Cumartesi, Ekim 25, 2014

Türk Olamayan Takımları Yenme Düstrundan Kek Kalıbına

Bu yazıya başlamadan evvel eski blog sayfamdaki yazılara şöyle bir kolaçan ettim. Acaba Prandelli kadar sövdüğüm bir başka hoca olmuş mu diye? Skibbe ile denk geldiğini farkettim. Kafa kafaya yarışırlar. Tabi Skibbe'ye daha aleni ve acımasız davranmışım. Prandelli için şimdiye kadar hep saygılı olup anlamaya çalıştım.  Ama dün akşam ki maç sonu açıklamaları sonrası benim için saygı duyulacak yanı kalmamıştır.

Mevzu ne Prandelli'nin oynattığı taktik, ne sahaya sürdüğü oyuncu grubu ne de oynatmayıp tribüne yolladıkları. Mevzu biz alaylılara Galatasaray kültürünü öğretmeye çalışan, etik dersi veren sözüm ona bir kısım liseci tayfanın ve onların kuklalarının, altında çalışan ELEMAN ına buranın Galatasaray olduğunu öğretememesidir. Hadi Prandelli'yi bırakalım bi kenara o yabancı ELEMAN peki ya Burak Yılmaz? Ona önceki elemanlarda öğretememiş Galatasaray'ın varoluş nedenini...

Ünal Aysal şu tablonun esas sorumlusudur. Şu dakikadan sonrada umrunda olacağınıda düşünmüyorum. Transferin son günü çok matah birşey yapmışcasına açıkladığı Dzemaili ve Pandev transferleri için kendisi ile ne kadar gurur duysak azdır. 

Şu görünen tabloda gözümde en az suçlu olan kişiler futbolcularımızdır. Zira at sahibine göre kişner. Bazen esas sahipleride kişnetemiyor ya neyse. Mesele bu düzenin değişmesidir. Ne şans ki önümüzde seçim var ancak oradan bile umudumuz yok. Yine oyuncuya dayalı düzen. Ben dedikçi yönetim anlayışı ve günlük başarılarla teselli. Başakşehir hedef maçı olan bir takımdır şuan Galatasaray. Ve bu düzen değişmedikçe kek kalıplarından yıldızlar yaratır onları ilahlaştırmaya devam ederiz. 

Jugen Kloop'un dediği gibi: "Benim, başkanım ve yöneticilerim Türk mantalitesinde olsa buraya kadar gelemezdim"

Selametle

Kenetlenme Zamanı : Galatasaray 2-1 Sivasspor

Prandelli Galatasaray'ın başına geçtiğinden beri ilk defa farkını hissettirdi. Farkını hissettirdi derken takmın mükemmel bir oyun ortaya koyduğunu söylemek mümkün değil. Ortaya konan farkın tek umut veren tarafın Prandelli'nin takım kurgusunda ki ısrarından vazgeçip denemelere girişmiş olması.

Alışkanlıklardan kopma süreci her daim sancılı olur. Maçın ilk 15 dakikasında Galatasaray'ın gol yememesini ancak takdir-i ilahi olarak açıklayabiliriz. Bu süre içerisinde savunma ardına atılan her top sıkıntı yarattı. Bu sistemde oynayacaksak kritik olan nokta ön alanda yapılan presin devamlılığı ve defans derinliğinin sağlanması. Takım savunması anlamında ilk 15 dakikalık bölümde dağınık bir görüntü çizse de ilerleyen dakikalarda Chedjou'nun golüyle birlikte takımın öz güveninin artması maçın son 20 dakikasına kadar anlamda rahat bir görüntü çizmemize neden oldu.

Orta alanda ki değişikliklere gelirsek Sneijder'ın alışılmışın dışında defansın hemen önünde Pirlo'dan aşina olduğumuz " Regista " rolünde gayet başarılıydı. Bu oyunun hücum anlamında bize daha efektif olma fırsatı tanıdı. Bu efektiflikte  bir diğer önemli unsurda Olcan'ın sürekli hareket halinde olmasıydı. Olcan hırsı ve yetenekleriyle şuan Muslera,Melo ve Sniejder'dan sonra kadroya yazılması gereken ilk isim. Prandelli'de umarız bunun artık farkına varmıştır.  Selçuk'un formunda son iki farkedilir bir yükseliş var. Hele ki Dzemaili ile karşılaştırırsak formsuz diye adının bile anılmaması gerekir. Dzemaili de Sneijder gibi Dünya Kupası oynamanın dezavantajını yaşıyor. Ne fizik nede kafa olarak henüz Galatasaray'da ilk 11 de oynamayı hak etmiyor. Takdir elbette ki Prandelli'nin ancak görüntü şuan için ümit vermiyor.

Maçın son 20 dakikası ise her türlü süprize açıktı. Yekta'nın Burak'a aktardığı pozisyonda golü bulsak az sonra yazıcağım kelimeler olmayacaktı. Ancak 2-0 önde olan bir takımın kendi sahasında bu şekilde kontra atakta gol yemesini açıklamak pek kolay değil. Yenilen gol sonrası Sivasspor'un baskısını ön görüp kıramamak teknik heyetin oyuna müdahalesi anlamında sıkıntılarının olduğunun bir başka göstergesi.

Tablonun geneline baktığımızda Galatasaray'ın 25 Ekim'de ki başkanlık seçimine kadar alacağı her 3 puan altın değerinde. Bu kaos dönemi ne kadar az kayıpla geçilirse şampiyonluğa o kadar yaklaşılacak. Takım kenetlenirse taraftar kenetlenir, taraftar kenetlenirse camia, camia kenetlenirse hiç bir güç Galatasaray'ın önünde duramaz. Şimdi daha güçlü bir şekilde birlik olma zamanı, Ünal Aysal ya da bir başkası safınız her ne olursa olsun mevcut düzene karşı koymak, oynana oyunlara engel olmak adına birlik zamanı.

Aslolan Galatasaray...

Hazırlık Maçlarına Devam : Galatasaray 0-0 Eskişehirspor

Bursaspor maçı sonrası takımın zamana ve birlikte oynama alışkanlığına ihtiyacı olduğunu ortaya çıkmıştı. Hazırlık maçı anlamında verimsiz geçen kamp sonrası takımın bu açığını ligde kapatmaktan başka şansı ne yazık ki yok. Bursa deplasmanında rakibin en az bizim kadar hazır olmayışı ve yıldız oyuncu farkıyla 3 puanı cebimize koymuştuk.

Eskişehirspor'da ciddi bir kabuk değişimi ile sezona giriyor. Savunma hattında kaleci Buffin dışında 4 yeni ve tecrübesiz oyuncu ile bu maça çıkmaları fazlasıyla cesur bir karar gibi gözükse de henüz takım olamamış ve taraftar desteği olmayan bir rakibe karşı Ertuğrul Sağlam açısından alınabilir bir riskti. Eskişehirspor geçen sene ki temel sıkıntısı olan hedef santrafor eksikliğini bu sezonda yaşacak gibi görünüyor. Dün akşam ki skorda bununda etkisi fazlası ile görüldü. Ayrıca Erkan Zengin'nin yanında skora sürekli etki etme şansı olan Erman Kılıç'ın düşünülmemesi de Eskişehir açısından sorgulanması gereken bir başka konu.


Bize dönersek, Prandelli'nin bu maçta ki tercihlerine baktığımız da Melo'nun yokluğunda Dzemaili'nin ilk 11 de başlaması kesindi. Hoca geçen hafta olduğu gibi Yekta'yı yine savunmanın hemen önünde oynatıp önlerinde Selçuk Dzemaili ikilisi ile orta sahayı kontrol edip pas yüzdesini yükselterek hücumda daha efektif olma peşindeydi. Uyum sorunu nedeni ile şimdilik vasatı aşmasalar da Salı günü Yekta'nın yerine Melo'yu sahada gördüğümüzde bu ikilinin oyuna olan katkısı daha fazla olacaktır. Galatasaray'ın bu sezon ki geleceği bu 3'lünün uyumuna bağlı. Galatasaray ikinci bölgeyi ne kadar kısa sürede geçebilirse kanat varyasyonlarıyla birlikte daha fazla pozisyon zenginliği yaşayacaktır. Hal böyleyken Burak'ın omzuyla vurduğu kafa vuruşu ve Umut'un direkten dönen pozisyonu dışında rakibi tehdit edemedik. Birde Dzemaili'nin kaleye vurmak yerine Burak'a pas vermeye çalışmasını saymazsak.

Galatasaray'ın ve elbette ki Prandelli'nin kafasında ki oyun şablonunda kanat beklerinin ne kadar önemli olduğunu her olgun atağımızda etkin rol üstlenen Tarık ve Veysel'den anlayabiliriz. Veysel ile ilgili denebilecek tek şey iyi niyetli özverili ama aranılan sağ bek değil. Anderlecht maçında sağda Tarık solda Alex Telles'i gördüğümüzde  aradaki farkı çok daha iyi anlayacağız. Onların yapacağı bindirmeler ile takımın hücum varyasyonlarında ki alternatifi  artacaktır. Prandelli'ye Özkan Olcay kadar tepki göstermek ne kadar doğru olur bilemiyorum ancak hoca şimdilik avans veriyor diyelim.

Sneijder ile ilgili bir kaç kelam etmek isterim ancak malum medyamız bu hafta hikaye üstüne hikaye üretecektir. Bu konuya kafa yormak vakit kaybından öte değil. Mevcut futbol ortamında adaletten söz edemezken buda yetmezmiş gibi medyanın gazı ile Galatasaray kulübünün ve taraftarının sporcularını harcama lüksü yok. Yapılan haberler bugün için futbolda yarında basketbolda birileri tarafından servis edilecektir. Yapılması gereken Türk Telekom Arena'da yemin töreni düzenlemekten çok daha fazlasıdır. Ünal Aysal'ı severiz sevmeyiz burası tartışılır. Ancak gün kulübün güvenlik görevlisinden başkanına kadar tüm fertlerine sahip çıkma bir olma günüdür. Bu oyunu bozmak, kulübümüzü çakal sürüsüne yedirmemek adına Anderlecht maçı ile birlikte yöneticisi,futbolcusu ve taraftarı birlikte olduğunu herkese göstermelidir.

Yönetimin yanlışlarına gelince onlara göz yummayacağımızı zaten yedi düvel biliyor. Eski Başkanımız Adnan Polat'ın dediği gibi " Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçeyi düşürdüğü duruma ben Galatasaray'ı düşürseydim, ilk kongrede beni asarlardı ! "

Kurumsal Transferler

Kurumsal oluşumları diğerlerinden ayıran en büyük unsur kuşkusuz plan ve program dahilinde hareket etmeleri gelecekte oluşabilecek olumsuzluklara karşı B hatta C planlarının olmasıdır. Ülkemizde genelde aile ya da patron şirketleri mevcut olduğundan "hallederiz" ci mantık daha geçerli bir yöntemdir. Aslında bunu çokta yadırgamamak gerek, kendimden yola çıkarsam sınav haftasından önce ders çalışmazdım. Ama dersi iyi dinlerdim.

Galatasaray her ne kadar bu ülkenin batıya açılan penceresi olsa da, başkanı uzun yıllar yurt dışında yaşamış başarılı bir iş adamı olsada memleketimin havasından yada suyundan etkilenerek oda kurumsal anlayışa oryantalist bir hava kattı. Tabi başkanımızın geldiği ilk günden bu yana dilinden düşürmediği "Kurumsallık" kelimesi "KurumAYsallık" bir hal aldı.

Yumurtanın kapıya dayandığı anda yapılan transferler genel olarak pek hayır getirmemiştir. Ön yargıyı bir kenara bırakarak gayet iyimser şekilde transferler sonrası kadro nasıl şekillenir bir değerlendirelim:


TARIK ÇAMDAL

Tarık ülke futbolu adına çölde bulunmuş vaha gibi. Defansın her iki kanadında oynayabilmesi, sürati, bileklerine hakim oluşu yerli oyuncu zorunluluğu olan ligde kendisini bulunmaz nimet haline gelmesi için yetti de arttı bile. Tarık'ı Galatasaray Şampiyonlar Liginde sağda ligde ise sol bekte oynayacağını düşünüyorum. Veysel her ne kadar iyi niyetli mücade etsede o bölgenin yükünü kaldırması zor. Galatasaray'ın hücum futbolu oynaması adına kanat beklerinin önemi herşeyden önemli. Alex Telles'den biranda vazgeçebilmek sırf bu nedenle o kadar kolay değil. Ligde de sanılanın aksine Tarık-Alex tercihini sahada görebiliriz.

BLERİM DZEMAILI

Prandelli'yi Dzemaili tercihine iten en büyük etki Chedjou'nun formu ve Selçuk İnan'dan hücum anlamında daha çok katkı almak istemesi gibi görünüyor. Son Bursaspor maçında aslında bu transferi. İp uçları veriliyordu. Dörtlü savunmanın önüne Melo'yu çekip önlerine Dzemaili ve Selçuk ikilisi Prandelli'nin ilk oyun planı olarak önümüze çıkıyor. Kanatlarda özellikle Telles ve Tarık'ın hücuma vereceği katkı zaman zaman oyun içerisinde 3'lü defans kurgusuna ( Semih -Chedjou Melo ) geçebileceğimizin bir işareti. Kağıt üzerinde akla yatıyor ama bu taktiğin tutmasıda yine Selçuk'un formuna bağlı.

GORAN PANDEV

Anlaşılan şu ki Prandelli'nin aklında tek forvet oynamak var. Pandev'in gelişide Burak'ı desteklemek adına atılmış bir adım. Pandev belli bir standardı olan henüz düşüş dönemine girmemiş hatırı sayılır nitelikleri olan bir hucüm oyuncusu. Eskisi kadar süratli olmasada tecrübesi, kalitesi olan bir isim. Yedek kalmayı ne kadar kabullenebilir orasını şimdilik kestirmek zor ama Bruma ile forma anlamında sıkı bir mücadelesi olacak. Bu transferde kafama takılan tek soru ise göbeği iyi kapatan takımlara karşı kanat varyasyonlarında ne kadar başarılı olacağımız. Bu anlamda hava toplarına hakim rakip alanda top tutabilen ve de dağıtabilen bir oyuncu tercih edilebilir miydi? Bunuda Prandelli'nin tercihi diyerek beklemeye geçmekten başka çare şuan için yok.

Artık top Prandelli'de. Milli takım arasıda adaptasyon anlamında iyi bir fırsat. Transferlerimiz son gün gelemeri nedeni ile gizli hedef halinde olan kurumsal yönetimizi sergiledikleri performans ile pişman etmezler. Günden güne daha da sıkıntılı günler geçiren kurumsal yapımıza bir darbede onlar vurmazlar.



Biraz Sabır: Bursaspor 0 - 2 Galatasaray

Ligde hedefi olan takımlarla sezon başı oynamak genel olarak istenmeyen bir durumdur. Üzerine birde hafta içerisinde ezeli rakibine vasatın altında bir oyunla kaybedilen kupa maçı da eklenince Galatasaray'ın Bursa yolculuğu daha da sıkıntılı bir hal aldı.

İlk onbirde Olcan'ın olmayışı Prandelli'nin süpriziydi. Yedek kulübesinin kalanına baktığımızda Umut Bulut dışında oyuna skor anlamında etki edecek başka bir oyuncunun olmaması da Olcan kozunun kenarda tutulma kararını haklı çıkarttı. Yekta'nın defansın hemen önünde oynaması Prandelli'nin özellikle Selçuk'un defans yükünü azaltıp hücum anlamında daha fazla insiyatif aldırma isteğinden yola çıkılmış bir tercih gibiydi. Selçuk mevcut formuyla Prandelli'nin şuan için isteklerine ne kadar karşılık veriyor orası tam bir muamma ancak enseyi karartmamak adına maç ritmi arttıkça Selçuk'ta kendisini toparlayacaktır diye ümit etmek istiyorum.

İlk yarıya baktığımızda hafta içerisindeki oyundan çokta farklı bir Galatasaray sahada yoktu. İlk şutu 32. dk atabilmiş pas yüzdesi düşük, tüm hücum varyasyonu Burak'ı defansın arkasına sarkıtmak olan bir takım vardı sahada. Buna rağmen Bursaspor'un da lige henüz hazır olmayışı ilk yarının 0-0 bitmesinin en büyük sebebi. İkinci yarıda ise Bursaspor Şenol Güneş faktörü ile Belluschi önderliğinde oyunu kanatlara açarak etkili oldular. Şener ve Volkan Şen'in ağır kalan kanat beklerimizi düşürdükleri durum ilerisi için iyi sinyaller vermiyor. İşte tam bu dakikalarda Selçuk kullanılan köşe vuruşu sonrası maçtaki en olumlu hareketini yaparak topu kafayla ceza sahasında uzaklaştırması, Burak'ın takipçiliği Bruma'nın adrese teslim ortası ve yine Burak'ın birinci sınıf gol vuruşu Galatasaray'ın oyununa yakışmayacak derecede güzeldi. Prandelli'nin gol sonrası Bruma'yı oyundan alması Hagi'nin kupa finalinde Ribery'i oyundan alışını hatırlatsa da kazanan haklı diyerek eleştirmek istemiyorum. Ancak her zaman bu kadar şansı tutar mı zaman gösterecek. Olcan'a gelirsek, oyunda olduğu her an varlığını hissettiriyor ve gelecek adına umut veriyor.

Galatasaray bu yıl iyi bir hazırlık kampı geçirmedi. Atletico Madrid dışında ciddi bir hazırlık maçı oynamamanın sıkıntısını bir süre daha yaşayacağız gibi görünüyor. Bursaspor gibi bir deplasmandan alınan 3 puanın önemini ligin ilerleyen haftalarında daha net anlayacağız.