların sahaya yansıması ise bambaşka idi. Atlanan nokta ise apaçık belli idi: Fizik Güç !




Geçen maçtada Galatasaray buradan kaybetti. Sivasspor bir nevi İskandinav takımları gibi top oynuyor. Rakibi fizik gücü ile ezen teknik kapasitesi düşük bir takım hüvviyetinde. İlk yarı berabere bittiyse şayet Sivasspor aslında 1-0 galip içeri gidiyor 4 büyüklere karşı olan maçlarında. Çünkü 2. yarılarda mutlaka saldırcak olan rakibe karşı hızlı ve bitirici oyuncu olarak Balili oyuna girer ve yüklenen rakibi karşısında kontra ataklarla sonuca gitme prensibi uygulanır. Skibbe bunu çözemedi geçen maç 10 kişi olarak maçı tamamlaması onun bu gerçeği görmesine engeldi belkide.



Maçı staddan izlediğim için hakemler konusunda art niyetli olabilirim onun hakkında birşey demiycem bu maç için ancak Sivas defansının Baros u maç boyu neredeyse dövmesine nasıl seyirci kaldılar anlamış değilim özellikle ilk yarıda Baros'a yapılan bir faul sonrası Silla'nın Baros'a yaptıklarını görünce hakemler konusunda kafamdaki kuşkular daha da artıyor.




Dün akşam benim için Galatasaray harici kaybeden bir kişi daha vardı: Aydın Yılmaz. Yeteneklerinden yapabileceklerinden kimsenin şüphesi yok. Ama birtürlü o üzerindeki baskıyı atamadı ve kendini aşamadı. Yaşı genç belki şimdilik gözardı ediliyor ama şuan kendisine Allah tarafından verilmiş yeteneğine haksızlık ediyor. Hayatının geri kalanını Konya'ya attığı son dakika golünün verdiği sermaye ile geçiremiyecek bu kesin. En kısa zamanda onu bu takıma kazandırmalı Skibbe yoksa kaybeden hem Galatasaray hemde Aydın olacak.



Galatasarayın en kısa zamanda Lincoln'süz oynamayı öğrenmesi şart. Geçen sene bu açık belki garip gelebilir ama pivot santrafor özellikli oyuncular ile oynanarak kapatıyordu Galatasaray. Oyunun sıkıştığı anlarda Nonda veya Hakan Şükür'e şişirilen toplarla pek çok maç çevrilmişti. Ufak bi not belki çok önemli belki değil ama Baros'un milli takım kariyeri kulüp takımlarından herzaman daha iyidi taki bu sezona kadar. Peki milli takımda ki partneri kimdi ?


Jan Koller

Pazar, Ocak 25, 2009

Şampiyonluk yolunda "Uygun" adım!

Teknik direktörün ilk tercihi durumundaki oyuncularının cezalı ya da sakat olmaları sebebiyle neredeyse tekmilinin birden oynayamadığı bir karşılaşma, bu maç öncesinde hafızası iyi olan kimi Galatasaraylılar'ın aklını kurcalıyordu. 2002 yılında Bursaspor'la deplasmanda yapılacak olan maç öncesinde zaten sakatlıklar yüzünden oynayamayacak olan defans oyuncularına bir de önceki lig maçında sarı kart görerek cezalı duruma düşenler ekleniyordu ve Bursa gibi o dönemin en zor deplasmanlarından birine (Okan Yılmaz'ın gol kralı olduğu sene) devşirme stoperlerle çıkan Galatasaray, Bursa'dan 5 gol yiyerek mağlup ayrılıyordu..


O yüzden maç öncesinde iş çevremizdeki bazı G.Saraylı arkadaşlarımızla konuşurken herkes sahanın abukluğundan dem vuruyor, sahada normalin çok üzerinde mücadele sergilememiz gerektiğini ve bunu yapmamız halinde önce oyuna ortak olabileceğimizi ve sonra da bu sahada "dans eder gibi" futbol oynayan güçlü Sivasspor'u yenebileceğimizi söylüyordu! Bense hiç oralı bile olmuyordum. Zira, her türlü sakatlık ve zorlu hava koşullarında bile başarıyla oynayabilen Servet bu sefer sakatlığı sebebiyle, Meira ve Emre Güngör de cezalı oldukları için bu maçta yer alamayacakardı. Defans kurgusu daha önce hiç olmadığı bir düzenle oynamak zorunda kalacaktı. Ve beni de en çok düşündüren şey bu denli güçlü bir rakibin; kaldı ki ligin lideri, G.Saray'ı böyle bir durumda yakalamışken bu durumdan sonuna kadar faydalanacağı, hatta devre arasında kaptanları ve en popüler değerleri olan soyadı gibi yıldız oyuncuları Mehmet Yıldız'ın transfer girişimlerine karşılık verme hırsıyla da oyunda istediği sonucu geçmişte Bursaspor'un yaptığı gibi "hiç beklemediği bir şekilde" alabileceği ihtimaliydi!


Nitekim, maç başladıktan sonraki ilk bir kaç dakikada Sivasspor'un şampiyonluk için gerçekten ciddi olduğunu, bunu başarmak için de böyle büyük rakipleri kendi sahasında yenmeleri gerektiğini anlamış olduklarını gördük. Bu şartlardaki sahada oynama tecrübesi yüksek olan Sivaslı oyuncular topa biraz daha fazla sahip oluyor, rakibi oyuna ve sahaya ısınmadan kendine avantaj sağlayacak pozisyonları bulmaya çalışıyordu. İlk dakikalar bu şekilde bizi diken üstünde oturturcasına geçerken G.Saray oyunda dengeyi buldu. Pas yüzdesinin artmasıyla üzerindeki baskıyı kırdı. Bir de sahaya adapte olabilenler sadece Arda ve Ayhan'la sınırlı kalmasa olgun atak girişiminde bulunmak kolaylaşacaktı. Ama maalesef kimi oyuncuların bazen "güneşli bir ilkbahar mevsiminde oynar gibi" paslaşmaları, atakların rakip cezasahası önlerine gelirken erimesine sebep oluyordu, çünkü atılan paslar rakip defans oyuncularının pasarsı yapmalarına olanak tanıyordu.

Her iki takım da uzun toplarla orta alanı geçmek ve oyunu rakip sahada oynamak isteyen bir görüntü veriyordu. Bunda da ilk yarının belirli kesitlerinde başarılı oldular. Ancak bu oyun anlayışı pozisyon üretmeye yetmedi. Birbirlerinin kalelerine gönderdikleri karşılıklı birer şut dışında başka da pozisyon bulamadılar. İlk yarıda (sol bek hariç) defansın performansını beğenmiş biri olarak devrenin bu şekilde tamamlanmasını bekliyordum. Ama öyle tamamlanmadı! Çünkü nedenini kimsenin anlamadığı bir şekilde Ümit oyundan atıldı. İlk yarıdaki tabloya bakanların kafasında ikinci yarının da bu şekilde geçeceğini ve maçın bu şekilde biteceğine yönelik bir fikir oluşmuştu ama Ümit'in son dakikada gördüğü kırmızı kart bu fikirleri Sivasspor lehine değiştirdi.


İkinci yarıya başlarken maçı birlikte izlediğim G.Saraylılar'da biraz 10 kişi kalmanın tedirginliği ve fazlaca da kaptanın sorumsuzluğuna duyulan öfke vardı. Tabi Bülent Uygun zeki ve başarılı bir teknik adam, ve ilerde daha da başarılı olacak inşallah. Oyundaki dengenin korakor mücadeleden geçtiği bir maçta rakibin eksik kalmasının kendine ne gibi avantajlar getireceğini çok iyi biliyordu. Oyuna başladıktan sonra rakibin dengesini bozacak ilk golü hemen bulmanın hesapları içindeydi. Ve bunun için fazla beklemesi gerekmedi. Musa Aydın, defansını orta sahaya yakın yerde kurmaya çalışan G.Saray beklerinin dengesini kaybettiği bir pozisyonda defansın arkasına atılan topu alıp, soldan sıfıra yaklaşıp bir güzel içeri gönderdi ve Sivaslılar'ın "gelsin artık" dedikleri gol geldi. Abdurrahman durumu 1-0'a getirdi. Bununla birlikte "kilit açıldı galiba" endişesi kapladı G.Saraylılar'ın içini. Ama takımın çabuk toparlanması ve oyuna tekrar ortak olması kısa sürdü. Yine de net bir pozisyon bulmakta zorlanıyordu sarı-kırmızılılar.


İkinci yarıda oyuna giren ve "karşısındaki her rakibi sinir eden" Balili, ilk golde Musa'nın yatığı gibi yine soldan önünde bulduğu topu aynı şekilde sıfıra taşıyıp içeri gönderdi ve kademeyi koruyamayan defansın arasından yine ikinci yarıda oyuna giren Sezer'i topla buluşturdu. O da kolay pozisyonda golü bularak durumu 2-0'a getirdi.
Artık iki farklı geriye düşmüş olmanın getirdiği moral bozukluğu hepimizin üzerine iyiden iyiye çökmüştü. Diğer yanda ise coştukça coşan ve taraftarının "3... 3... 3..." diye tuttuğu tempoyu "ciddiye alan" bir Sivasspor vardı sahada.. Zaten eksikler ve saha koşulları nedeniyle maçın son derece çetin şartlarda geçeceğini çok iyi bilen G.Saraylı futbolcular ikinci golden sonra sanki mücadeleyi bir ara bırakır gibi oldular. Kalan sürede, karşısında zaten sayıca eksik oynadığı rakibinin zaferini kabul eder bir görüntü verdiler. Ama onları asla bunun için suçlamam; çünkü bu golden sonra aynı hisse ben de kapıldım..

Yine de kalan sürede en azından futbol oynayarak sahada kişilikli bir duruş sergileyerek yenilmenin daha erdemli olacağını hatırladılar.. Ama defans, akordu bozuk bir gitar gibi birbiriyle alakasız sesler çıkarmaya devam etti. Bunlardan birinde Mehmet Yıldız, ortada hiç pozisyon yokken, üstelik 2'ye 1 defans üstünlüğü varken Emre Aşık'ın "anormalötesi" geri pasında pozisyona gridi ve Sivas hanesine 3. golü yazacakken top son anda direkten döndü.

"Artık bitsin" düşünceleri içinde seyre daldığımız maç nihayet sona erdi. Peki beğendiklerimiz yok muydu? Elbette vardı.. Arda, Ayhan, Topal ve Barış son derece üst düzeyde mücadele verdiler. İsabetli pas oranı en yüksek olan oyuncular da onlar oldu zaten. Teşekkür ediyorum onlara. Ama defansın solunda yer alan Volkan ve ileri ikili iyi değildi. Baros zaten çekingen oynadığı maçta bir de ikinci yarıda rakip defansın arasında tek kalınca hiç bir varlık gösteremedi maalesef.

Ve tabi, Sivasspor bileğinin hakkıyla lider olduğunu ele güne ilan etti. Önce Fenerbahçe karşısında alınan galibiyet, sonra Beşiktaş deplasmanından alınan 1 puan ve şimdi de bir başka büyük rakip olan Galatasaray önünde galip gelmek, şampiyonluk yolunda atılan büyük bir adım oldu. Uygun ve öğrencileri, bu maçla birlikte daha da pekişen şampiyonluk inancıyla ligin sonunda hedefledikleri noktaya ulaşabilirler mi, bilmem. Ama "Anadolu'dan bir şampiyon çıkacaksa" bunun için en güçlü adayın Sivasspor olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Tebrikler Sivasspor..

Cuma, Ocak 23, 2009

Sonunda....


Dünya'da kendi lig maçının özetini veremeyen başka bi kanal varmı bilmiyorum. Numune olarak Galatasaray ile Beşiktaş Tv vardı herhalde. Sonunda Doğan Grubu paraya kıymış anlaşılan ve bu haftadan itibaren maçların özet görüntüleri yayınlanmaya başlayacakmış.


Günün 3 'te 1'inde klip yayınlıyorlar zaten en azından fondaki malzeme sayısı artar....

Oğuz Sabankay ve Abdullah Avcı

Alex'in Fenerbahçe ile sözleşme imzaladığı gün şehrin karşı kıyısındaki rakibide İzmir'den onu getirmişti. Paf ligi maçlarını takip edenler onun ne kadar yetenekli olduğunu gayet iyi bilir. Geçen sene Manisa'ya gönderildiğinde herkes Arda gibi geri dönebileceğini düşündü ama Ersun Hoca takımın başında değildi. Bu sene de Eskişehir'de şansını denedi fakat bir türlü istediği şansı bulamadı.

Abdullah Hoca'nın gençlere güvenmesi gerçekten bu futbolcular için büyük şans. Geçen sene Aydın, Kerim biraz olsun kendilerini ispatladılar. Aydın'ı devre arası tekrar istedi Abdullah Hoca anlaşamadılar. Belkide Skibbe bırakmak istemedi burası muamma. İst. Belediye geçtiğimiz günlerde Oğuz ile anlaştıklarını duyurdu. Bana göre Oğuz için en doğrusu olmuş. Bildiğim kadarıyla Abdullah Hoca ilede çalışmışlardı önceki dönemlerde. Ortada Oğuz için kaybedilmiş 1,5 yıl var. Umarım bu transfer onun dönüm noktası olur. Galatasaray'a yeni Ardalar yeni Uğurlar her zaman lazım....


Abdullah Hoca içerden olmasada dışardan hizmete devam ediyor inşallah birgün bu kulübün çatısı altında da hizmet eder....

Perşembe, Ocak 22, 2009

Maksat Show Olsun !



Hangi zihniyetin mahsulüdür onu bilmem ama daha önce sözleşme yenilediği futbolcusuna basın önünde tören yapan ben görmedim. Yaşım genç tabi daha çok şey görücem. Beşiktaş'ın Yusuf Bombası (!) sonrası bi altta kalmama psikolojiside olabilir tabi. Ayhan ve Alex adına sevindim aslında epey zaman olmuştu onlar için heyecan iyidir.....



Salı, Ocak 20, 2009

Kalp Ve Cüzdan


"Ben de geçmişte Milan'da kalabilmek için çok önemli teklifleri reddettim. Milan'daki kariyerim ve geleceğim konusunda ise hiçbir zaman şüpheye düşmedim. Ne zaman kalbimle cüzdanım arasında kaldıysam, her zaman kalbimi dinledim. Kaka'dan da aynısını yapmasını beklerim."
Demetrio Albertini

Cuma, Ocak 16, 2009

Sagopa Kajmer - Ateşten Gömlek 2009

Sagopa Kajmer 2009 - Kör Cerrah


Dr.Fucks ve Ceza'nın albümleride piyasaya çıktıktan sonra onun sessiz kalması beklenemezdi zaten. Bir bakıma iyi de oldu, albüm satışları kimin daha iyi ve popüler olduğunu net bi şekilde ortaya koyacaktır. Tarz olarak birbirlerine uzak olsalarda Türkçe Rap mevzu bahis ise Sago'dan başkası teferruattır....

Alman Animatör Grubu: Werder Bremen

Werder Bremen'de olmasa nasıl moral bulacaktık !
Bursaspor 1 - 0 Werder Bremen






Galatasaray 4 - 1 Werder Bremen






Beşiktaş 2 - 1 Werder Bremen

Perşembe, Ocak 15, 2009

287 Gün Kala....


Zaman yaklaştıkça insan daha da heyecanlanıyor. Genelde http://www.aslantepe.biz/ sitesine ( emeği geçen herkese teşekkürler ) 10 günde bir bakarım ne oluyor diye. Bugün gene aklıma geldi bakalım ne var ne yok dedim. Açıkçası şu fotoğrafı gördükten sonra daha da bi heyecanlandım.
Elvada Sami Yen demeye çok az kaldı içimiz sızlasada.....

Acı Yok Rocky !







Salı, Ocak 13, 2009

Çok Gereksiz Açıklamalar Bunlar !!!


"Beşiktaşlı olduğuma inanmayanlara imza töreninde çocuklukta Beşiktaş forması ile çekilmiş fotoğraflarımı göstererek cevap vereceğim."


Yusuf Şimşek


Ne gereksiz bir geyiktir şu anlamış değilim. Dünya çapında onca iş yapıyoruz çeyrek finaller yarı finaller kupalar vs. gel gelelim şu kompleksli cümleleri kurmaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Sergen'in dolaşmadığı kulüp kalmadı mesela ben bi kerede çıkıp imza töreninde ben doğuştan bu takımlıyım dediğini hatırlamıyorum. Çık sahaya yap işini al paranı gerisi laf-ı güzah. Ama gel gelelim hala doğuştan buralıyım ergenliğimde şuralıydım. Bırakın artıkta buna camia karar versin ispata gerek yok...

Bu Sene Olmadı Ama....


Seneye mutlaka....

Yılın futbolcusu ödülü C.Ronaldo'nun.....

Cuma, Ocak 09, 2009

Tatil Bitti; Altay 1-2 Galatasaray


Tatilden dönmüşsün şirkette işler birikmiş ve sen gittiğin tatile bile bir nebze olsun nalet eder duruma gelmişsin. Ve sonunda akşam olmuş ve tatil sonrası ilk iş günü bitmiştir. Baros'un son dakikadaki golüde bu çıkış anına geldi ve devre arası kampı hiç değilse moral bozukluğu ile başlamadı.

Dün bir bakıma Galatasaray içinde iyi bir test oldu. Zira bu sezon anadolu takımları karşısında geriden gelip aldığı bir maç hatırlamıyorum. Antalyaspor ve Bursaspor maçları ilk aklıma gelenler olduğundan belkide böyle bi hisse kapıldım. İşin sadededine gelirsek Galatasaray maç berabere iken yada galipken gol bulma yüzdesi çok yüksek. Bu sezon ligde aldığı tüm galibiyetlerin 2 farklı olması buna en basit örnek. Şehmus'un golünde Aykut'un yapacağı fazla birşey yok zaten bu durumlarda kaleci atılan golün mezesi olur gelen topa kayıtsız kalmayarak atılan gole keyif katar. Maçın geri kalanında ise Aykut ne yalan söyleyeyim Fenerbahçeli Volkan kadar bile güven vermedi.






Ümit Karan git gide sonu hazırlar bi halde. Açıkçası içim sızlıyor onu böyle görünce. Kaderin bi cilvesi belkide onun yerine oyuna giren Yaser takımı ateşledi ve zaten groki duruma düşmüş Altay'ın gardını attığı golle iyice düşürdü. Bazı şans anları vardır hayatta mesela Burak Akdiş'in Bilbao deplasmanında o son dakikada boş kaleye topu yuvarlayamamsı sonu olmuştur yada Arif'in Manchester'e attığı gol hayatını değiştirmiştir. Bu durum belkide Yaser için dönüm noktasıdır kimbilir. İşin enteresan tarafı süratli çabuk ve boş alanları iyi kullanıyor diye alınan Yaser'in Galatasaray forması ile attığı 2 resmi golde kafayla...

Tobias Linderoth bu maçtada oynamayacaksa hangi maçta oynayacaktı bu kafama takılırken sadece oyuna girerken gördüğüm Ferdi tezelden ya kiralanmalı ya satılmalı...

Salı, Ocak 06, 2009

Devre Arasından Notlar

Avrupada bi kaç lig devam ediyor ama haftasonu Türkiye Ligi olmayınca yavan geliyor. Yılbaşı rehavetinden de daha çıkmadık sanırım blogu biraz ihmal ettik. Transfer sezonuda maddi kriz sebebi ile oldukça yavan geçiyor Adnan Polat'ın açıklaması eğer doğru ise Tabata'ya 10 Milyon $ istenen bi ortamda yapılacak en güzel açıklama Aragones'in ki gibi olmalıdır: "Başkana, kadroda bulunan futbolculara baktığımız zaman ligin en iyi ekibinin F.Bahçe olduğunu belirttim. Koordineli bir çalışmanın ardından ligde ve kupada başarının bizim olacağını aktardım. İşte bu hedeflerimiz için şimdi gaza basma zamanıdır." Adama sorarlar tabi sezon başından beri bu takım neden ite kaka maç kazanıyor diye ama neyse...

Beşiktaş'ın daha hareketli bi transfer dönemi geçirmesini bekliyordum. Sanırım ekonomik kriz Yıldırım Demirören'i de vurmuş Mustafa hoca sadece takımda görmek istemediklerine yol verdi. Diğer kulüplere nazaran devre arası kampına erken başlamaları ve ligdeki ilk hafta alacakları galibiyetle Sivas - Galatasaray, Trabzonspor - Fenerbahçe maçından çıkacak her sonuç onlara yarıyacak. Bir bakıma ligdeki sıralamada alacakları yer tekrar kulübe, hocaya ve futbolculara motivasyon kaynağı olacak.

Sivasspor konusunda ikinci yarı için çekincelerim var. Aslında bir bakıma bu sezon kendi rüştlerini ispat etme çabasındalar. Bir dönem Saffet'li Ergun'lu Kocaelispor'un yapamadığını yapma peşindeler. O döneme kıyasla artık futbolcular başarılı oldukları takımı değiştirmeyip ( kulüp baskısı olsa dahi ) kariyerlerine burada devam etmeleri hem takım hem kendileri adına daha çok başarı getiriyor. Musa Aydın ve Mehmet Yıldız bu transfer döneminde İstanbul'da tur attılar Samandıra - Ümraniye -Florya üçgeninde gidip geldiler ama şuan Antalya'da Sivasspor kampındalar. Eğer Sivaslı futbolcular bu transfer döneminin şokunu atlatırlarsa geçen senenin bir tekrarı olabilir. Ama kolay değil.

Trabzonspor'un Yusuf sevdasını anlamış değilim. Ben işleyen düzene çomak sokmaktan farkı olmaz düşüncesindeyim. Aynı kalibrede bu takımda Ceyhun'da denendi Marcelinho'da. Kente ters bi transfer olucağını düşünüyorum. Trabzon kendi topraklarından bir 10 numara çıkartmadıktan sonra dışardan aldığı taraftarın tahammül sınırı çok düşük oluyor.Belki çok ütopik bi söylem ama örneklere baktığımızda haksız olmadığımı düşünüyorum.Trabzon'un şuan için daha fazla savaşan bi orta sahaya ihtiyacı var. Bu açık kapatılırsa ilk yarı boyunca kapasitesinin yarısını kullanan Selçuk İnan daha efektif olarak hücum hattında kullanılabilir.

Galatasaray'a gelince Linderoth'un dönüşü ( umarım artık kensin dönüştür )takıma en az Barış'ın dönmesi kadar fayda sağlayacaktır. Form tuttuğu takdirde orta saha savaşı içinden çıkılmaz bi hal alıcak. Allah Skibbe'ye yardım etsin işi zor. Cassio ile ilgili çıkan transfer haberleri gerçekten kafa karıştırıcı. Şahsi fikrim ise Cassio Hagi'den sonra 10'u en fazla yakıştırdığım hayaran olduğum bu takıma daha çok şey verebileceğini düşündüğüm biri. Ona biçilen fiyat eğer doğru ise 14 Milyon $ o zaman satın gitsin :))