Çarşamba, Nisan 29, 2009

Soyadının Hakkını Vermek....



Moral ve sinir bozukluğundan pas geçtim Galatasaray - Ankaraspor maçını. Bülent Hocaya zerre kadar inancım kalmadı. Açıkçası bu saatten sonra hiç bir eski tüfeğin kendini ispat etmedikçe bu takımın başına geçmesini istemiyorum. Sonuçta Bülent Hoca ya bu teklif geldiğinde elbette hayır diyemezdi ama olan oldu geleceğe bakmalıyız. Bende pek çok kişi gibi gelecek sene yabancı bir teknik direktör bekleyenlerdenim. Bülent Hocayı kaybetmemek adına onunda burada kalmasını istiyorum ama zor gibi duruyor. Gün geçtikçe seçenekler daha da artacaktır şimdiden Van Gaal, Lucescu, Gerets isimleri hava uçuşmaya başladı. Sezonun bitmesini beklemekten başka çare yok hali hazırda Uefa Kupasına gitme şansımızı kaybetme dururmumuzda var şuan ki futbolla. Artık Bülent Hoca soyadının hakkını vermeli ve Korkusuz ve kazanmak için sahaya çıkmış bir kadro sahaya sürmeli taktik vermeli. Galatasaray eğer 3 yiyorsa 4 atmalı heran gol atacak havası vermeli. Beğenmediğimiz Skibbe bile bunu başarıyordu şimdi ne oldu. Bi açıdan bakıldığında sakatlıklar cezalılar vs bahaneler üretilebilir ama sahaya çıkanların pek çoğunda bu hırs yok ve bu şekilde puan kaybetmek bir taraftar olarak içime sinmiyor. Ne yalan söyleyeyim Gerets'in mantığını seviyordum Trömsö faciasına rağmen....

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Ya Sabır; Fenerbahçe 1 - 2 Ankaragücü



Tribünden başkanına antrenöründen futbolcusuna Fenerbahçe'de herkes farklı telden çalıyor. Eksik sakat cezalı vs. Gidişat iyi değil camia ile başkan arasında ama işin garibi kimse karşısına rakipte çıkaramıyor Aziz Yıldırım'ın. Daha bitime 5 hafta var ve bu camia 2 maç daha kaldıramaz hele ki İnönü'den çıkacak vahim bi skor ile yer yerinden oynayacaktır. Belki bir çok Fenerbahçeli üzülmek pahasına o maçtan orta düzeyde bi hezimet bekliyor sırf Aziz Yıldırım'a karşı bir koz daha elde edebilmek için bu ne kadar doğru tartışılır elbet. Bu akşama tekrar dönersek her ne olursa olsun 4 büyüklerin bu ülkede bu kadar kişiliksiz özellikle kendi sahalarında bu kadar vasat oynama hakları yok elbetteki Ankaragücü'nün tebrik edilmesi lazım ama bu zamana kadar neredeydiler ?

İnanmışlar; Sivasspor 3 - 0 Trabzonspor



Son haftalarda bu ligin şampiyonluk adayı olan bi takım için fazlasıyla vasat bi oyun sergiliyordu Sivasspor. Bu maç gösterdiki Sivaslılar Start/Finish düzlüğüne gayet hızlı girdi ve Eskişehir'den gelecek sonucu beklemeye başladı. Bu kadar kritik bir haftada ligin deplasman lideri olan Trabzonspor'u 3-0 gibi net bir skorla geçmek basit bir iş değil. Burada maharet Bülent Uygun'da mı bilinmez ama Sivaslı futbolcular ve camia geçen sezon ki Galatasaray maçından iyi ders çıkarmış gibilerdi bugün. Trabzonspor için söylenecek çok söz var belki ama şimdi yeri değil şampiyonluk başka bahara....

Pazar, Nisan 19, 2009

Seneye Eski Açıktayız: Neden ?

ultrAslan'ın sitesinde ki mevcut açıklama yayınlandı gelecek sene eski açıktayız şeklinde imza kısmında da . Karar ne derece doğru ne derece yanlış ileriki zamanlarda daha net anlaşılacak. Tribünün sahaya uzaklığı sebebiyle takıma negatif yönde etki edeceği kanaatindeyim. Ayrıca anlayamadığım bir noktada eski açık tribünün üstünün kapattırılması talebi baya gayet komik geldi. Sonuçta mevcut maddi kriz ve ayrıca bir sonraki sene (inşallah) yeni stada geçek bir klübün bu yönde bi yatırım yapması ne derecede

Perşembe, Nisan 16, 2009

Baba Hakkı'ya Saygı...



"Çocukken Bulgaristan'dan ailesiyle geldiği Beşiktaş'tan hiç ayrılmadı. Sokaklarında top peşinde koştu, Çarşı'sında elleri ceplerinde gezdi, Şeref Stadı'nda futbolun sadece futbol olmadığını gösterdi. Ona 'Baba' lakabını veren İstanbul'u ve İstanbullulara futboluyla, alçakgönüllüyle ve İstanbul'a yakışan kabadayılığıyla 'Baba' oldu. Futbolcular kırmızı kart gördüğünde ona bakıp "Çıkayım mı Baba?" diye sordukları bu vakur adam futbolu bıraktıktan sonra bütün kazancını Beşiktaş'a yatırdı, mavi kartıyla otobüse bindi, vaktini Çarşı'da, müdavimi olduğu kahvelerde geçirdi. O formanın hakkını verenin dostu, futbol ahlakına aykırı davrananın korkulu rüyası, İstanbul Beyefendisi Baba Hakkı'ydı.








Baba Hakkı'ya saygıyla...

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Sabri'ye Hak Vermek



Sabri ile ilgili pek hoş şeyler düşünmem esasında. Ancak bugün ki açıklamaları ve kendisi için yaptığı özeleştiride bi nebze olsun umut verici ama bu başka bir yazının konusu. Sabri'nin açıklamalarında en can alıcı nokta Emre Belözoğlu ile ilgili olan kısımdır. Malesef medyamız yine çifte standardına devam ediyor. Kameraya yansıyan görüntüler o kadar açıkken Sabri'nin bu açıklamaları yapması bile abes aslında ama bazıları göremiyor malesef. Emre'nin maçın başında kafasını reklam panolarına çarpmasıyla başlayan provakatörlüğü maç bitene kadar devam etti. Sabri'nin Emre'yi o sahada öldürmemesi tamamiyle bir şanstır bana kalırsa. Gökmen Özdemir'inde yazısında belirttiği gibi ortada bi komplo olduğu çok açık ispatada gerek yok. Banada çok garip geliyor Sabri'nin haklı olması ama birazcık hal ve hareketlerine dikkat etseydi şuan Semih'in gördüğü saygıyı görürdü yada uyruğunu zamanında değiştirseydi Lugano gibi adı anılmazdı.
Sabri için son birşey daha bu iki fotoğrafta aynı maçtan karar sizin.....




Salı, Nisan 14, 2009

Chelsea 4 - 4 Liverpool & B.Munchen 1 - 1 Barcelona




Geçen hafta Barcelona bu hafta hem Liverpool hem Chelsea bi yanlışlık olmalı bizimkisi futbolsa bunların oynadığı oyun ne ?








Pazartesi, Nisan 13, 2009

Hayasızlar...

Herşey ortada aslında sahaya futbol oynamak için çıkanlar ve kavga etmek için çıkanlar fazla süre geçmeden kendilerini gösterdiler. Aslında yazıcak çok daha ağır sözlerim var ama bir Fenerbahçelinin sülalesi ile akraba olmak istemiyorum. En güzel yazıyı yine Gökmen Abi
yazmış....




KADIKÖY’DE SAĞIR MI?


YAZIYI yazarken bir yandan da kulağım televizyonda... Maçı yazmak duyduklarımdan sonra zor... Volkan Demirel konuşuyor... Sanki sütten çıkmış ak kaşık... “Bize küfür ediyorlar... Anamız avradımız kalmadı. Bunlar hep Ali Sami Yen’de oluyor” diyor... Yemezler... Sanki Kadıköy’de oynanan maçlarda F.Bahçe kalesini başkaları koruyor. Ya da Volkan sağır... Kör olduğunu biliyoruz; geçen sene Nonda’ya yaptığı asisti, İspanya maçını daha unutmadık... Kadıköy’de küfür yok mu? Ama hiçbir G.Saraylı futbolcunun tribünlere dönerek hayalarını gösterdiğini hatırlamıyorum. F.Bahçe taraftarlarına hareket çektiklerini de hiç görmedim. F.Bahçeli oyunculara maçtan sonra verilen metinleri okuyorlardı sanki... UĞUR Boral da aynı şeyleri tekrarlıyordu. Sanki Roberto Carlos’un doğum gününde Aziz Yıldırım başka futbolculara “Tribünleri tahrik edin” dedi... İnanması çok zor. Kapalı Tribün’de bir facia yaşansaydı, o portatif çatı çökseydi Volkan tribünlere karşı eliyle tuttuğu hayalarını ne yapacaktı, merak ediyorum... ASLINDA heyecanı bol ama kalitesiz bir mahalle kavgası izledik. Madem kavga edeceksiniz onu da doğru düzgün yapın... Arkadan vurmayın... Çıkın sahanın ortasına delikanlı gibi dövüşün. Futbol oynamadınız, belki K1 veya A1’de şans bulursunuz kendinize...


Gökmen Özdemir - Vatan Gazetesi

Perşembe, Nisan 09, 2009

Salı, Nisan 07, 2009

Galatasaray & Fenerbahçe



15 Haziran 1923

Kırık Ayakla 75 Dakika


"Maçı bırakabilirdim ancak hiç acı hissetmedim. Gerçekten hiç acı çekmedim. Ancak Pazartesi günü sağlık kontrolünden geçince doktorlar bana bacağımda kırık olduğunu söylediler. Ben de şaşkındım; doktorlar da..."
Manuel Fernandes


Bize bu zamana kadar öğretilen ayağında kırık varsa acından duramasındı. Demek yalan söylediler..

İmkansız Mı ?

27. Hafta
Galatasaray - Fenerbahçe

28.Hafta
İst.Büy.Belediye - Galatasaray

29.Hafta
Galatasaray - Ankaraspor

30.Hafta
Hacattepe - Galatasaray

31.Hafta
Galatasaray - Ankaragücü

32.Hafta
Galatasaray - Gençlerbirliği

33.Hafta
Beşiktaş - Galatasaray

34.Hafta
Galatasaray - Sivasspor

Bence değil !!!

Fikstür herşey değil belki vede hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor ancak o kadarda imkansız değil şampiyonluk yada Şampiyonlar Ligi'ne katılmak. Tek gereken kulüp içindeki dinamiklerin harekete geçesi ve bu haftadan itibaren şampiyonluğa inanılması. Hala hiçbirşey kaybedilmiş değil...

Acemi Çapkın; Batuhan !!!


Batuhan'ın maçtan bir önceki gece aleme çıkması daha çok tartışılır bu ülkede ancak bunlar gün yüzüne çıkanlar ya yurt dışında kampın yapıldığı otelde alem yapan oyunculara ne demeli? Batuhan bu işi yüzüne gözüne bulaştırdı oysa ki öyle profesörler varki bu işle ilgili adları bende kalsın....

Gaziantepspor 0 - 1 Galatasaray

Gole kadar Volkan Yaman'ın kanadı yol geçen hanı gibi golden sonra 70. dk ya kadar Galatasaray'ın üstünlüğü ile geçen bi oyun oldu. Baros'un formu dikkat çekici. Özellikle Hamburg maçı ile başlayan yükseliş sekteye uğramadan sürüyor. Ümit Karan bir türlü şeytanın bacağını kıramadı. Üzerindeki gol baskısı o kadar artmış bir halde ki artık gol harici yaptığı tüm doğruları unutmuş durumda. Ona lazım olan sadece 1 gol ! Bu gol haftaya mı gelir yoksa gelmez mi bilinmez ama eleştiriler gün geçtikçe artıyor...


Haftaya oynanacak Fenerbahçe maçı son yılların belki en stressiz derbisi olacak puan durumu açısından ancak kim kazanırsa kazansın psikolojik olarak şampiyonluk inancı Sivas ve Beşiktaş kadar artacak. Pazara epey bi vakit var Bülent Hoca için bana göre final haftası. Sevmediğim bi durum işin esasında ancak Bülent Korkmaz'ın Galatasaray teknik direktörlüğünde rüştünü ispat etmesi açısından çok önemli bir sınav. Kazanırsa ne ala kazanamazsa korkarım elveda...

Pazar, Nisan 05, 2009

Vatan görev bekler dostlarım..


Şaka gibi geliyor insana.. Ne çabuk geçti onca zaman, anlayamadım.. Daha yaz ayları sonunda altı ay falan var diyordum, "ne zaman gidiyorsun?" diye soranlara.. "Ohoo, daha çok varmış" sesleri kulağımda çınlıyor şimdi her birinin.. Gelin görün ki sayılı zamanın çok çabuk geçmek gibi akıl almaz bir hasleti var. Bu kavram kimi durumlar için oldukça göreceli olabiliyor. Bu da son derece enteresan ve idrak kaabiliyetlerinin sınırlarını zorlayan bir durum olsa gerek..

Malum, her Türk erkeğinin devletimize karşı yerine getirmekle mükellef olduğu ve, er ya da geç yerine getireceği bir borç, askerlik görevi. Kaçınılmaz yani.. Bizim de sıramız geldi artık. Bu zamana kadar okuldu, öğrencilikti, tecildi derken yaş da 28'i buldu. Gidip gelenleri gördükçe onlara bu kadar imreneceğim aklıma gelmezdi hiç. Gerçi imrenmek dediysem, hep askerliğini tamamlayıp geri dönenlere gıpta ettim, hiç yeni gidenlere özenmiş değilim normal olarak..

Konuya başka bir açıdan bakacak olursak, aslında askerliğin insana kimi hasletleri de kazandırdığını, kimi olguların kıymetini öğrettiğini de görmek mümkün. Kişi, önceki hayatında sahip olduğu nice nimetin farkına nizamiyenin kapısından içeri girince varıyor. Bu da bir olgunluk vesilesi olsa gerek (tabi hamlar adına)..

Bir de Emre'nin dediği gibi, geride bırakacaklarımız var tabi. Giderken başımızı son bir defa daha çevirip gözlerinin içine bakmak isteyeceklerimiz yani.. Başta tabi ki annem, ailem.. Hemen ardından da dostlarım, yakın arkadaşlarım, hocalarım.. Ve maalesef İstanbul'um.. Her birinin hasreti ayrı yakacak gönlümü, biliyorum. Ama herkese ne olacaksa bize de o olacak deyip geçmek lazım. Zira olayı fazla dramatize etmek bu ayrılığı sadece güçleştirir. Oysa ki bizim kolay hale getirmeye ihtiyacımız var..

Bir de blogumuz var ki, zaten onu burdayken bile (utanarak söylemeliyim) ihmal etmişliğim çoktur. Bu konuda az papara yemedim bizim ortaktan.. Yazı işleri müdürü edasıyla verdiği "falanca maçın yazısını yazıyorsun, hiç anlamam" tarzındaki talimatlarını yerine getirmek zorunda kaldığımız bile oldu mecburen :) Onun dışında elimizden, dilimizden ne geldiyse paylaşmaya çalıştık burada.. Notunu alıp aktaramadıklarımız da sonraya kaldı artık.. Zira bundan kelli vatanı bekleyeceğiz. Vatan bizlere emanetken, bu blog da ortağım Emre'ye emanet.. Zaten uzunca bir müddettir öyle yapıyor zavallım. Üstelik ilk yazılarına mukayesen çok geliştirdi kendisini.. Üstesinden geleceğine eminim.. Bir de noktalamalara dikket etse tam olacak paşam ;)

Neyse.. Lafı gereğinden fazla uzattım. Altı üstü bir veda yazısı.. Geri dönüşü de yok değil üstelik, o yüzden abartmamak lazım. Eğer kısa dönem çıkarsa 5 ay 5 gün sonra (17 eylül 2009'da), "forvetarkası"nda tekrar spor dünyasındaki gelişmelere salça olmaya devam edeceğiz. Nerde kaldıysak oradan başlayarak.. Yok, uzun dönem çıkarsa bahtımıza, o zaman bu randavuyu biraz daha ileri bir tarihe erteleyeceğiz çaresiz. O zamana kadar başta tüm değerli dostlarım olmak üzere, bu blog kanalıyla ulaştığımız tüm sporsever kardeşlerimi "asker selamıyla" selamlıyor, huzurlarınızdan saygı ve sevgiyle ayrılıyorum..

Allahaısmarladık.

Sonay

Cumartesi, Nisan 04, 2009

Barcelona'nın İzinden Denemeler...

Taraftarlar her zaman efsane olmuş futbolcularını birgün takımlarının başında da başarılı olabileceğini hayal etmiştir. Dünyada bunun pek çok örneği var aslında. Son zamanlarda bu tip varyasyonlar günden güne çoğalıyor. Son moda eski futbolcudan antrenör yapma mantığına Newcastle'da eklendi. Alan Shearer bana kilometrelerce uzaktan Newcastle sempastisi duymamı sağlamış biri belkide benim gibi pek çok kişiyi ve şimdi takımın başında o var. Pep Guardiola'nın Barcelona'nın başında şuanda ki başarısı belkide kulüplerin bu maddi kriz ortamında kötü giden işleri düzeltmek adına attıkları en ekonomik adım.





Tabi bu mantık doğrultusunda tutmayan bazı denemelerde var. Maradona için belki erken bi eleştiri olacak ama Arjantin gibi bir takım 6 tane gol yiyorsa sorun bencede teknik yönetimde. Son bir diğer örnek Jurgen Klinsmann. Geçen yılın şampiyonu bugün Wolfsburg'tan 5 yedi. Ligimize baktığımızda da durum pek parlak değil. Rıza Çalımbay, Rasim Kara, Oğuz Çetin, Rıdvan Dilmen, Hagi ve şimdide Bülent Korkmaz.




Efsane futbolcuların pişmeden efsane oldukları kulübe gelmeleri gerçekten büyük risk ve bana göre hatalı. Futbolcu nasıl belli aşamalardan geçiyorsa onlarda geçmeli. Antrenörlük farklı bir meziyet ve ciddi bir iş saha içindekine pek benzemiyor biraz şans olmalı herşeyden önce. Zaten efsane futbolculardan da efsane antrenör pek çıkmıyor...

Cuma, Nisan 03, 2009

Yaaayylalar Yaylalar....


Az kaldı geri sayıma zor olacak beklemesi tabi birde gidene sormak lazım ben hep bekleyen oldum şu askerlik mevzuunda bi ara giden olsam fena olmayacak bide o açıdan görmek lazım...


Son hazırlıklar yapılıyor şu sıralar saç sakal traşı durumları vs. Birde kalbin bir köşesinde yokluğunu hissedeceği herşey için koca bir sığnak. O sığnakta bizede yer olsun Koca Yürekli Adam...


Çarşamba, Nisan 01, 2009

Kapasite Meselesi; Türkiye 1 - 2 İspanya

İlk maçı izleyemediğim için yorum yapmak istememiştim. Özetler ile bu akşamki maçı karşılaştırdığımda aslında birbirinden pek bi farkı yok. Bir tek Semih'in attığı ofsayt vari gol dışında. Aslında fazla söylenecek birşey yok İspanya şu an Dünya'nın belkide en iyi milli takımı ve izlerken rakibimiz olsa bile keyif alıyor insan. Arada bi kalite farkı olduğu kesin. Bir tarafta İbrahim Üzülmez karşısında Sergio Ramos. Burada suç İbrahim'de değil aslında onu oraya koyan Fatih Terim'de. Ama her ne olursa olsun İbrahim'i gördükten sonra Sabri'nin üzerine fazla mı gidiyoruz diye düşünmeden edemedim.






Bundan sora ne olacağı meçhul eğer her maça Haçlı Ordusuna karşı savaşacakmış zihniyeti ile gitmez ve Fatih Terim kadro konusunda biraz daha alternatifleri değerlendirirse olmayacak diye birşey yok. Biz kolayı sevmiyoruz illa yumurta dötümüze dayanacak....