Salı, Kasım 25, 2014

Mayıslar Bizim





Galatasaray’da mevsim son bahardan kışa döndü. Ünal Aysal’ın gelişi ile gelen bahar havası şampiyonluklar çilekler, böcekler başkanın kimine göre inancını yitirip görevini bırakması bana göre kaçıp gitmesi sonrası yerini son bahara, Duygun Başkanın seçilmesi ile de kışa girmiş durumda. Hani pastırma yazı deriz ya işte tam da o kadar sürdü yeni yönetimin estirdiği sıcak hava. Futbol ve basketbol gibi 2 ana branşta yaşanan aksaklıklar, maddi sıkıntılar baharın zor geleceğinin belirtisi.

Galatasarayın olduğu yerde umut her zaman vardır. Ama o umudu taraftara empoze edecek ne bir yönetim ne de bir oyuncu grubuna sahibiz. Teknik Direktöründen kaptanına, genç oyuncusundan tecrübelisine hiç kimse ne taşın altına elini koyuyor ne de giydiği formanın hakkını veriyor. Basketbolda ise giydiği formanın sonuna kadar hakkını verenler hak ettikleri parayı alamıyorlar. Yeri gelmişken Furkan Aldemir’in takımdan ayrılmasından dolayı eleştirilecek en son kişi gene Furkan’dır. Şube Sorumlusu ve yöneticilerin durumla ilgili açıklamalarını da merakla bekliyoruz. Tribünler de son Trabzonspor maçında net bir şekilde ikiye bölündüğünü gösterdi. Bir tarafta her yönetimin her daim elemanı sözüm ona bağımsız taraftar oluşumu ultrAslan. Diğer tarafta Passolig'ini alıp gelen müşteriler. Üçüncü bir grup daha var aslında ama sayıları henüz bilinmemekte. İşte onlar Galatasaray'ı karşılıksız sevenler. Belki birgün sesleri daha gür çıkar…

Tribünü, yönetimi, camiası bu kadar dağınık halde olan bir kulüp Mayıs ayına nasıl çıkar gerçekten bilemiyorum. Sevindiğim tek şey ise birilerinin artık bu camiada sürelerini doldurmuş olduğunu görmek. İsim verip burada kendilerini rencide etmek istemiyorum ama içlerinde koca bir sezonu takla atmadan geçirenler var. Bundan sonra taklada yok, yem de! Ve onları poh pohlayanlar, bulunmaz Hint kumaşı muamelesi gösterenler. İşte Galatasarayın iliğini kemiğini emenler bunlar. Elbet bu camia onlardan da kurtulmasını bilecek.

“ Mayıslar Bizimdir !” ve elbet bu camia bugünleri de atlatacaktır. Belki Mayısta belki de Haziran’da! Bilinen tek gerçek ise Galatasaray asla yıkılmayacaktır. Ve bu enkazı elbet birileri tüm camiayı kenetleyerek kaldıracaktır.


Selametle

Cumartesi, Kasım 01, 2014

Çok Mu Mükemmeliyetçiyiz ? Galatasaray 2-1 Kasımpaşa


Maç bitiş düdüğünün ardından sosyal medyada dönen bir istatistik yazının başlığının ilham kaynağı oldu. Galatasaray son 5 yılın en iyi lig başlangıcını yaparak 16 puan topladığı bilgisi fazlasıyla kafa karıştırıcı. Şimdilik bu bilgiyi bir kenara koyup maça dönelim.

Dün saat 12:00 - 13:00 civarlarında sanırım AMK gazetesi Galatasaray'ın ilk 11'ini açıkladı. Bu son bir kaç haftadır yaşanan bir problem ve ne yazık ki bununla ilgili hala bir önlem alınmış değil, köstebek bulunabilmiş değil. Bu sorunun tek açıklaması bana göre otorite boşluğu. Takım içerisinde bazı gevşek vidalar var. Sayısı konusunda tahminim yok ancak iyice sıkılması gerek.

Öğlen saatlerinde ilk 11 i görünce bizim gibi Şota'nın da kadro üzerinde ufak bir çalışması mutlaka olmuştur. Özellikle Galatasaray'ın bu maça kadar ki takım savunmasında bulunan zaaflarının bu maçta da yaşanabileceğini görmemek için şu 11 e baktıktan sonra kör olmak gerekir.
Yine istatistiklerden yola çıkarsak Galatasaray'ın Melo'suz maç kazanma yüzdesinin düşüklüğü bu maç öncesi en büyük handikaplardan biriydi. Dün akşam ki kadro konusunda Prandelli'yi yerip eleştirmeden evvel dizilişteki artılara gelirsek Hamit'i Melo'nun bölgesinde kullanmasını ilk sıraya yazabiliriz. İkinci olarak ise Emre Çolak hamlesi. Fotoğrafta görülen dizilişte Yekta'nın bölgesi sahadaki yayılama göre hatalı. Yekta dün alışılmışın dışında Olcan ile dönüşümlü ama genelde sol kanatta görev aldı. Prandelli, Yekta'dan muhtemelen üst düzey bir kanat performansı beklemiyordu. Amacı Telles ve Sabri'nin kanat savunmasına yardımcı olup onların hücuma çıktığı anlarda savunma dengesini sağlamaktı. Başarılı oldu mu? İlk yarının skoru ve Tunay ile Babel'in ilk yarıda ki performansına bakarsak sonuca ulaşabiliriz. Dün yine rakip Başakşehir ya da Kasımpaşa'nın elinde Orhan ve Sancak yerine Ferhat ile Uğur Uçar olsaydı ilk yarıda ki skor 0-1 de kalmazdı.

İkinci yarıda Umut'un oyuna girip Olcan'ın çıkmasına anlam veremedim. Aslında Prandelli'nin sezon başından beri Olcan konusunda aldığı hiç bir kararı anlamadım ve muhtemelen sezon sonuna kadar anlamayacağım. Umut'un oyuna girişi Burak'ı da rahatlattı. Bu ikilinin ortaklığında gelen 20 cm ofsayt golü ve hemen ardından Sneijder'ın oyuna girişi sonrası Galatasaray pozisyon anlamında yağmasa da gürlemesi ! Kasımpaşa'da Babel'in sakatlanıp oyundan çıkması ve ileride topu tutabilecek forvetinin olmayışı maçı Galatasaray'a getiren faktörler aslında. Şota'nın Malki hamlesi maçın kritik anlarından biriydi ancak oda ikinci yarıda gerçekten istekli olan Galatasaray oyununda etkili olamadı. Sonunda da Chedjou'nun Anderlecht maçını anımsatan ileri çıkışı sonrası kazanılan korner ve ardından kolla karışık asisti ile gelen Umut Bulut golü. Artık her şey toz pembe!

Yazının başında belirttiğim istatistikte son 5 yılın en iyi sezon başlangıcını yaşadığımızı belirtmiştim. Peki derdimiz nedir? Adama demezler mi daha ne istiyorsun biraz sabret? Hayır ! Galatasaray artık eski Galatasaray değil. Eskiden Galatasaray'da kol kırılır yen içinde kalırdı. Artık her şey çok şeffaf. Ve taraftarlar bu şeffaflığı kaldıracak kadar hoş görülü değil! Ve Mayıs ayına kadar da Galatasaray taraftarı takım içerisinde ki her olumsuz durumda yaşanacak puan kaybında sorumluların tepesinde Demoklesin Kılıcı gibi sallanır halde olacaklar. Bu kılıç bana bir şey olmaz diyen herkesi tehdit edecek, siz deyin Abdülrahim Albayrak ben diyeyim Prandelli. Ama bu işten en fazla zararı sahada formasının hakkını vermeyenler görecektir.

Selametle