Pazar, Kasım 14, 2010

Vatan Görev Bekler !!!

Aslında çoktan yapıp gelmem ( yada gelememem ) gerekiyordu askerden. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı sürekli ertelendi. Artık gitme zamanı. Poşet mi yaparlar yedek subay mı takdiri tabiki TSK'ya kalmış. 6 ay yada 12 ay süreyle buralarda olmıycam. Bu aralar epeycede ihmal ettim blogu malum hazırlıklar dolayısıyla. Ancak Sonay'a blogu ihmal ettiği için hakkımı helal etmiyorum. Gelince hesaplaşıcağım ilk adam kendisidir, Biline ! 


Biraz erken bir yazı oldu belki daha gidişime 28 gün var ama en azından son güne bırakmak isteedim. Vatan görev bekler e bizde gidelim artık görüşmek üzere.... Hakkınızı Helal edin benden yana hepsi helaldir!!!

Hade Eyvallah !!!

Salı, Ekim 26, 2010

Kadıköy'de Derin Bir Nefes : Fenerbahçe 0 - 0 Galatasaray

Yaşanan onca olayın ardından Kadıköy'de ki derbi 2.planda kalsada aslında tüm bu hengamenin sebebi bir bakıma bu maçtı. Hagi & Tugay'ın mucize yaratacağını düşünmüyordum ancak bu kadar mücadeleci bir futbol beklemiyordum. Sezon başından beri oynanan en iyi oyun değildi belki ama en azından en karakterli oyunu sergiledi Galatasaray. Tugay ile Hagi'nin belkide en önemli başarısı futbolculara bu maçın önemini iyi anlatmasıydı yada başka bir açıdan bakıldığında Rijkaard'ın gidişi sonrası futbolcuların bunu kutlamasıydı da denebilir. Bunu zaman gösterecek ama maçı izlerken pek çoğumuzun düşündüğü aynı şeydi : Bu zamana kadar neredeydiniz ?

Maç başlamadan ilk 11 ler açıklandığında Pino'nun Lugano ve Yobo'nun kucağında hiçbirşey yapamayacağı düşüncesindeydim. Buna arkasında oynayan Elano ve Misimovic inde performanslarının düşük olabileceği varsayımıda dahildi tabi. Çok iyi olduklarını söylemek güç ancak Pino yerine Baros'lu bi forvet göz önüne getirirsek ilerleyen zamanda bu hücum hattının neler yapabileceği konusunda daha iyi şekilde fikir sahibi olabiliriz.

Galatasaray adına en önemli kazançlardan biri bana göre Loric Cana idi. Orta sahaya ciddi bir direnç ve hırçınlık kattı, zaten ondan istenende buydu karakterini sahaya yansıtması yetti kısaca. Mustafa Sarp ve Ayhan'ın kusursuza yakın oyunları maçın ilk yarıda Galatasaray'a yakın hale getirdi. İkinci yarıda zamanlaması tartışılacak şekilde yapılan değişiklikler sonrası vites küçültüldü takım beraberliği kabullenir kıvama geldi. Yinede böyle bir dönemde 10 yıldır aralıksız mağlup olduğun rakibinden puan alman başarı sayılabilir ama sadece bu dönem için.

Antalyaspor maçı ile birlikte Galatasaray yeni bir döneme başlıyor. Fenerbahçe maçındaki konsantrasyonu beklemek mantıksız olur şüphesiz. Ali Sami Yen 'de Galatasaray'ın kazanması için geçen haftadan çok daha fazlasını yapması gerekiyor. Kadıköy'de alınan derin nefes ilk yarının sonuna kadar takımı idare edebilirse ligin ikinci yarısında yeni stadında bambaşka bi Galatasaray izleyebiliriz...

Maçın Adamı : Loric Cana

Cumartesi, Ekim 23, 2010

Fırtına Sonrası Derbi




En son Gaziantepspor maçının ardından Sabır diye not düşmüşüm bloga. Olmadı ! Sebebleri aslında o kadarda fazla değil, hatta kısaca ülkenin futbola bakışını bir sonucu olarakda kısaca özetleyebiliriz. Futbolcusundan yöneticisine taraftarından camiasına kadar Galatasaray sınıfta kalmıştır. Rijkaard'ın hataları elbette vardı ancak diğerlerinin yanında onun  hataları devede kulak kalır.

Bunca olayın sonrasın takımı Pazar gün ki Fenerbahçe maçına konsantre etmek hiçde mantıklı gelmiyor. Taraftarın bile konsantre olmadığı bir derbiye oyuncuların konsantre olmasını beklemek fazlasıyla komik geliyor. Bundan dolayı Pazar gecesi ortaya çıkacak hiçbir sonuç Galatasaray'a bir artı kazandırmayacak. Olaya taraftar gözüyle baktığımızda elbetteki kazanmak mühim umut herzaman var ancak bunun hiçbirşeyi değiştirmeyeceği kanaatindeyim. Biliyorum ki bu yönetim bu camia skora endeksli mantalitede ve bundan bir türlü vazgeçmeyecek. Çok güvendiğimiz önemsediğimiz Yiğit Şardan bile dün ki imza töreninde istatistiklerden dem vurup Rijkaard'ın gidişini buna bağladı. Yazık !

Tugay Kerimoğlu ve Gheorghe Hagi ile başlayan bu yeni dönem neleri değiştirir neleri yoluna koyar ne kadar devam edebilirler tam anlamıyla bir soru işareti. Bana kalırsa hayatlarının en büyük risklerinden birini aldılar. Zira Polat yönetiminin varlığı bu kadar tartışılır haledeyken göreve gelmek hele ki Fenerbahçe derbisi öncesi çokda kolay bişey değil. Elbetteki 3 antremanla birşeyleri değiştiremeyecekler ancak Rijkaard'dan sıkılan futbolcu zümresini biraz olsun adam edeceklerdir. Dilerim Adnan Polat bundan önce harcadığı antrenörler arasına bu iki ismide katmaz. Galatasaray'a lazım olan tek şey istikrar. Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecektir.


Sonuç olarak Pazar günü Kadıköy'e koca hafta boyunca fırtınalarla boğuşmuş pek çok yara almış bir savaş gemisi gibi gidiyoruz. Eldeki cephane sınırlı askerler fazlasıyla moralsiz komutanların pek çoğu yaralı ama serde Galatasaraylılık var işte! Galatasaray varsa umut vardır. Umarım giydikleri formanın ve bu armanın hakkını vererek mücadele ederler...

Çarşamba, Eylül 15, 2010

Mühim Olan Avrupa'ya Gitmek Değil Yeğen ! Bursaspor 0 - 4 Valencia

Maç öncesi galibiyet biraz zor görünsede bu kadar farklı bi skor olacağını tahmin etmemiştim. Muhtemelen Ertuğrul Hoca'da tahmin etmemiştir. Sercan ile oyuna başlamaması

Salı, Eylül 14, 2010

Biraz Daha Sabır: Galatasaray 1 - 0 Gaziantepspor







Milli maç arasından sonra takıma eklenen yeni oyuncularla beraber G.Antepspor maçı benim gözümde sezon ilk maçıydı. Arda'nın bu maçta olmayışı ne kadar büyük handikap olsada yeni transferlerin vede Metin Oktay'ın aramızdan ayrılışının yıldönümü vesilesi ile tribünlerde takıma sahip çıkıp maça gelmişti. İlk 11 ler açıklandığında herkes gibi sağ kanadın maç içinde neler yapacağını görmek merak uyandırıyordu. 



Maç başladığında Galatasaray'ın geçmiş maçlara oranla sistemdeki ufak değişiklikler Misimovic'in gelmesi sebebiyle kendini fazlasıyla belli ediyordu. Geçen sezondan bu yana uygulanan 4-3-3 yerini 4-2-3-1 e bırakmış ancak geçen haftalardan farklı olarak sahada hiçbirşey yoktu. Buna sebep olarak ister Misimovic'in takıma uyumu deyin ister takımın sistem değişikliğine ayak uyduramaması deyin sonuç olarak ortada vasatında altında bi futbol vardı. Koca ilk yarı boyunca hatırda kalan birtek Kewell'ın uzaktan şutu birde Mustafa Sarp'ın topu önüne alırken ayağını fazla kaldırdığı pozisyoncuk vardı. Ortasahası top yapamayan ara ara Insua'nın çıkışlarıyla rakibin sağ kanadının zorlandığı çoğunlukla G.Antepspor'un kontrolünde bi ilk yarı izledik. Bu süre içinde Elano'nun varlığı ise tam bir muammaydı. Bu adamı ne yapıcağını artık bana göre Rijkaard'da bilmiyor. Sağa koysa olmuyor ortaya koysa olmuyor kenarda tutsa gene olmuyor. Şuan için takımda oynayacağı en makul ve mantıklı bölge ön libero ancak orası için fazlasıyla güçlenmesi gerekiyor. Geçen yıl bu bölgede pek çok kişi beğenmesede bana göre faydalıydı. Onun 60-65. dk. önde olduğumuz yada berabere giden her maçta puan kaybettik.


Takımda dün gece Harry Kewell'dan sonra göze batan diğer oyuncu Insua idi. Belki yeni transfer oldu diye sürekli onu takip ettiğimden böyle düşünüyor olabilirim ancak ritmini buldukça neler yapabileceğini biraz olsun belli etti. Misimovic ise Insua kadar ortalarda gözükmedi onun için yorum yapmak abes olur henüz 3 antremana çıktı bekleyip görmek lazım. Maçın döndüğü nokta tabiki Sabri ile Aydın'ın oyuna girişiydi. Taraftarın Ali Turan'ı gördükten sonra Sabri ye olan özlemide bir kaç kat artmış ki oyuna girince bütün kapalı Sabri diye inledi. Rijkaard'a herkesin sorduğu soru tabiki neden ilk 11 oynamayışıydı ? Bununla ilgili iki spekülasyon var: 1-) Milli takımdan yorgun dönmesi. 2-) Galatasaray'da oynamayıp milli takımda oynuyor diye Rijkaard'ın kızmasıydı. Her iki seçenekte olasılık dahili ancak Sabri oyuna girerken Rijkaard'ın onu motive etmesi 2. seçenek için abes olur. Ben gördüğüme inanırım açıkçası. Frank onu hangi mantıkla yedek bıraktı bilemiyorum ama yanlışından dönmeside bişeydir tabi.

Kısaca pekçok kişi gibi dün gece bende Galatasaray'ı beğenmedim ancak 2-3 hafta daha bu takıma tölerans gösterilmeli. Arda'nın takıma gireceğini Misimovic in takıma alışacağını, orta sahaya Cana'nın eklenebileceğini düşündüğümde belki geçen sezon başındaki kadar iyi bir Galatasaray izlemesekde şuankinden daha iyi bir takım izleyeceğimiz kesin yani umarım...

Salı, Eylül 07, 2010

Yeniden Başlamak

Tarihinin belkide en sıkıntılı transfer dönemlerinden birini geçirdi Galatasaray. Bunun üzerine birde kötü başlayan bir lig maratonu sonrası doğal olarak hem taraftar hemde kulüp içinde büyük bi baskı oluşturdu. Bu süreçte yönetimin soğukkanlı tavrı her ne kadar bizim açımızdan sinir bozucu olduysada gelecek haftalarda alınacak başarılı sonuçlarla krizi iyi yönettiğini gösterecek gibi. Bu konuda en büyük güvence Adnan Polat'ın açıklamaları hiç şüphesiz.

Galatasaray'ın en büyük şansı pek çok kişiye göre Fenerbahçe'nin de sezona kötü başlamasıydı. Zira karşı kıyıda  da işlerin kötü gitmesi ( bana göre Galatasaray'dan da kötü durumdalar ) taraftarın biraz olsun gazını almış gibiydi.    Medyanın Fenerbahçe yanlısı olduğunu söylediğimiz zaman tepki gösterirler ancak Galatasaray'a bu kadar aleni olarak bel altı vururlurken Fenerbahçe'nin umut vaad ettiği şeklinde yorumlayanların futbol mantığından şüphe etmekteyim. Amaç kötünün iyisini bulmak değil aslında ama birini yerin dibine sokarken diğer takımda sinekten yağ çıkartırcasına hareket etmek pekte doğru olmasa gerek.
Adnan Polat'ın Ntvspor'da ki programda kurduğu en önemli cümle Rijkaard'ın sonuna kadar arkasında olduğunu belirtmesiydi. Bu demeçler genelde ülkemizde ters tepsede açıkçası inanmak istiyorum. Bir diğer önemli açıklama ise Rijkaard'ın transferleri yeterli görmesi ve bundan sonra işin kendide olduğunu belirtmesiydi. Rijkaard'a yapılan en önemli eleştirilerden biri şüphesiz takımın kalitesiz olduğundan dem vurmasıydı. Adnan Başkan'ın açıklamasına göre istediği tüm transferler yapılmış Rijkaard'ın demek ki artık olay teknik heyetin elinde 1-2 hafta daha sabredip görmemiz lazım gerçekten herşey tamam mı diye? E tabi birde ardından sormamız lazım neden daha erken bitmedi bu transferler diye....

Son olarak bu haftaki maça Bünyamin Gezer'in atanması açıkçası çok manidar geliyor yinede art niyetli düşünmemek lazım Galatasaray gerektiğinde hakemide yenmiştir. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım Ali Sami Yen'de sezonun şampiyonluk yürüyüşünün ilk adımları atılmalı....

Cuma, Temmuz 30, 2010

Formanın Rengi Değişsede ; Galatasaray 2 - 2 OFK Belgrad


Son 2 yılda yaşanan hüsranın ardından yeni sezon yeni umut mantığı ile maçı izlemeye koyuldum pek çoğumuz gibi. Sahaya çıkan kadroyu görünce en başlarda ses çıkartmadım. En azından hocaya saygı anlamında bi bildiği vardır düşüncesiyle. Ancak görünen o ki ne Rijkaard ın oyun mantalitesinde nede futbolcuların oyun kalitesinde herhangi bir değişiklik yok. Sarp bildiğimiz Sarp Barış bildiğimiz Barış. Ayhan a sözüm yok. Fazlasını beklemiyorum zaten. Defansta Servet yine savruk, Neill toparlayıcı, Arda ve Serdar Özkan sürekli birbirlerini arıyor sıkıştıkları anda ise topu Battal'a şişiriyorlardı. Yinede Serdar ve Arda takımın en iyilerindendi. Mehmet Battal içinse sabır ve şans lazım henüz olumsuz eleştiri için erken.

Rijkaard'ın maç öncesi planı 2-0 a kadar tuttuğunu varsayarsak yapılan değişiklikler yine oyunu rakibe teslim etmemizi sağladı. Tıpkı geçen seneki Elano ve Arda değişiklikleri sonrasında kaybettiğimiz maçları ve puanları hatırlatırcasına. Oyuna giren ve çıkan oyuncular ile ilgili yine takdir Rijkaard ın ve saygı duyulması gerekir ancak Mehmet Battal'ın eğer sakatlığı yok ise oyundan alınması bana mantıklı gelmedi. Yinede 2. golün gelişi burada Rijkaard ı haklı çıkartabilir. Ancak sonrası tam bir facia. Yediğimiz ilk gol şanssızlık eyvallah ancak ikinci gol Aykut hediyesidir. Kalecinin en zayıf kaldığı an kararsız kaldığı andır. Çıksam vururmuyum çıkmayayım kaleyi koruyayım girdabına düşen hiçbir kaleci daha bu zamana kadar gün görmedi. Aykut ta böyle. Denebilir ki Ufuk'u da Fenerbahçe maçında gördük. O zaman Nezih i de görücek ve diyecek bu kaleciler bize yetmiyor. 

Rijkaard artık bi karar almalı ya masaya yumruğunu vurup yönetime transfer, futbolculara disiplin, basınada göt korkusu vericek yada kukla olma yolunda ilerliyecek. Ben Rijkaard ın bu kulüp için bir şans olduğuna inananlardandım malesef artık böyle bir düşüncem kalmamak üzere. Formanın renginden çok daha fazlası değişmeli....





Salı, Temmuz 27, 2010

2 sene önce kewell - baros'u gs'ye getiren haldun, seric'i getiren beşiktaş. bugün haldun'u yollayan gs, guti'yi getiren beşiktaş. vay be...

Pazar, Temmuz 11, 2010

Gönlüm Hollanda, Mantığım İspanya !

Kupa öncesi pek çoğumuzun favorisi İspanya kötü başladıysada yinede finale çıkmasını bildi.İsviçre maçının şokunu çabuk atlatmaları ve Del Bosque nin doğru kadroyu yakalaması onları buraya kadar getirdi. Sistem gereği tek forvet oyuncusu ile oynamaları Villa yada Tores ten birinden ya vazgeçmek yada birinin kanatlarda olmasını gerektiriyordu. Bosque Almanya maçında Villa yı tercih edip kanattada Pedro'yu oynatması en doğru tercihti ve final biletide bu şekilde gelmiş oldu. Bu akşamda muhtemeldir ki Almanya maçındaki dizilişe yakın birşekilde sahada olucaklar. Hiç kuşkusuz yine favoriler ancak Hollanda nın ne yapacağı tam bir soru işareti.










Geçmiş yıllardaki Hollanda ile bu seneki Hollanda arasında epey farklılıklar var. Geçmişte Hollanda turnuvanın en güzel futbolunu oynar en heyecan verici takımı olur ancak sonunu getiremezlerdi. Bu Dünya Kupasında ise durum biraz daha farklı. Eskisi kadar süratlı oynamıyorlar, eskisi kadar savunmada güvende vermiyorlar diyebiliriz, burada ortaya çıkan fark bana göre eskisi kadar kırılgan olmamaları. Biraz şans biraz arzulu futbol ile finale kadar geldiler. Wesley Sneijder in olağan üstü performansı, Kuyt ın gösterişsiz ama bir o kadar da başarılı oyunu bana göre finalde olmalarının en önemli sebeplerinden biri. Birde Arjen Robben var tabi. Sezon içindeki performansını tam olarakta turnuvaya yansıtmasada Hollanda'nın bu geceki en önemli kozu.

Sonucu her ne olursa olsun güzel bi final olucak sonucu ile ilgili fikrim ise yazının başlığında gizli Rijkaard ve Nesskens hatrına....

Perşembe, Temmuz 08, 2010

Lorik Cana & Galatasaray

Adnan Polat'ın basın toplantısından önce Lig Tv'nin geçtiği haberle herkes haberdar olmuştu zaten transferden. Ancak öncesinde bizim sallamasyon basında adını geçitiğini açıkçası hatırlamıyorum. Forumlarda bloglarda twitter da Cana hakkında çeşitli yazılar videolar gördüm okudum. Açıkçası benim o arkadaşlar kadar bilgim ve fikrim yok Cana hakkında. İzlediğim videolar ve hatırda kalır bir kaç maç dışında kapalı kutu. Yorumlarına ve bilgilerine güvendiğim arkadaşlar iyi şeyler söylüyorlar umarım dedikleri gibi çıkar. Videolardan izlediğim kadarıyla Lugano'nun Avrupa yakası şubesi tadında biri. Lugano'yu yapısı itibariyle severdim Cana'da da böyle bir hava var takımı için savaşan futbolcu herzaman ekstra bir güçtür...

Twitter'da bir arkadaşın Cana hakkında ki yorum epeyce ilginçti görüntüleri görüncede epeyce hak verdim doğrusu paylaşmadan olmaz:

" Bünyamin Gezer İstiklal Marşı sırasında oyundan atar bu adamı !! " 

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Teşekkürler Abdel Kader....

Gitmesine en az ihtimal verdiğim oyunculardan biriydi Keita. Rijkaard'ın sahaya yansıtmak istediği oyun sisteminin en önemli parçalarındandı Fildişili. Gönderilmesi için ne kadar çok sebep yaratılırsa yaratılsın, gitmemesi içinde bir o kadar çok sebep sayılabilirdi. Dış saha maçlarında her ne kadar kayıp olsada iç saha maçlarında herzaman ağırlığını koyan biriydi.

Erken eleştirmek istemiyorum Rijkaard'a olan güvenimden dolayı da şimdilik fazla serzenişte bulunma taraftarı değilim. Öyle tahmin etmek istiyorum ki Keita'dan boşalan bölgeye bir transfer gerçekleşecek yada sistemsel bir kaç değişiklik olacak. Umarım Serdar Özkan ve Aydın Yılmaz'a güvenerek bu transfer gerçekleşmemiştir.

Dünya Kupasını bitene kadar yaprak dökümü devam edecek sanırım bakarsınız sabaha bir başka oyuncumuz kulüpten ayrılmış olur. Gidişat şuan için pek hoş değil umarım yarın sabah güzel haberlerle uyanırız...

Teşekkürler Abdel Kader Keita

Pazartesi, Temmuz 05, 2010

Top Başı: Turkcell Süper Lig 2010/2011



Son 2 yıla nazaran fazlasıyla sessiz ve fazlasıyla sıkıntılı bir sezon başı yaşıyor takım. Rakipleri çoktan sezonu açmışken Galatasaray bugün sezonun ilk anteremanına çıktı. Taraftarlar camiaların aynası gibidir. Tribün eşrafının huzursuzluğu sanki futbolcuların üzerinde de var. Sezonun ilk antremanına çıkan oyunculara şöyle bi baktığımızda herbirinin problemi var. Servet, Leo Franco, Arda, Gökhan Zan, Serkan Kurtuluş bir çırpıda sayabildiklerim içlerinden herhangi birinin gitmesini kimse yadırgamaz muhtemelen. Arkadaşları içinde bu geçerli şüphesiz. Daha Dünya Kupasından gelecek oyuncuları saymadım bile....


Sonu tamamiyle flu bir sezon için yola çıkıyor Galatasaray. Dış transferdeki belirsizlik yönetim içindeki çalkantılar tribünlerin benimsemekte güçlük çektiği futbolcular hepsi aynı çimin üzerindeydi bu sabah. Ve Rijkaard... Balayından sonra tutupta bu kadar bilinmezliğin içine dönmek can sıkıcı olsa gerek. Şuana kadar yapılan transferler kendi tercihimiydi en çok merak ettiğim sorulardan biri, bunun cevabını yakında alacağız mutlaka ama bir güzel soru daha var istediği halde henüz kadroya katılamayanlar! Adnan Sezgin de Floryadaydı bu sabah muhtemelen bi toplantı gerçekleşmiştir. Umarım Rijkaard bizim içinde hesap sormuştur.

Bu kadar sıkıntılı başlayan bir sezondan ne kadar hayır beklenir bilemiyorum ama mevcut sorunlar düzeltildiğinde transfer dahi olmasa iç huzurun oluştuğu bir ortamda Galatasaray'ın forması bile bu ligde ilk ikiye oynar. Gündüz Baba'nın dediği gibi Galatasaray bir his takımıdır....

Şampiyonluklarla dolu bir yıl dileği ile....

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Saygı Duruşu: Paidar Demir


Galatasaray'da voleybol denince akla gelen tek isimdi, büyük kaptandı... Vefatının ardından tam 4 sene geçmiş unutmak en büyük ihanettir. Mekanın Cennet Olsun.....

Caner Erkin - Fenerbahçe

Bazen kendi taraftarımı anlamakta güçlük çekiyorum. 3 ay önce bu çocuk mutlaka sol açıkta oynamalı iyi işler yapıyor önemli adam vs. gibi sözler savuranlar bugün tencere kapak olmuş zaten bi işe yaramazdı gibi kendileri ile  çelişecek yorumlarda bulunuyorlar. Caner Erkin'in Fenerbahçeli olduğunu bilmeyen zaten yoktu. Galatasaray'a gelmeden önce bunu defalarca söylemişti. Şimdi sırf Fenerbahçe'ye gitti diye 3. sınıf futbolcu muhabbeti etmeleri bana saçma geliyor.

Caner Fenerbahçe'de tutunur tutunamaz bilemem zaten çokta ilgilendirmiyor ancak bir kısım taraftarın bu transfer sonucu yaptığı yorumları görünce hala çağdışı bir zihniyetin tribünlerin içinde olduğunu kolay kolayda tükenmeyeceklerini görmemizi sağladı.

Bu formanın başarısı için verdiğin mücadele için teşekkürler Caner Erkin. Tabi bi kaç gün sonra saçma sapan açıklamalarda bulunmayacağını ümid ederek...

Forma Sorunsalı

Endüstriyel futbolun bir gerçeği midir yada farklılık arayışındanmıdırı bilinmez Turuncu forma ile başlayıp Morla devam eden alternatif renk forma seçimi bu sezon daha da ilginç bir hal alacağa benziyor. Gs Store'un yeni kreasyonunda kullanmış olduğu kimine göre somon bana göre sonuna kadar pembe olan renk tonu Sami Yen cemaati içersinde ciddi fikir ayrılıklarına yol açmış durumda. Kimine göre üzerinde Gs arması olan her forma giyilebilirken benimde içinde olduğum diğer tutucu taraftar profili ise kesinlikle bu rengi kabul etmemekte.
Toplum olarak bazı konularda tabuları yıkamıyoruz. Sonuçta bi yapımız var bazı şeylerinde pek değişmesini istemiyorum. Şuan bu yazıyı yazarken üzerimde pembeli beyazlı bi t-shirt olması her ne kadar bi çelişki olsada takımımın sahaya çıkarken pembe yada somon bir forma ile sahaya çıkması içime sinmiyor. İkinci Fatih Terim dönemimde giyilen mavi forma bile şahsım adına bu kadar antipatik gelmemişti.

Galatasaray'ın renkleri bellidir alternatif olarak kullanacak pek çok renk var ve çok farklı tonlarda çok güzel formalar yaratılabilir ama Adidas'ın mı yoksa kulübün seçimimidir bilinmez böyle saçma sapan işlere giriyoruz. Turuncu formayı Sarı-Kırmızının karşımı olaraktan yedik hatta sevdimde. Mor formayıda 2288 olaraktan kakladılar hade onada eyvallahta, bu somon rengi formayı ne diye satacaklar hangi manayı yükleyecekler merak içerisindeyim. Rakip taraftarların seslerini duyar gibiyim ama yapıcak bişey yok kulübün niyeti pek değişecek gibi görünmüyor biz ne kadar yırtınsakta başa gelen çekilir. Geçen sene Mosmorduk bu senede pespembe oluruz (!)




Kişisel isteğim birtane siyah forma çıkartmaları yada füme belki biri beni duyar :)) Birde şu Türk Telekom yazısı yerine logo olsun mümkünse....

Çarşamba, Haziran 30, 2010

Dünya Kupası & Transfer Dönemi

Sezon bitince bizde biraz soluklanalım dedik istemeden yeniden yazmaya başlasak fena olmayacak. Hadi başlayalım;


Dünya Kupası 2010 ;

Vuvuzela ve Ömer Üründül işkencesine rağmen ikinci tur maçlarıyla beraber maçlar biraz daha keyifli olmaya başladı. Rengimizin Arjantin olması sebebiyle keyfimiz şimdilik yerinde. Maradona'nın kendine yakışır hücum futbolu prensibi keyif veriyor. Klişe tabir ile turnuva takımı Almanya'da atlatılırsa kimse Zanneti & Cambiasso neden yok diye bir daha ağzına almayacaktır. 

Bizim yabancılara baktığımızda Keita ve Elano'nun bana göre alışıla gelmiş performansının yurdum insanında neden bu kadar garip karşılandığını anlamakla güçlük çekmekle beraber Elano'nun sistem gereği Galatasaray'a birşey veremeyeceği ama kalmasınında yararlı olacağı fikrim halen geçerli. Gio'ya gelince kesinlikle kalmalı ama Kewell' ında takımda kalacağı düşünülürse biraz lüks olucak...

Transfer;

Transfer döneminde ise Stoch ve Quaresma transferlerine karşılık şehrin diğer büyüğünün cevabını hepimiz bekliyoruz. Adnan Sezgin'e bırakılmış bi transfer komitesi ne kadar başarılı olacak ciddi merak içerisindeyim. Dünya Kupası 10 gün sonra bitiyor ama kampta 20 gün sonra başlıyor ne iş çevirdiklerini...

Bursaspor'un İnsua Kayseri'nin Boyd inadı önemli gelişmeler. Emre Güngör ve Uğur Uçar'ın gidişi kötü Caner Erkin'in Fenerbahçe'ye gidişi normal sayılabilecek gelişmeler. 

Şimdilik bu kadar diyeyim bilare devam ederiz....

Pazar, Mayıs 16, 2010

Devrimin Adı: Bursaspor


Ne söylemek gerek, nerden başlamak gerek gerçekten bilemiyorum.
Bir büyük rüyaydı.
Gerçek oldu.
Hayallerde vardı, kalplarde vardı..
"Keşke"yle başlayan cümlelerde vardı.. Son haftaya girerken ihtimallerde de vardı..
Trabzonspor'dan başka bir Anadolu takımının şampiyonluğa ulaşması hep gönüllerdeydi, dillerdeydi.
Bu ülkedeki herkes tarafından, her futbolsever, her sporsever tarafından isteniyordu.
Özellikle de takımı şampiyonluk yarışından kopmuş kişilerce.
En çok da bu yarıştaki son düzlüğe rakipleriyle kafa kafaya girenlerce..
Geçmişte benzer tablolar yaşanmıştı.
Yaklaşanlar vardı, ucuna kadar gelenler..
On sene önce Gaziantepspor denemişti şansını, iki sen önce de Sivasspor son haftaya bu heyecanla girmişti..
Ama olmamıştı. Hepsi o kadardı. Hep İstanbullular olmuştu gülen taraf.
Bu zinciri, bu kısırdöngüyü kırmayı başaramamıştı o günlerde Anadolulular...
Ama bugün..
Bugün Türk futbolunda bir ihtilal yaşandı..
Bugün bir büyük rüya gerçeğe döndü, bugün tarih bir kez daha yazıldı.
Tarihi yazanlar da "adam gibi adam" Ertuğrul Sağlam ve oyuncularıydı.

Bursaspor sonuna kadar getirdiği yarışı şansının da yardımıyla koparmayı bildi.
Talih yanındaydı, yalan yok.
Ama talih de kendini hak edenlere gülerdi zaten.
Otuzdört hafta gibi uzun soluklu bir maratonu en önde tamamlamak onlara kısmet oldu.
Bu ligde sahip olduğu teknik direktörle, oynadığı pozitif oyunla, tribünleri tıklım tıklım dolduran, deplasmanlara gelip takımını yalnız bırakmayan onbinlerce taraftarıyla, bütünleştiği, tek yürek, tek nefes, tek ses olduğu Bursa halkıyla şampiyonluğu hak eden takımdı tek Bursaspor.
İnanılır gibi değil ama Şampiyon Bursaspor.

Adını Türk futbol tarihine altın harflerle değil, "yeşil-beyaz" harflerle yazdıran Bursa'da başta Ertuğrul Sağlam olmak üzere, başkanından yönetimine, futbolcularından taraftarına herkesi ve tabi ki Bursa halkını gönülden tebrik ediyorum.

Helal olsun hepinize.

Perşembe, Nisan 22, 2010

Sence Fenerbahçe Yattı Mı Antu ? Bornova Belediyesi 77-71 Fenerbahçe




Bornova Belediyesi basketbol takımının aldığı galibiyete gölge düşürmek amacında değilim ancak şeytan işte insanın aklını kurcalıyor acaba yatmış olabilirmisin Fenerbahçe sırf Galatasaray play-off dışında kalsın diye ???


Antu.com bunun içinde bi görsel hazırlar umarım...

Çarşamba, Nisan 21, 2010

Tarihten Bir Yaprak Antu.com'a Atfen: 25 Nisan 1955 İstanbul Spor ve Sergi Sarayı



25 Nisan 1955; yer, İstanbul Spor ve Sergi Sarayı.

Salon tıklım tıklım dolu ve 1954 - 55 sezonu Türkiye Basketbol Şampiyonası’nın son maçı Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanıyor!..

O geceye kadar şampiyona finaline katılan diğer takımları ekarte eden üç takımdan, Modaspor, Galatasaray’ı, Fenerbahçe Modaspor’u yenmiş… Galatasaray, Fenerbahçe’yi yenerse bu üç takım “puan puana olacak” ve “şampiyonu 3’lü averaj tayin edecek”…

Galatasaray’ın şampiyon olabilmesi için “7 sayılık bir farka ihtiyacı” var; oyunun bitmesine 44 saniye kala sarı - kırmızılılar 40 - 27, yani 13 sayı önde ve “top Galatasaray’da!..”

O yıllarda basketbolda “30 saniye - 24 saniye kaideleri” yok; bir takım topla istediği kadar oynayabiliyor; üstelik “potaya basket atış hâli olmadan da faul atışı yapılmıyor”; kısacası, Galatasaray “44 saniyeyi top tutarak geçirdiği takdirde” şampiyon olacak!..

O zaman Galatasaray takımında “basketbol cambazı, dripling üstadı bir oyun kurucu” var, Yalçın Granit; elinden top almak pek mümkün değil, zaten alınsa da, Galatasaray’ın “o günün basketbol oyun kaideleri ile 44 saniyede 7 sayı yemesi” mümkün görünmüyor!..

Galatasaray tribünleri şampiyonluğu kutlamaya başlamışken; aaaaa, o da ne?..

Tribünlerden bir Fenerbahçeli yönetici iniyor (Genel Sekreter ve Fenerbahçe Tarihi yazarı Rüştü Dağlaroğlu); mola alan Fenerbahçe takımı, mola süresince devam eden fiskoslardan sonra, herkesin şaşkın bakışları arasında soyunma odasına gidiyor ve bir daha salona dönmüyor!..

Sebep; ortada “fiziki” bir sebep yok!..

Ama “kimyevi” bir sebep var; zira o zaman “basketbolda hükmen galibiyet 3-0 ve de “3-0 galip gelmek” Galatasaray’ı şampiyon yapmaya yetmiyor; şampiyon Modaspor!..
Bu hazin ve acı tablo karşısında “çılgına dönen” Galatasaray seyircisi salonu saatlerce boşaltmıyor!..

Hakemlerin ve federasyon yetkililerinin ısrarlarına rağmen, Fenerbahçe salona dönmeyince, zamanın İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay olaya el koyuyor; Basketbol Federasyonu (Voleybol ve hentbol ile beraber o zamanlar adı “Spor Oyunları Federasyonu”) Başkan Faik Gökay başkanlığında Spor Sergi Sarayı’nda toplanıyor!..

Ve karar ilân ediliyor; “Galatasaray ve Modaspor beraberce şampiyon!..”

Türk Basketbol Tarihinde “bir daha eşine rastlanmayan” ve belki de bir daha rastlanmayacak “bu” kararla “o yılın şampiyonluğu” ikiye bölünüyor; hem Modaspor’a, hem Galatasaray’a “şampiyonluk kupası” veriliyor!..

Birdenbire bu “tarihten bir yaprak” nereden de aklıma geldi; şu günlerde “etikten, ahlâktan o kadar çok söz edildi” ki, ben de “bir örnekle katkıda bulunayım” dedim; aslında epey örnekler var da; bu “basketboldan” olanı!..


Öcal ULUÇ-Türkiye Gazetesi







Malum Bursaspor yaklaşınca boğazın karşı boş durmuyor. Tarihten bir alıntı yapmak en güzeliydi. Şanlı (!) tarihlerinde böyle güzel hatıraları da var güzide Fenerbahçemizin unutturmamak lazım körpe beyinlere.... 


Galatasaray Bursaspor'u yenebilirde yenilebilirde ancak bunu şerefiyle yapacağından kimsenin kuşkusu yoktur. O kuş beyinliler dışında.....

Cumartesi, Nisan 17, 2010

Sevincin Böylesi !!!


Golün öneminden şüphemiz yok sonuçta Manchester derbisi birde gol son dakikalara sıkışınca ayrı bir sevinç oluyor oluyoda bu biraz abartı olmuş hatta biraz fazla baya bi abartı olmuş. Yarın çıkacak haberleri çok merak ediyorum....

Cuma, Nisan 16, 2010

Japon İşi

Japon İşi

Frank Rijkaard


Frank rijkaard compilation
Yükleyen bbr68.

SS Lazio vs AS Roma









Fenerbahçe-Beşiktaş maçına en güzel alternatif şüphesiz Roma derbisi olucak. İzlemeye değer hele de Roma şampiyonluk yolundayken...

18 Nisan Pazar -  19.30  Ntvspor

Fenerbahçe vs Beşiktaş



Dananın kuyruğu kopar mı yoksa iyiden iyiye kördüğüm mü olur şimdiden tahmin etmek zor ancak Fenerbahçe'nin Kadıköy'de ki performansı ve Beşiktaş'ın dalgalı performansı göz önüne alındığında favori Fenerbahçe gibi görünüyor. Gökhan Gönül'ün dışında tam kadro çıkacak olmaları en büyük avantajları. Beşiktaş'ın kadrosuna baktığımızda kimin oynayıp oynamayacağı tam bir muallak. Tahminimce şu saat itibari ile Mustafa Denizli'de henüz belirlememiştir Rafa Beniztez'in bi başka versiyonu kısaca. İsim isim baktığımızda hücum hattı olarak kaliteli sayılabilecek bu kadronun yaşadığı gol kısırlığını sorumlusu apaçık belli olsada kahin Denizli'ye Beşiktaş camiası içerisinde hala inanlar var.Daum'un Fenerbahçe'si derbilerin genelinde öncelikle mağlup olmamak üzerine oynamıştır Pazar akşamıda önceliği buna vereceklerdir. Hafta içindeki basın açıklamalarında alışık olmadığımız kadar iddalı konuşsada kendi sahasında kontrollü bir oyun bekliyorum. Mustafa Denizli'nin galibiyetten başka şansı yok riskleri almak zorunda.

İyi olan kazansın gönlümden beraberlik geçiyor aklımsa Fenerbahçe diyor.

Çarşamba, Nisan 14, 2010

İbrahim Üzülmez Ne İçiyor ???

Sporun magazinsel kısmı elbette vardır buna karşı değilim ama bununda bi ölçüsü bi güzelliği olması fikrindeyim. Tabi bu ülke Kompela ve Akın Sel'li Televole'leride izlediğinden ne versen yer bunlar zihniyetinde bi medyamız var. Haberi biraz geç gördüm ama yazmadan edemedim Lig Tv'nin Usta (!) muhabirleri İbrahim Üzülmeze ne içtiğini sormuş, hadi bu soru espirili falan ancak cevabın şalgam olması konuya bütünlük katmış. Çarşıda cevabını almıştır artık bir daha sormaz sanırım....

Meraklısına link:



Salı, Nisan 13, 2010

Kaptanlık & Arda Turan

Bizim jenerasyon için bir gelenek gibidir takım içinde bi abi olması. Hep Hakan Şükür - Bülent Korkmaz - Hagi gibi birinin kadroda ki diğer futbolculara ( çobanlık ) abilik yapmasını bekleriz. Bulunduğumuz coğrafyanın koşullarından mıdır bilinmez bi büyüğe herzaman danışılmalıdır yada başımızda bi büyük olmalıdır deriz nedense. Bu büyük kişi genelde takımın kaptanı olmuştur. Onlar takımı çekip çevirirler yeri geldiğinde yönetime karşı sözcü olurlar kimilerine göre grupçuluk yaparlar takımı bölerler vs. Bu sezon bu görevi biraz gösteriş biraz inanç birazda deneme amaçlı Arda'nın üzerine yıktılar. Dünya üzerinde örnekleri çoktu tabi Steven Gerrard - Fernando Tores gibi şuan aklıma gelen oyuncular genç yaşlarında bu sorumluluğu almışlardı ve başarmışlardı. Tribünlerinde bir türlü vazgeçemediği yeni bir Metin Oktay yaratma sevdası ( keşke ) Arda'yı bir anda istim üstünde bıraktı. 

Geçen sezon Paris Hilton yakışır sana diye tribüne çağırdığın futbolcudan bu sezon takıma liderlik yapmasını beklemek ne kadar abesle iştigal olsa da bu teklife kimse karşı çıkmadı. Arda'da da aslında değişen birşey yok yine aynı arda ama biz Arda'dan artık çok şeyler bekler olduk haksızca. Baba Gündüz'ün ağırlığını Metin Oktay'ın saygınlığını Hakan Şükür'ün performansını Bülent Korkmaz'ın savaşçılığını bekledik. Arda'da hepsinden biraz var ama işte sıkıntıda burdaydı hepsinden biraz vardı. Sonunda taraftarda sözünde durmadı Arda'ya karşılıksız destek çıkmadı bu zor yolda ve sonunda yol ayrımı geliyor gibi. Arda gitmeyi mi seçicek kalıp savaşmayı mı bilinmez ama Galatasaray göz göre göre bi değerini daha yitirmek üzere. Bana göre Pazar akşamı protestoyu hakedenlerden biriydi arda ancak hakareti hiçbir zaman haketmedi....

Pazartesi, Nisan 12, 2010

Kralın Geç Kalan Dönüşü: Galatasaray 4 - 1 Diyarbakırspor


Skora bakıpta Galatasaray'ın dirildiğini söylemek fazlaca iyimserlik olur. Zira en son Fenerbahçe karşısında izlediğim Diyarbakır ile dün geceki takım arasında dağlar kadar fark var. Galatasaray'ın geçen haftalardan farkı ise şüphesiz Baros'tu. Galatasaray önceki kariyeri göz önüne alıdığında Baros bu kadar skorer olmasada  ligimizin bi kademe üstünde kaliteye sahip olduğunu söylemek zor olmaz.  Hele birde Diyarbakır'ın hamur kıvamındaki savunması karşısında hazır olmamasına rağmen istediği gibi oynadı. Onun dönüşü hücum hattının üretkenliğini daha da artıracağı kesin. Kral uzun süre ortada yoktu ama bu boşlukta onun yerinide dolduran olamadı. 

Tribünlerin tepkisine gelirsek ters olarak asılmış pankartlar, 5 dk sessizlik Florya'ya gidip takım otobüsüne saldırmaktan daha medenice şüphesiz. Kimileri takım içinde bunu haketmeyenler var diye bilir ancak kurunun yanında yaşta yanacaktır. Zaten kendini bilen adam tepkinin kime geldiğinin farkındadır. Örneğin Lucas. Hata yapıyor mu ? Yapıyor. Ancak yaptığı hatayı telafi etmek için var gücüyle savaşıyor. Onun performansı bana Capone' yi anımsatıyor. Deplasmandaki Rapid Wien maçı öncesi transfer edilmiş ve geldiği gibi o maçta ilk 11 de başlayıp birdaha da o  formayı rotasyonlar dışında vermemişti. 

Jo'nun bu saatten sonra takıma katkısı ne düzeyde olur kişiliğine bağlı açıkçası Baros'un olduğu yerde Galatasaray taraftarıda onun gidişini ne kadar önemser bu da muamma ancak Arda'nın durumu biraz daha sıkıntılı. Geçtiğimiz haftalarda ki açıklamaları ve yurt dışına gitme arzusunu bu denli belirtmesi gelen kötü sonuçlarla farklı boyutlara taşındı. Arda'nın birazda bu olaylardan ders çıkartması şart bana göre. Takımın kaptanı herzaman dik durmalı ve tüm oyuncuların arkasında olmalı yeri geldiğinde takım kaptanı olmak sadece o pazubandını koluna geçirmek değildir !

Şampiyonluk sesleri çok azda olsa geliyor en azından matamatiksel olarak şans devam ettikçe. Taraftarlar arasında pek çoğu takımına güvenmediğinden boş yere umutlanmak istemiyor ayrıca kimse hakedildiğinide düşünmüyor peki şampiyon olunursa ne olacak bence gizli soru bu !


Pazartesi, Nisan 05, 2010

Bu Enkaz Kalkmaz: Sivasspor 1-1 Galatasaray

Sahaya çıkan 11'e her daim saygım vardır ardında bi taktik anlayışın olduğunu düşünmüşümdür. Bugünde aynı fikirdeyim ancak oyuna müdahalede neden bu kadar geç kalınır vede neden yapılan değişiklikler takımı ileri değilde geriye götürür. Rijkaard -Nesskens ikilisini anlamakta ciddi sıkıntılar yaşıyorum. İnsan inanmak güvenmek istiyor ancak bu ikili gün geçtikçe camianın onlara olan inancını sarsıyor.

Sahada Lucas-Gio ve birazda Keita dışında ortaya birşey koyan futbolcu görmedim. Dün akşam Fenerbahçe'yi izlerken şampiyonluğa olan inançlarını gösteriyorlardı. Sahada mücadeleden geçtim sürünen bir Galatasaray vardı.  Bu formanın hakkını vermeyen oyuncu teknik adam Florya'nın 5 kapısından birinden çıkacaktır yada çıkartılacaktır. Bunu diyen ben değil Adnan Polat'tı umarım dediğini yapar.

Çarşamba, Mart 31, 2010

Enkaz Kaldırma Çalışmaları

Fenerbahçe derbisi sonrası bu zamana kadar üstü kapatılmış ne kadar sorun varsa hepsi ortaya döküldü. Bu derbi diğerlerinden biraz daha farklı. Galatasaray taraftarı 6-0 lık hezimet sonrası bile bu kadar aşşağılandığını hissetmemişti. Pazar gecesi oynanan silik futbol skordan da öte yaralar açtı. Sezonun başında 5 yıllık sözleşme imzalıyalım denilen Frank Rijkaard'dan Haldun Üstünel'e kadar herkes tartışılıyor. Seçimin Cumartesi olması Adnan Polat'ın en büyük şansı olsa gerek.

Maçın 2. saniyesinde Mustafa Sarp'ın pozisyonu yada ikinci yarıda Gio'nun şutu golle sonuçlansa bugün hepimiz farklı konuşuyor olacaktık burası bi gerçek ancak lastiğin yine bir Fenerbahçe maçında patlaması karizmayı çizsede yinede bir şanstır. Ligin bitimine 7 hafta var şampiyonluk zor bir ihtimal gibi gözüksede Şampiyonlar Ligi fırsatının kaçması sezon sonu köklü bir değişikliğin habercisi olucaktır. Yapılan onca yatırım ve transferlerin maddi açıdan tek geri dönüş yolu ilk ikiye girmekten geçiyor. Bunu yapacak ruh ve istekte henüz Galatasaray formasını terletenlerde görünmüyor.

Adnan Polat'ın bu haftadan itibaren olaylara el koyuşunu izleyeceğiz. Toplantılar basın açıklamaları futbolcularla görüşmeler Teknik heyetin dikkatini çekmeler vs. Birazda geç kaldı bu konuda ancak onun bu son düzlükteki çabası takıma ne kadar etki edecek orası muamma.

Taktiksel açıdan olaya baktığımızda sezon başından beri orta sahanın yetersizliği ve kaledeki canlı bomba Galatasaray'ı hep bir adım geride bıraktı. Özellikle ligin ikinci yarısından itibaren sebebi ve çözümü bir türlü ortaya konamayan düşüş Rijkaard ile ilgili kuşkuları dahada artırıyor. Hepimizin gördüğü şeyi ya görmüyor yada inandıklarından vazgeçmiyor. Bu hafta ki Sivas maçı güzel bi imtahan olacak. Rijkaard yanlışlarından dönecek mi yada kendine yeni bir stratejimi belirliycek görücez.

Pazartesi, Mart 29, 2010

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe

Tribünde bir matem havası havada yağmur sahada maçın ilk 30 saniyesi hariç ruhsuz futbolcular kenarda takımı öylece seyreden bir teknik direktör, 300 tl mizi bu maça ayıramadığımız için televizyon karşısında tırnaklarını yiyen sigara ile sarmaş dolaş olan biz. 


Artık Galatasaray Kadıköy'de kazanamamanın da ötesinde Ali Sami Yen'de de varlık gösteremiyor. Son kazandığımız Fenerbahçe maçına bakın onda bile sidik zoruyla 1-0. Derbileri derbi yapan sonucunun önceden tahmin edilememesi tarihi bir geçmişi olmasıdır. Geçmişteki rakamlar ortada son yıllardaki skorlarda ortada. Bu ülkede hep tek bir derbi vardır derdik. Galatasaray vs Fenerbahçe artık derbi olmaktan çıkıyor. Bu o kadar açık ve net ki tribündeki taraftalar bile sus pus maçı izliyorlar. Bize bunu yaşatanları Allaha havale ediyorum. 


Leo Franco'ya gelince tribündeki taraftar ne kadar suçlu ise oda o kadar suçlu. 


Yani: Go Home Leo !!!


Şu maç yazısını Derbi olarak etiketlemek bile artık garip gelmeye başladı ya neyse.......

Perşembe, Mart 25, 2010

Özhan Başkan'ın Gölgesinde: Galatasaray vs Fenerbahçe

Özhan Başkan'ın vefatının ardından derbinin boyutu farklı yönlere taşındı. Normal şartlarda derbiye bu kadar az süre kalmışken intikam şarkıları tehdit mesajları havada uçuyor olması gerekirken Fenerbahçe'nin yaptığı duruş ve davranış gerçekten takdire değer. Bu birazda Özhan Başkan'ın bıraktığı izler sayesinde olmuş bir durum ama her ne olursa olsun bir Galatasaraylının Fenerbahçe stadında ayakta alkışlanması bu ülke insanının zor günlerde nasıl birlik olduğunun en güzel örneği. Elbetteki derbi başladığı anda sahada bambaşka bir mücadele olucak ancak Galatasaray ile Fenerbahçe'nin bu dönemde birbirlerine destek olmaları herşeyin ötesinde. Keşke Özhan Başkan bunu sağlığında da görebilseydi.

Derbiye gelince Fenerbahçe'nin yıllardır becerdiği soğuk kanlılığa karşı Galatasaray'ın nasıl cevap vereceği sonucu belirleyecek. Maçın Ali Sami Yen'de olması Galatasaray için her ne kadar avantaj görünsede oynanan futbol kafaları kurcalıyor. Fenerbahçe'nin de eğer şampiyon olmak istiyorsa kazanması gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında hertürlü sonuca açık bi maç gibi duruyor. Maçı eğer Galatasaray kazanmak istiyorsa erken gol atması şart. Zira ilerleyen her dakika Galatasaray adına risk Fenerbahçe adınada bol bol kontra atak demek.

Maçın skoru her ne olursa olsun kazananı Bursaspor ile Beşiktaş olucak. Şike skandalı ile sarsılan İst.B.B'ye karşı Bursa'nın zorlanacağını düşünmüyorum. Rıza Hocanın oynatacağı futbol Beşiktaş'ın kaderini çizcektir. Normal şartlarda Eskişehir kolay kolay pes etmeyecektir.

Çarşamba, Mart 24, 2010

Özhan Başkan'ın vefat haberi gelmeseydi şuan çok farklı şeyler yazılıp konuşuluyor olacaktı şüphesiz. Ancak millet olarak bu tip durumlarda alt kimliğimizden kurtuluyoruz. Bu duruma en çok Özhan Başkan sevinirdi belki ama yinede biyerlerden bizi görüyordur. Antu.com'da açılan topic lerde yazılan başsağlığı mesajları Fenerbahçe burnundaki tesislerde
İnsanoğl

Pazartesi, Mart 22, 2010

Hell'e Bi Gel....


Ali Sami Yen is Burning
Yükleyen obsessifleader.

Kendini İnkar Etmek: Trabzonspor 1-0 Galatasaray




"Ama bu kadro çarpık yapılanmış ‘Boğaziçi gecekonduları’ gibi... Manzaralı ama tapusu, altyapısı yok, elektriği kaçak!"


Gökmen Özdemir


Bu senaryoyu bir yerden hatırlıyor gibiyim umarım aynı film değildir....

Pazartesi, Mart 15, 2010

Baros Dışında Değişen Birşey Yok: Galatasaray 3-0 Ankaragücü




Dün gece istediğimizi aldık bundan şüphemiz yok ama oynanan futbol tatmin etmedi. Takımın üzerindeki bu ölü toprağı Kasımpaşa maçı ile atıldı diye düşünürken Eskişehir'den sonra dün gece oynana futbolda pek iç açıcı değildi. Biraz Keita, biraz Jo hepsi o.Skora bakarsak 3-0, gollere bakarsak harika peki ya oyunun geri kalanı. Bunca yıldız oyuncu Ankaragücü'ne karşı kontraatak futbol oynasın diyemi terletiyor o formayı merak ediyorum.

Baros'un golle dönmesi önemliydi. Ne kadar maç eksiği olursa olsun futbolcunun karakteristik özelliklerini sahaya yansıtması bile pek çok eksiğini kapatabiliyor. Şimdi sıra Kewell'da belki onun gelişi takım sezon başındaki ritmine geri döndürecektir.

Haftasonu Futbol: Barcelona 3-0 Valencia

Pazartesi, Mart 01, 2010

Haftanın Fotoğrafı

Bir İhtimal Daha Var; Galatasaray 4 -1 Kasımpaşa


Olimpiyat stadından gelen haberle daha bir şevkle düştük Sami Yen yoluna. Geleneksel hale gelen Fenerbahçe ile beraber puan kaybetme adetimiz yinede aklımızın bi köşesindeydi. Ancak sahada bu düşünceleri silen bi Galatasaray vardı.

Maçın başında Kasımpaşa'nın ofsayt sebebi ile atılan golü işin kolay olmayacağının ilk belirtisiydi. Kasımpaşa'nın bol paslı oyunu ilk 20-25 dk sıkıntı olsada Galatasaray ataklarının tehlikeli hale gelmesiyle geriye yaslandılar. O dakikadan itibarende takımda forvet etiketli bir oyuncunun varlığının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Jo'nun sürekli hareketli oluşu top saklayışı boş koşuları Gio-Arda ve Keita için bulunmaz fırsatlar yaratıyordu. Nitekim Jo'nun Arda'ya yaptığı asist basit gibi görünsede sıkışmak üzere olan maçı rahatlattı.


Rijkaard'ın manevi oğluna gelince, takıma alıştıkça daha iyi olacağı kesin izlemesi büyük bir zevk. Belki % 50 bile hazır değil ancak bu bile Ali Sami Yen'deki taraftarlara şimdilik yetti. Bir kaç maç daha böyle giderse Galatasaray'ın fazla beklemeden Tottenham ile görüşmeye başlaması gerekecek. Maçın adamı benim için Keita'ydı. Sabri'nin de takıma dönmesi onun performansını olumlu yönde etkiliyor. Sabri'nin maç kondisyonunu artırdığı an Keita daha iyi olacaktır.


Bu maçı çokda büyütmenin manası yok. Sonuçta Galatasaray Kasımpaşa'yı yendi. Dos Santos'un dönüşü ve Galatasaray'ın özgüveninin geri gelmesi için önemliydi. Baros  ve Kewell'ında dönüşü ile Rijkaard'ın eli daha da güçlenlenicek. Biraz başı ağrıyacak olsada kazanan Galatasaray olucak.

Cuma, Şubat 26, 2010

Dün Gecenin En Güzel Hareketi: HIC ABUNDANT LEONES !!!

Dejavu: Galatasaray 1-2 Atl.Madrid

Başarılı olmanın altın kurallarından biri geçmişten ders almaktır. Çok değil daha geçen sene Galatasaray devre arasındaki yanlış transfer politikasıyla gelecek başarıları sekteye uğratmıştı. Meira'nın gönderilişi Uefa'da en az yarı finale ligde de şampiyonluğa mal olmuştu. Bu senede Nonda'nın gönderilişi aynı mantıksızlığın ürünüdür. Geçen seneyi tekrar yaşattılar saolsunlar.


Nonda'nın gönderilmesi Rijkaard'ın mı yoksa yönetimin bir tercihimi o konuda şüphelerim olsada bu kararın tek açıklaması Avrupa olsada olur olmasada. Şimdi oynadığımız bu kötürüm futbolun yegane sebebi de bu bir bakıma. Evet Nonda süper bi golcü değildi, Nonda müzmin sakattı, Nonda kimi maçlarda ortalarda görünmüyordu fakan Nonda ne olursa olsun bir tehditti. Nonda bu sistemde Arda'nında Elano'nun da ve özellikle Keita'nında daha başarılı olması için önemli bir anahtardı Baros'un yokluğunda.



ünki maça baktığımızda Arda 1,60 küsürlük boyu ile hava topu mücadelesine giriyor düşüyor kalkıyor sonra gidiyor birde top alıyor oyun kuruyor. Bana göre iyi bile dayandı bu kadar mücadeleye. Tabi forvette Arda varken Servet'in Neill'ın defanstan uzun toplarla çıkması ise ayrı bir tartışma konusu.Atl.Madrid'in golünden hemen sonra Keita'nın golünün gelmeside çok manidardır. Zira Galatasaray her iki maçta da ne zaman gol atmayı düşünse golü buldu. Ama Baros-Kewell ve Jo'nun yokluğundan Galatasaray tam bir savunma takımı oluyor olmakta zorundaydı belkide. Son maçlarda Elano'nun performansı Galatasaray'ı ayakta tutuyor ve o oyundan ne zaman çıkarsa takımın dengesi altüst oluyor. İlk Madrid maçı Beşiktaş maçı ve son Madrid maçı bazıları görmek istemesede Elano'nun bu sistemdeki rolü en az Arda kadar önemli. Dün akşam bu birkez daha ortaya çıktı.



Caner'e gelince; tribünde bulunduğum noktadan penaltı olup olmadığının farkında değildim hatta eve gelince Rijkaard'ın basın açıklamasından öğrendim. Buna rağmen 1-1 i bulmuşuz takım kendine gelmiş 3 dk önce sarı kart görmüşsün ve üzerine gidip cezayı kesmek Caner'e yakışmadı. Sezonun ikinci yarısı ile başlayan yükselişinini iki Madrid maçıyla yerlebir etti. Bunu yapan Emre Çolak olsaydı sineye çekerdim ama Caner tecrübesiz değil !



 Hakem konusunda konuşmak istemiyorum ama herkes dün gece sahadan olan olayları gördü. Uefa isterse 10 tane hakem koysun sahaya art niyet olduktan sonra faydası yok. Platini bu maçı eğer izlerse durumu daha iyi anlar.


Gecenin en güzel olayı elbetteki eski açık tribünde yapılan kareografiydi. Gözümde biranda 27.hafta da olabilecekler canlandı. Vakit tekrar annemizin ligine o kısır çekişmeye dönme vaktidir. Avrupa'yı hakem derler Atl.Madrid derler telafi ederler ama Türkiye liginin mazereti YOK !