Cumartesi, Mart 28, 2009

Amansız Ol!


Yarın bu saatlerde kim amansız kim umarsız anlıycaz. Gündem kalabalığından biraz olsun konsantrasyon eksiği var sanki ülkemde olmaması garip olurdu zaten. Fatih Hoca bu tarz çıkışları seviyor sözünün arkasında durur ve bi aksilik çıkmazsa saha süreceği 11'i açıkladı. Zaten kaybedecek neyimiz varki ?

Volkan Demirel

Gökhan Gönül

Emre Aşık

Hakan Balta

İbrahim Üzülmez

Mehmet Aurelio

Emre Belözoğlu

Tuncay Şanlı

Arda Turan

Semih Şentürk

Nihat Kahveci

Cuma, Mart 27, 2009

Kapattılar Güneşini Sen Üşüdün Bizim İçimiz Yandı...



Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır

Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum

Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim

Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak

Güvercinler ülkesinde dolaşıyor

Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp

Mis gibi nane kokuları arasında

Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar

Dualar gibi yükselir ümitlerim

Güneşle kol kola kırlarda koşarak

Siz peygamber çiçekleri toplarken

Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk, üşüyorum..


Muhsin YAZICIOĞLU


Mekanın Cennet Olsun.....

Pazartesi, Mart 23, 2009

Yolun açık olsun Kaptan!

Geçen hafta bütün dikkatlerimizi G.Saray üzerine odakladığımız için çok önemli bir detayı atladık maalesef.. Günlerdir aklımda olmasına rağmen, medyanın gözünü diktiği kimi konuların öncelikli hale gelmesinden ve vaktimizin çoğunu almasından dolayı buraya taşımak için biraz geç kaldık açıkçası. Kendi adıma özür dilerim.. Oysa o, memleketten binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen ilginin büyüğünü hak ediyor.. Ümit Özat'tan bahsediyorum. Ümit Kaptan'dan..


Her ne kadar adı Fenerbahçe ile özdeşleşmiş olsa da futbol dünyasındaki sevdiğim isimler arasında yer alır. Gerek kişiliğiyle, gerek futbol bilgisiyle, gerekse yaban elde yurdum insanını temsil etme konusundaki başarısıyla.. Köln yollarında verdiği kariyer mücadelesi sonunda belki de Tugay'ın geldiği noktaya gelecekti. Başarılı denebilecek futbolculuk kariyerine Alman ekolünün prensiplerini de yamayarak elde edeceği olgunluğu yaşayacak ve belki futbol dünyasına da yaşatacaktı. Ancak işler aksi gitti..

Geçirdiği kalp rahatsızlığının ardından, bir süre ara vermek zorunda kaldığı futbola geri dönüp dönmeyeceği merakla beklenirken, on gün kadar önce "vermek zorunda kaldığı" kararı açıkladı Kaptan ve "buraya kadarmış" dedi.. Akabinde, ilk maçta gözyaşları içinde Köln seyircisiyle vedalaştı, stadı dolduran onbinleri de gözyaşına boğarak..

Futbol aşkıyla yanıp tutuşan bir futbolcunun en olgun çağında aktif futbol hayatına son vermek zorunda kalması duygusal açıdan son derece tahrip edicidir hiç kuşkusuz.. Ama artık onun için başka bir hayat var... Sahip olduğu derin futbol bilgisi ve gözlem yeteneğiyle teknik direktörlük ya da yorumculuk alanında başarı vaadeden bir hayat.. Vakit kaybetmeden doğanın üzerine yüklediği bu yeni misyonuna motive olmalı ve bizleri yine yeşil sahalardan, ama bu kez saha kenarından elde edeceği başarılarıyla selamlamalı.

Yeni yolun açık olsun Ümit Kaptan..

Hayalkırıklığının Diğer Adı

İki yaz önce Schalke'den alındığında ortalığı ayağa kaldıran ve taraftarlarca yeni Hagi olarak kabul edilen Cassio Efendi, daha attığı imzanın mürekkebi kurumadan yaptığı açıklamada "Hagi'nin %30'u olabilirsem yeter" demişti ama bugün gelinen bu noktada açıkça görülüyor ki Hagi'nin bırakın %30'u olmayı, "tırnağı" bile olamadı!

İçi tiner dolu olan bir tenekenin kapağı açıldığında nasıl ki kokusu etrafa rahatsızlık verirse Cassio Efendi de tıpkı tiner gibi Galatasaray takımında artık rahatsızlığın ve huzursuzluğun kaynağı..

Sahip olduğu potansiyele ödenen onlarca milyon euro'nun karşın, kendisinden beklenen iş disiplini ve iş ahlakı konusunda 1 cent'lik bile bir karşılık göremedik ne hikmetse! Cassio Efendi, canı istediğinde oynar, istemediğinde oynamaz, kimse de ona bir şey diyemez! Teknik direktör hayatta dokunamaz, hele hele oyundan hiç alamaz! O da kim oluyor! Ayrıca öyle her deplasmana da gitmez! Zaten gidilir mi canım! Es kaza bir laf edecek olursan da şımarık çocuklar gibi kapris yapar beyefendi.. En doğal hakkıdır, yapar! Öteki işçiler gibi her dakika kendini de parçalayamaz bizim Cassio Efendi, valla kimsecikler kusura bakmasın!!

Sen bütün bu şımarık çocuk kaprislerini yapıp, yattığın yerden paranı almaya devam ederken, diğer tarafta bacağındaki koca deliğe aldırmadan yüreğini ortaya koyan, sakat sakat oynayan, varını yoğunu sahaya yansıtan, terinin son damlasına kadar mücadele eden bir çocuk var orda.. İnsan hiç değilse onu görür de biraz utanır be! Sen utanmadın! Sakızını çiğnemeye, etrafına gülücükler saçmaya devam ettin! Sonuç; (belki de) kaçan bir şampiyonluk ve (belki de) başlamadan biten bir sembolün kariyeri, yerle bir olan karizması!

Her şeye rağmen içinde beslediği küçük bir umudu vardı Galatasaraylı'nın.. Tüm iyimserliği ve tüm iyi niyeti ile bugüne dek sürüklediği küçücük bir umudu.. Belki adam olursun diye.. Ama sen, üzerine indirdiğin son balyozla, her şeyi unufak ettin.. Hayalkırıklığının diğer adı oldun!

Bundan sonra o 10 numaralı formayı ancak rüyanda görürsün!

Pazar, Mart 22, 2009

Bülent Korkmaz İle Finale Doğru; Galatasaray 0-1 Eskişehirspor

Fazla sevmeyecek güvenmeyeceksin öyle körü körüne. Bazen ummadığın taş baş yarabiliyor. Skibbe'den şikayetçiyken Bülent Hoca sağolsun eksikliğini hissettirmiyor. Kadroya bakıyorsun iyi güzel tercih meselesi. Kenarda Lincoln ilk dikkat çeken isim. Taktikseldir diye avuttuk kendimizi malum Eskişehir boş takım değil ki gecenin sonunda da bu ortaya çıktı.



Kimin bu adamla ne derdi var bilmiyorum ve ben artık bilmekte istemiyorum. Kaldı ki Galatasaray kimsenin kişisel egolarını tatmin edeceği biyer asla değil. Bülent Hoca geldiğinden beri medya olsun taraftar olsun Lincoln ile ne zaman ters düşecekler diye dört gözle bekler olduk 30'u na merdiven dayamış Lincoln'ü 18'lik genç yetenek yapma hayali var benim toplumumda. Dünya'nın değişime en zor adapte olan toplumu karşısındaki insanlarda bu davranışı daha çabuk kabul etmesini bekliyor. Bencillik ve kibirden başka birşey değil. Bülent Hoca Lincoln'ü oyundan almış yedek oturtmuş Lincoln'ünde çok umrumda sanki. Otusada parasını alacak yatsada kalksada. Benim Bülent Hocamda ona ders vermeye çalışıyor. Kadrosunda zerre kadar düşünmediği adamı alıp Trabzona götürüyor. Sonra onu alıyor Hamburg maçında ilk 11 e koyuyor. Bugünde kenarda bekletiyor. Hamburg maçında güvenip bel bağladığı Hasan Şaş'da tribünde sebebi muhtemelen sakat ne trajikomik değil mi ? Yok Bülent Hoca senlede olmuyor en azından bu açıdan öyle duruyor. Biz seni bu takıma hırs katarsın saha kenarındaki biz olursun sandık ama sen egolarının esirisin yada birilerinin sözünü dinlemektesin.


2 hafta sonra Bülent Hoca final maçına çıkar ya Fenerbahçeyi yener gelecek sezonun devre arasına kadar kendine zaman kazanır. Yada eline geçen bu fırsatı heba edip istifa edip gider bu yolun sonu böyle....

Eskişehirspor'u taraftarlarını Rıza Hocayı taktidir etmemek olmaz. Sahada aslanlar gibi mücadele tribünde de Es-Es vardı. Helal Olsun....

Cumartesi, Mart 21, 2009

Welcome to Annemizin Ligi

Perşembe gün ki Boğaz Köprüsündeki intihar girişimi sonrası ağır yara aldı Galatasaray. Saolsun kalender dostları bu haline fazla içerlemiş olacak ki bir Bursa'da biri G.Antep'te bıraktığı puanlarla biranda ligi akıllara getirdi şüphesiz.

Fenerbahçe haftalardır zaten futbol olarak birşey koyamıyor ortaya. Birde buna Alex'in yokluğuda eklenince gelen erken gole rağmen sonuç kaçınılmaz oldu. Aragones'in bu takıma ne kattığı büyük bir soru işareti ama Fenerbahçe'ye kaybettirdiği hırs koca bir sezona mağloldu. Artık Aziz Yıldırım'ın duruma el koymasıda tesir etmiyor zaten takım içinde ki pek çok oyuncu transfer görüşmeleri ile meşgul olduğundan derbi maçlar hariç ortaya futbol namına birşey koymuyorlar. Bu durumun tribünleride etkilediği bir gerçek. Bir zamanlar İmparator - Padişah Fenerbahçe Cumhuriyetinin! Cumhurbaşkanı kabul edilen Aziz Yıldırım yıllardır futbolda kazanılamayan sportif başarının tek sorumlusu olarak gösteriliyor ve istifa etmesi isteniyor. Zamanında istifa ettiğinde Bağdat Caddesini yürüyenlerin bu durum karşısında aldığı tavır nedir gerçekten merak ediyorum ?

Ersun Yanal'ın kronik rahatsızlığı Trabzonspor'ada bulaştı. Ligin en iyi deplasman takımı bugünde G.Antep'te puan bıraktı. Aslında G.Antep'te puan bırakmak garip bi durum değil ancak yıllardır beklenen şampiyonluk kupası bu senede Trabzon'a gidemeyecekse gelecek sezon çok daha zor olacak. Ersun Yanal bu duruma bir çözüm bulabilecek mi burası büyük bi muamma ancak Trabzonluların Ersun Hocaya o kadar sabır göstermeyecekleri bir gerçek...

Birazdan Sivasspor-Beşiktaş maçı başlıycak. Aklım Beşiktaş kalbim ise beraberlik diyor.

İyi Seyirler....

Cuma, Mart 20, 2009

"Turkish Style"

Fotoğraf 1




Fotoğraf 2


Tam anlamıyla bir "Turkish Style"... Başka bir şey söylemeye bilmem gerek var mı?!!

Perşembe, Mart 19, 2009

Yüksek Konsantrasyon!

İnsan, formanın öncelikli sahiplerini düşündükçe kafayı sıyırıyor adeta!
Servet sakat.. Emre Güngör sakat.. Topal sakat.. Aşık cezalı, yok.. Meira'ya müsaade edildi.. Lincoln, ne olacağı meçhul! Bir de bu yetmezmiş gibi Arda.. "Bu eksiklerden sadece bir tanesi sahada olabilse, bugün çok rahat ederiz. Galip de geliriz, turu da atlarız, ama bu halimizle çok zor" diye düşünüyordum... Neyse ki Arda son anda kadroya dahil edildi de ümitlerimizin taze kalmasını sağladı biraz.. Artık, siz diyin iğneyle oynayacak, ben diyeyim iman gücüyle.. Ama o çocuk, bu haliyle mücadele ettikçe ben gözyaşı dökeceğim, bunu çok iyi biliyorum. Dedim ya, sıyırıyorum yavaş yavaş..

Hamburg'daki maçın ertesinde, Emre çok güzel yazmış maç yazısında, okuyunca hak verdim. Zafere giden yolda hep aksilikler ardı ardına dizilmiş, hiç bir zaman sadece rakibimizi yenmek yetmemişti. Aynı zamanda "makus talihimizi" de alt etmek zorunda kalmıştık adeta! Bugün de ortaya çıkan tablo geçmişi anımsatan cinsten. Bu kadar stoper kıtlığının yaşandığı ortamda bir de Aşık'ın cezalı olması, yerine Semih'in kariyerini başlamadan bitirmemek için takımdaki en uluslararası oyuncu olan Kewell'ın düşünülmesi bir çaresizlik olarak da adlandırılabilir, zaferin bir âlâmeti olarak da..

Ama ben yine de, her avrupa maçı öncesinde geleneksel olarak yaptığımız kapalı devre gaza getirme seansını tekrar etmekten ziyade, bu kez biraz temkinli konuşmak gerektiği kanısındayım. Haftaiçinde Meira'nın gönderilişine tepki göstermiş, "final Kaf Dağı'nda" demiştim. Bir nevi ters psikoloji.. Çünkü maçın zorluk derecesini düşününce insanın içi kararıyor. Yoksa, "haydi aslanlarım, alırsınız gelirsiniz, yaparsınız" demekten daha kolay şey yok. Önemli olan, oyuncularımızın bu zorlu şartlar altında dahi başarıya olan inançları ve duydukları özgüvendir..

Ve bir de konsantrasyon tabi. Yüksek konsantrasyon.. Bunun için de Kadıköy faktörünün yeterli olmasını diliyorum... Daha fazla aksilik olmasın mümkünse!!

Başarılar Cimbom'um..

Salı, Mart 17, 2009

Real Madrid vs Steven Gerard


Futbol ruhunun para karşısındaki mücadelesi gün geçtikçe çetinleşiyor. Ancak Real Madrid bu sefer yanlış yolda. Steven Gerard ve Liverpool bana göre endüstriyel futbolun önündeki en önemli ve yıkılması zor kalelerden biri . Real belki Liverpool'un Amerikalı hissedarlarını ikna edebilir peki ya Steven 'ı ?

Polemikler Arasında Konsantrasyon !


Saatler kaldı artık. Takımda yeteri kadar sakat yoktu bunlara birde Arda eklendi. Lincoln polemiğini malum medyamız yine iyice yoğurdu sağolsun. Polemiksiz yapamıyorlar mutlaka birşeyler çıkartmak zorundalar.


Hamburg'da aslında bizden farklı değil ama onları düşünecek değiliz elbette. Kewell'dan sol bek olur mu ? Yada bu Lincoln adam olur mu bilinmez ama maça saatler kaldı. Şimdi konsantrasyon zamanı....

Cuma, Mart 13, 2009

Sizde Hissediyormusunuz ? ; Hamburg SV 1 - 1 Galatasaray




Zafere giden yolda hep böyle ekstra şeyler olur mutlaka. Uefa Kupası finalinde Hagi'nin kırmızı kartı, Bülent'in omzunun çıkması. Süper Kupa Finalinde Fatih Akyel'in orta yapmak isterken Jardel'e asist yapması. Son Avrupa Şampiyonasını 14 futbolcu ile tamamlayıp 3 olabilmemiz. Dün akşamda bunun bir benzeri gene yaşandı. Kontrollü futbol oynamayı biraz olsun becerebilsek dün güle oynaya turu atlayacak skoru alacaktık. Olmadı...




Belki klasik olacak ama maçtan önce 1-1'lik skor gerçekten iyi geliyordu kulağıma ancak dün akşamdan sonra düşüncelerim elbetteki değişiyor. Emre Aşık için farklı yorumlar yapılıyor gereksizdi acemiyceydi, en iyisini yaptı gibi. Açıkçası ben yaptığının doğru ancak hakemin kararının ağır olduğunu düşünenlerdenim. Bu stoper kıtlığında Emre'nin 2 maç oynayamayacak olması ciddi bir handikap. Meira transferinin finansal açıdan ne kadar makul olduğu ortada belki ancak zamanlama olarak bana göre hataydı. Malesef korkulan oldu.





Lincoln & Bülent Hoca polemiğini medyam zaten güzelce yuğuracak ancak maçtan sonra yapılan açıklamalarda bir Fatih Terim havası vardı: Kol kırılır yen içinde kalır...


Maçın bana göre kilit 3 adamı vardı:

Morgan De Sanctis; Galatasaray dergisine verdiği röportajda ilk defa şampiyonluğa oynayan bir kulüpte 1. kaleci olarak oynadığını belirtmişti ve bunun zorluklarından bahsetmişti. De Sanctis'in gerçekten böyle bir handikapı var. Ancak dün ki maçta da olduğu gibi rakip takım sürekli De Sanctis'i maça konsantre ve sıcak tuttuğundan oda klasını ve tecrübesini ortaya koyma fırsatı buldu. Gerçek De Sanctis dün gece sahadaydı....




Hakan Balta; Boyu fiziği ayaklarına olan hakimiyeti vede soğuk kanlılığı dün akşam Nortbank Arena'dan başımızın dik bir şekilde çıkmamızı sağladı. Hava toplarındaki Emre Aşık'la beraber kurduğu üstünlük kesinlikle muhteşemdi. Açıkçası bir sol bekten benim beklentim çok daha fazla ancak Hakan Balta stoperde sol bek pozisyonundan daha başarılıydı...



Harry Kewell; O küllerinden yeniden doğuyor, tıpkı Hagi'nin Barcelona'dan Galatasaray'a geldiği günler gibi. Teşekkürler Harry...

Çarşamba, Mart 11, 2009

İnanmak Herşeydir; Hamburger SV & Galatasaray SK







Kaf Dağı'nda final!

Zenit'le anlaştığı yolunda çıkan haberlerin ardından günlerce ha gitti, ha gidecek gözüyle bakılan, buna karşılık hem yönetim tarafından yapılan yalanlamalara, hem kendisinin söylemiş olduğu "burada olmaktan mutluyum, bir yere gittiğim yok" laflarına, hem de taraftarın "bir kısmının" tepkisine rağmen Meira, bugün Rusya'ya giden uçağa bindi ve yeni takımının yolunu tuttu..

Öncelikle kendisine Galatasaray'a vermiş olduğu hizmetlerden ötürü kendi adıma teşekkür ediyorum. Yeni takımında da başarılar diliyorum.

Gelelim bu transferin getirdiklerine.. Ya da daha doğru bir ifadeyle götürdüklerine!

Fernando Meira, her ne kadar şu son dönemdeki bir kaç maçtır ortaya koyduğu düşük form durumu nedeniyle gitmeden önce Galatasaraylılar'ın tepkisini çeken oyuncuların başında geliyor olsa da kadrodaki en deneyimli defans oyuncusu olduğu bir gerçekti. Servet gibi bu defansın belkemiği değerini taşıyan mücadeleci bir oyuncunun yanısıra Emre Güngör'ün de yokluğunda, Emre Aşık'la beraber alternatifsiz kalan iki isimden biriydi. Öyle ki Emre Aşık son Bursaspor maçında bir pozisyonda sakatlanınca hepimiz nasıl da "eyvah" dedik, hatırlamamız lazım..

Defans oyuncularının iki ay gibi uzun bir süreyle sakat olmasından ötürü oynayamayacak olduğu bir ortamda en kritik adam haline gelen Meira'nın Zenit'e transferine onay verilmesi yönetim tarafından yapılan tarihi bir hatadır! Hatanın tarihi nitelikte olması, bunun yol açacağı zararların büyük olmasından kaynaklanır! Uefa kupasında çok kritik bir mücadelenin eşiğine gelinmişken, tur ve çeyrek final şansı her Galatasaraylı'nın aklının bir köşesinde parlarken ve ligde şampiyonluk ümitleri üstteki rakiplerin yaşadıkları puan kayıpları sayesinde zar zor yeşermişken, elde kalan nerdeyse tek sağlam defans oyuncusunu 1-2 milyon euro'luk kâr için satmak bütün bu hayallerden vazgeçmek anlamına gelir, ki bu da Meira'yı değil, aslında Galatasaray'ı satmak olur!!

1996 senesinde o dönem yönetiminin İlie'yi satarak Fatih Terim'in sahip olduğu mevcut zorlu şartların daha da güç hale gelmesine neden olan yanlışın bir benzeri bugün Meira satılarak Bülent Korkmaz'a yapıldı. Kafamda birden bire bu tablo oluştu. Ve hemen ardın da sorular.. Olası bir Hamburg mağlubiyetinin faturası kime kesilecek? Ligde ardarda oynanacak zorlu maçlara hangi defans kurgusuyla çıkılacak? Bütün bir defans yükü bu kadar kritik bir dönemde altyapıdan yetişen genç çocukların sırtlarına mı yüklenecek? Zaten pamuk ipliğine bağlı olan şampiyonluk ve şampiyonlar ligi ümitleri, yönetimin zayıflattığı kadro yapısı nedeniyle elden giderse ne olacak? Yapılan bu yanlış takımın tam da kenetlenmeye ihtiyacı varken, bütün oyuncuları ortak hedefler etrafında birleştirme zorunluluğu varken, bu görevi yerine getirmeyip bir de halihazırdakine hançer saplamaktan başka nedir?

Dahası, bu satışın(!) getireceği neticeler o kadarla da sınırlı kalmaz elbet. Hedeflerini birer birer yitirmiş bir Galatasaray ortada dururken Bülent Korkmaz'ın arkasında kimsecikler durmaz! Bülent Hoca'nın oynattığı kötü oyun eleştiriliyorken şans yardımıyla maçların alınıyor olması muhtemel eleştirilerin "şimdilik" kaydıyla rafa kaldırılmasını sağlasa da, bir kaç hafta içinde (Allah göstermesin ama) Kocaeli gibi bir ya da bir kaç kötü sürprizin yaşanması eleştiri oklarının Hoca'nın üzerine yönelmesine sebep olacaktır. Bu durumda yönetim, kendi eliyle ateşe attığı Hoca'ya gelen eleştirileri göğüsleme cesaretini gösterebilecek mi?

Bütün bu sorular yakında cevap bulacak. Ancak Kadıköy'de final oynama parolası benim için artık samimiyetini, inandırıcılığını ve heyecan vericiliğini yitirmiştir.. Biz bu şartlar altında oynasak oynasak Kaf Dağı'nda final oynarız!!

Ligde şampiyon olursak da, ne âlâ!!

Pazar, Mart 08, 2009

Ersun'un Kaderi; Trabzon 0 - 1 Konyaspor


Ligdeki 61 numaralı formayı giyen futbolcular ile ilgili bi ara bi yazı yazmayı planlıyorum aslında. Bugün ki maçın baş kahramanı yine bi 61 numaralı forma sahibi biri; Oğuzhan Bahadır. Bir diğeride Giray Bulak o zaten malum.




Ersun Yanal geçmiş yıllardaki istikrarını koruyor. Bana göre haftaya Galatasaray ile Avni Aker'de oynayacakları maç Trabzon için final olur. Kazanırlarsa ne ala kazanamazlarsa Ersun Yanal Elveda....


Cumartesi, Mart 07, 2009

Rotasyon ve Şans; Galatasaray 1 - 0 Bursaspor



Şans Topu, Sayısal Loto medyamızın dün akşama dair genel görüşü ve manşete taşıdığı benzetmeler bunlar. Bülent Hoca riski seviyor en azından Skibbe'den daha cesur. Bordeaux maçında sakatlanan Mehmet Topal'ın yerine Skibbe olsaydı Mehmet Güven girerdi ama Bülent Hoca ise Kewell'ı alarak karakterini ve futbol yapısını ortaya koydu. Bu haftada takımdaki sakat ve eksik oyuncuları göz önüne alırsak Skibbe olsa 3 lü savunma oynar ve Arda'sız sahaya çıkmayı göze alamazdı. Bülent Korkmaz Serkan Kurtuluş ve Aydın Yılmaz'a sağ kanadı teslim ederek farkını ortaya koydu. Gerçek rotasyon bence budur ve kadroyu ancak bu şekilde formda tutabilirsiniz.


Maça gelirsek Bursaspor'un ikramları her ne kadar ön planda isede kazanmak önemli. İkinci yarıdaki futbol ise Hamburg maçı için düşündürücü. Galatasaray malesef kontrollü oynayamıyor ya deliler gibi saldırıyor rakibi bunaltıyor yada sahasına mahkum olup baskı yiyor.





Hamburg maçı önemli sakatlık ve şanssızlık olmazsa başımız dik bi şekilde döneriz...

Adamına göre ceza!

Üstat Öcal Uluç'un köşesi "Uluç Market"te bugün yer alan makale olağanüstü derecede dikkat çekici. Gören, okuyan olmuştur mutlaka.. Aslında pek makale sayılmaz, daha ziyade bir tespit demeliyiz. Zira verdiği bir kararla sosyal katman ayrımcılığının, adam kayırmanın ve adamına göre muamelenin bir örneğini sunan Futbol Disiplin Kurulu'nun basiretsiz bir uygulmasının fotoğrafı konmuş köşeye, Üstat tarafından.. Okuyunca "bunu buraya taşımayacağız da neyi taşıyacağız" diyor insan.. En azından insaf sahibi olanlar!

Noktasına virgülüne dokunmadan (bu lafa da bayılırım) buraya aktarıyorum yazıyı..

Yorumu ise size ait.. Buyrun..


Futbolun adaleti!..

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun “bu hafta aldığı” kararlardan üç tanesi:

“.. PAZARSPOR Kulübü idarecisi DİNÇER HASANOĞLU’nun, MÜSABAKA TEMSİLCİSİNE yönelik SPORTMENLİĞE AYKIRI hareketi nedeniyle takdiren 21 GÜN HAK MAHRUMİYETİ CEZASI ile cezalandırılmasına”,

“..MALATYASPOR Kulübü idarecisi UĞUR ERDOĞAN’ın, MÜSABAKA HAKEMİNE yönelik SPORTMENLİĞE AYKIRI hareketi nedeniyle takdiren 15 GÜN HAK MAHRUMİYETİ CEZASI ile cezalandırılmasına”,

“.. FENERBAHÇE SPOR Kulübü Başkanı AZİZ YILDIRIM’ın, MÜSABAKA HAKEMLERİNE yönelik SPORTMENLİĞE AYKIRI hareketinden dolayı takdiren 15.000 TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına...”

Ne diyelim; “zengine zengin, fakire fakir cezası!..”

Perşembe, Mart 05, 2009

Toparlama



Bu aralar bir türlü ritmi tutturamıyoruz Sonay'ın rahatsızlığı benim iş yoğunluğu neticesinde fazlası ile boşladık. Arada Bordeaux maçının verdiği yazma aşkı dışında elim açıkçası yazmaya gitmedi. Geçen hafta Konya maçı için zaten yazılacak pek birşey yoktu Arda'nın fırsatçılığı dışında Galatasaray ile alakalı.




Sivasspor ile Fenerbahçe maçları gerçekten hem ligde hem kupada heyacan vericiydi. Kimi takımların oyun düzenleri bazılarına ters gelir. Fenerbahçe'nin her iki maçta Sivasspor'u sahadan silmesinin esas nedenlerinden biri olarak bunu görüyorum. Bununla beraber Bülent Uygun'un kadro ve oyuncu değişikliği tercihleri gerçekten düşündürücüydü. Sonuç olarak Fenerbahçe bir bakıma büyük takım olma farkını ortaya koydu tabi birde futbolcuların tribünlerdne aldığı hırs ve iyi oynama baskısı da bunlara etkendi. Uğur Boral'ın Sevilla maçını anımsatan oyunu sadece attığı 2 gol değil ortaya koyduğu istekli futbol etkileyiciydi. Maç sonrası açıklamaları ise oynadığı oyunada kulubede yakışmayacak kadar kötü vede komikti.




Mustafa Denizli kahinmidir müneccimlerle oturup yiyip içmiş midir bilemem ama ön görü mükemmel sezgiler harika ve devre arası kampını iyi geçirmeninde etkisiyle ikinci yarıya iyi girdiler. Fabian Ernst'in takım içindeki farkı gün geçtikçe daha da iyi anlaşılıyor ancak Ertuğrul Hoca olsaydı daha mı kötü yada daha mı iyi olurdu sorusuna hala cevap bulamıyorum.




Trabzonspor tipik Ersun Yenal piskozuna girmekle girmemek arasında gidip geliyor. Trabzon'da esas sorun Umut ile Gökhan'ın gol kaçırması gibi gösterilmeye çalışılsada özellikle Selçuk İnan'ın geçmiş sezonlara göre form düşüklüğü yaşaması takımın performansına sekte vuruyor. Özellikle iyi bir sezon geçiren Hüseyin Çimşir'in yanına bir alternatif konulabilmiş olunsaydı şuan çok farklı bir puan durumu görebilirdik. Alanzinho'dan da beklenen verim alınamayınca takımda rotasyonda yapılamayınca ister istemez Ersun Yenal sendromu Trabzon'da baş gösteriyor.




Sivasspor ise hala bana tat vermiyor. Mücadeleleri haricinde takdir edebileceğim tek bir tarafı yok. Bursaspor'un oynadığı futbol bana daha çok heyecan ve zevk veriyor. Sonuçta kazanan herzaman haklıdır gibi saçma bi mantık bu ülkede yerleşik olduğundan Fenerbahçe'den 2 maçtır yediği goller sonucunda eleştirilmeye başlandı. Bence işleri zor tek şansları var oda kendi sahaları orada ne kadar puan kazanırlarsa o kadar çok şansları var....