Salı, Kasım 24, 2015

Mustafa Denizli'nin Dönüşü ve Düşündürdükleri

Mustafa Denizli ismi bizim bir üst jenerasyonumuz için müthiş bir isim. Hem oyunculuğu hem de antrenörlük döneminde bıraktığı iz kimsenin silemeyeceği türden hadiseler. Benim gibi 80-85 dönemi doğumlu Galatasaraylılar için ise aslında bir bakıma Galatasaraylı olma sebebi. 88-90 jenerasyonu nasıl 96-00 sezonunda ki efsane başarılara çocuk yaşta şahit olup gönlünü sarı kırmızı renklere verdiyse bizimde o çocukluk zamanlarımızı hayal meyal hatırlasak da efsanelerimiz Mustafa Denizli, Tanju, Uğur ve Prekazi idi.

Gel zaman git zaman yıllar ilerledi Mustafa Hoca Fenerbahçe'de Beşiktaş'ta şampiyonluklar yaşadı, çocukluk aşkını itiraf etti ve birazda bu zamanın hoyratlığından sebep belkide Galatasaray'da ki başarıları bir kenara itildi. Elbette ki Galatasaray Mustafa Denizli'nin Avrupa'da yarı finale çıkartığı bayrağı Fatih Terim ile birlikte daha da ileriye götürüp Uefa Kupasını alması bir diğer büyük etken. Ama bugün yine jenerasyon ayırmaksızın hangi Galatasaraylıya sorarsanız sorun Galatasaray'ın unutulmaz maçları arasında ilk beşe şahit olsun ya da olmasın Xamax maçını Monaco maçını mutlaka koyar.

Hamza Hamzaoğlu sonrası yönetimin 2 seçeneği vardı. Ya risk alıp genç başarıya aç bir antrenör getirecekti ya da daha garantici davranıp kısa vadeli düşünüp 4 tane antrenör yemiş oyuncu grubunun başına bir kurt'u dikecekti. İşte o kurt Mustafa Denizli. Etraflıca düşünüp baktığımızda yönetim en doğru tercihi yapmış gibi duruyor. Her ne kadar bizim jenerasyonun gönlünden kendi Kloop'umuzu yaratalım Favre ile geleceğe yatırım yapalım, Bielsa ile bu kadroyu baştan aşağı değiştirme fikirleri geçse de ülkenin gerçekleri buna pek uygun değil.

Mustafa Denizli ne yapar sorusunun cevabı aslında tam bir muamma. Mehmet Demirkol'un da dediği gibi bir kere herkesin kafası karışacak. Enteresan hedefler, tahminler % 51 ler havada uçuşacak. Sanırım Mustafa Denizli'nin gelişine en çok Şenol Güneş üzülmüştür. Vitor Pereira ve Hamza Hamzaoğlu ile mücadale etmek daha çok tercih edebileceği bir durumdu. Galatasaray'ın oyuncu grubu açısından durumu ele alırsak yaşlı kurt onları hizaya sokacaktır. 

Bu kadar pembe tablo çizmek iyi güzel fakat Mustafa Denizli ile ilgili kafamızda soru işaretleri de yok değil. Mevcut Galatasaray yönetimi ile kuracağı diyalog tam anlamıyla muamma. Ayrıca FFP kapıdayken hocanın transfer taleplerine verilecek cevapta ayrı bir konu. Ve bence en önemlisi Mustafa Hoca'nın aklında ki ne ? Buıraya 1,5 sene hizmet edip jübilemi yapmaya geldi yoksa Derwall modelinden hareketle Galatasaray'ın geleceğine bir tuğla daha mı koymaya geldi? Bana göre Mustafa Denizli'nin Galatasaray'ı şampiyon yapmasa da olur yeter ki kendisinden sonra gelecek hocaya yön versin önünü açsın yardımcı olsun. Mustafa Denizli işte o zaman açtığı parantezi başarılı kendine yakışır şekilde kapatmış olur.

Selametle

Pazar, Kasım 22, 2015

Yönetim-Futbolcu-Taraftar Dökülüyorsun Galatasaray

Teknik direktör olmak zor iş. Hele birde bu görev Galatasaray'da ise hem o makama erişmek zor hemde orada kalıcı olabilmek çok daha zor. Camianın içi zaten cadı kazanı iken birde buna tribün ve medya faktörleri de eklenince sadece işime bakayım demekle yürümüyor işler. 3 kupa da alsan 4. yıldızı da taksan adın tarihe dahi geçsen olmaz. Ne olduğunu bile anlayamadan kendini kapının önünde bulursun.

Lucescu'yu Gerets'i hatta Fatih Terim'i kapıyı gösteren bu düzende Hamzaoğlu'nun şansı zaten yoktu. Onu göndermeye zaten geldikleri gün karar vermiş yönetimin işini kolaylaştırmak adına Hamzaoğlu'da elinden geleni ardına koymadı. Belki tüm bunlar olurken taraftarı arkasına almayı düşünebilseydi - ki bu fazlası ile mümkündü- bu kukla yönetimin işi daha da zorlaşacaktı ama olmadı. Yönetim baktı ki tribün yakında kellemizi isteyecek önceden tasarlamış olduğu şampiyonluk sebebi ile rafa kaldırdığı planı uygulamaya sokarak Fatih İşbecer'i tetikçilikle görevlendirip Hamzaoğlu'nu kapının önüne koyuverdi. 

Geldikleri günden bu yana plansız ve programsız şekilde ilerleyen Dursun Özbek yönetimi şüphesiz ki Hamzaoğlu'nun yerine getirecek hoca ile henüz anlaşmadı ve takım yeni bir kaosa doğru sürüklenmekte. Spontane gelişmiş gibi medyaya pompalanan bu ayrılığın aslında Galatasaray yönetiminin vizyonsuz ve de düşünmeden hareket ettiğinin onlarca örneğinden sadece bir tanesi. Sponsor anlaşmalarında ki karmaşadan transfer dönemindeki başı bozukluk ve organizasyon eksikliği bugün hoca arayışı konusunda yaşayacaklarımız konusunda bize fazlasıyla iç karartıcı fikirler veriyor.

Takıma ve dün ki maça gelirsek; Galatasaray bildiğimiz gibi. Hamzaoğlu sonrası 180 derece değişmiş bir takımı devre arasından önce görmemiz çok zor. Takımda hala belli futbolcular sorumluluk alma ve mevcut duruma isyan eder durumda. Sayıları azınlıkta olmasından dolayı bu ne skora nede takımda ki diğer arkadaşlarına etki etmekten uzak. Sözde bağımsız taraftar grubumuzda yavaş da olsa yönetime karşı tepki vermeye başladı. Biraz geç oldu ama yine de önemli bir tepkiydi. Yönetimin güdümünden çıkmaya başladıklarını görmek güzel.

Kim Gelmeli ?


Fatih Terim'i, Roberto Mancini, Cesare Prandelli ve son olarak Hamza Hamzaoğlu bu oyuncu grubundan pek çoğunun gördüğü antrenörler. Elbette ki her hocanın farklı farklı gidiş sebepleri var ancak gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta futbolcuların da bu gidişlerde paylarının olması. Galatasaray'ın belki devre arasında değil ama yaz döneminde kadroda ciddi revizyona ihtiyacı var. Bugün hangi hocaya teklif götürürseniz götürün son dört yılda üç şampiyonluk yaşamış bu camia ya gelmek istemekle birlikte giden antrenör ve başkanları da göz ardı edemez. Burası futbolcusundan yöneticisine tam bir cadı kazanı ve bugün başkanın yarında antrenörün biranda görev dışı kalma olasılığı fazlasıyla yüksek. Daha şimdiden Mayıs'ta kongre var söylentileri kulaktan kulağa fısıldanırken hangi antrenörü ne şartlarda ve neleri vaat ederek getire bileceksiniz? Garantiniz ne olacak? Yönetim arkasında dursa ne olacak? Kısaca Denizli gelse ne olacak Favre gelse ne olacak ?

İşin özü Galatasaray ligi şampiyonda tamamlayabilir Avrupa Kupalarının dışında kalarak da bitirebilir. Galatasaray taraftarı buna kendini hazırlamalı ama asıl suçlunun ne sahada ki futbolcular ne de mevcut yönetim olduğunu düşünmemeli. Galatasaray'ın sorunu kendine kukla arayan genel kurul üyeleridir. Onların derdi Ada'da ki çay fiyatları, bizim ki ise kulübün geleceği. Bir gün bu taraftarla ortak noktada buluşabilirler ise Galatasaray'ın geleceği hakkında güzel şeyler söyleme fırsatımız olur...


Selametle

Çarşamba, Eylül 02, 2015

Galatasaraya Bir Hikaye Lazım

4 Yıldız - 3 Başkan - 2 Hoca ile tamamlanmış 2014/2015 sezonunun ardından gelen 3 kupa. Dünya'nın neresine giderseniz gidin bu hikayeyi pek çok kişiye inandıramazsınız. Ama burası Türkiye heran herşey olabiliyor ve ülkemi belkide bu garipliklerinden dolayı seviyorum.

Transfer sezonu tamamlanmadan liglerin başlamasını garipsesem de bu süreç içerisinde sahaya konan futbol sezon boyunca izleyeceğimiz filmin fragmanı oluyor aslında. Geçen yıl ki korku filminin sonunda ki süpriz final bile Galatasaray taraftarını mutlu etmedi. Aslında biz tribündekiler genelde 2 tür filden hoşlanırız;

1- Aksiyon
2- Arabesk

Aksiyonlarla dolu sezona örnek olarak Ünal Aysallı yılları rahatlıkla söyleyebiliriz. Arabesk sezonlar için ise 2005/2006 sezonu ( meşhur 16 dakika ) yada 2007/2008 sezonu ( Cevat Güler ile gelen şampiyonluk ) örnek verilebilir. Bu iki şampiyonluğunda taraftarda bıraktığı haz duygusu bir başkadır. Ülke olarak seviyoruz arabesk hikayeleri ancak zaman değişiyor ve arabesk hikayeler eskisi kadar seyirciyi etkilemiyor. Yüksek bütçeli Aksiyon filmleri daha fazla ilgi çeker oldu. Ama sağlam ve inandırıcı bir hikayeniz varsa arabesk hala iş yapar.

2015/2016 sezonunun fragmanını izlediğimizde acaba bu sene korku filmi mi izliycez yoksa arabeskin dibine mi vurucaz kaygısı var. Basiretsiz bir yönetim, denge diye diye dengesini kaybetmiş bir hoca ve son dakika filmin senaryosunu beğenmeyip İnter'e kaçan bir başrol oyuncusundan yoksun bir ekip var karşımızda. Bu kadar eksiye rağmen hala bu filmi izlemek için sebeplerimizde var. Muslera, Chedjou, Semih, Wesley, Poldi.... ve hepsinden öte Galatasaraya olan sevgimiz.


Dedim ya bu kadar kötü bir tablo önümüzdeyken taraftarı şampiyonluğa inandırmak, kenetlendirmek zor iş. Öncelikle Galatasaray taraftarı kandırıldığını hissediyor. Verilen sözlerin tutulmadığının, yapılan transfer hamlelerinin yanlışlığının, yönetmen koltuğunda oturan denge mümtelasının bu işin altından kalkamayacağının farkında. Yine de iyi bakmak istiyor geleceğe ve bu filmi fragmanını beğenmediği halde izlemek istiyor. Galatasaray yönetimi ise artık bir karar vermeli, ya taraftarının önüne çıkıp yüzleşecek ve onların desteğini alacak ya da Galatasaray tarihine geçip ( umarım olmaz ) küfürler eşliğinde seçime gitmek zorunda bırakılacaklar.

Gelen oyuncular elbette önemli isimler, tıpkı gidenler gibi. Oyuncular gelir geçer takımlar şampiyon olurlar. Galatasarayın takım olmaya ihtiyacı var. Galatasaray'ın transfere değil taraftarı yeniden kenetleyecek bir hikayeye ihtiyacı var.

Umarım bu hikaye yazılır....

Fragman Bitti, Film Asıl Şimdi Başlıyor...

Selametle


Çarşamba, Temmuz 15, 2015

Kılıçlar Çekilmek Üzere: Galatasaray Taraftarı vs Dursun Özbek Yönetimi

2014/2015 sezonunu çifte kupa ile bitirmiş olmanın verdiği rahatlıkla rahat bir transfer sezonu geçireceğimizi ümit ediyordum. Sağlam bir iskeleti olan Galatasaray'ın belirli mevkilere nokta atışı transferler yapmak mevcut mali sıkıntıları da göze aldığımızda olması gerekendi. Başkan adaylığı boyunca sergilediği tavır ve açıklamaları ütopik gelse de seçildikten sonra Dursun Özbek'e ve yönetim kuruluna saygı ile yaklaşmamız, atacağı adımları beklememiz gerektiği taraftarın çok iyi bildiği bir durumdu. Ne yazık ki hem kendileri hemde yönetiminde ki kişiler taraftarın onlara verdiği krediyi çok çabuk tüketti.

Daha transfer döneminin yarısına henüz gelmişken taraftarla yönetimin arası neden bu kadar açıldı önce bu teşhisi koymak gerekir. Birilerine göre Fenerbahçe'nin saldırgan ve başarılı transfer politikası bu duruma tuz biber ekse de bana göre sanıldığı kadar taraftar üzerinde bir baskı oluşturmuş değil. Galatasaray taraftarı kulübün geleceğinden son derece endişeli. Taraftarın endişelerini maddelersek;

Dursun Özbek: Önceki yönetimin içerisinde olması açısından mali durumu bilmesi büyük bir avantajdı. Seçim süreci boyunca hem delegelere hemde taraftara empoze ettiği "Galatasarayın maddi sıkıntısı yok." imajı gün geçtikçe kendisini daha da sıkıntıya soktu ve taraftar gözünde inandırıcılığını kaybetti. Ne futbol ne de basketbol takımına şuana kadar sponsor bulunamayışı, transferlerde yapılan acemice - yada kasıtlı- hatalar, verilen yıldız oyuncu transferi sözlerinin an itibariyle tutulamaması Dursun Başkan'ı taraftarın gözünde bitirme noktasına getirdi. 10 Temmuz'da yapılan Olağanüstü Mali Genel Kurulda aldığı bazıları Ünal Aysal'a verilmemiş yetkilerle ne yapacağını hepimiz merak ediyoruz. Seçim döneminde "Mali Disiplin" kelimesini dilinden düşürmeyen sevgili başkanımız hala Sabri Sarıoğlu ile yapılan sözleşmenin mantığını anlatabilmiş değil. Ayrıca kardeşinin inşaat işleri bahanesi ile Florya'da oyuncular ile sözleşme pazarlığı yapmasının Galatasaray kültürü ile nasıl bir alakası var gerçekten merak ediyorum.

Cüneyt Tanman: Keşke bu göreve gelmeseydi de gazetesinde güzel güzel maç yorumlarını okusaydık. İyi futbolcudan iyi antrenör olmaz deyimini bir seviye daha atlatıp iyi oyuncudan iyi yönetici de olmaz aşamasına gelmesinin vücut bulmuş hali gibi. Sırf yerli oyuncuları korumak pahasına kendini bu kadar ezdirip gülünç duruma düşürmenin mantığını anlamak zor. Beğenmek göreceli bir kavram ama kıyaslanan şey eğer birbirine yakınsa. Maxi ile Sabri'nin tek ortak yanı mevkiileri, tıpkı elma ile armutun tek ortak yönlerinin meyve olması gibi.

Hamza Hamzaoğlu: "Sitemde sevgidendir" diye bir söz vardır ya işte Hamza Hoca'ya karşı olan duygularımın net tercümesidir bu cümle. Geçen sene ki başarısını elbette ki yadsıyacak değilim. Prandelli sonrası çölde vaha etkisi yarattığından zerre kuşkum yok ama fazlasını yapabilirdi. Kazanan her daim haklı olmadığı gibi Hamza Hoca'da sadece doğruları yaptığı için şampiyonluğu kazanmadı. Beni düşündüren esas nokta Hamza Hoca'nın hatalarından bir türlü ders çıkartamaması. Geçen sezon için onu eleştirmek bir yerden sonra haksızlık olur. Zira Pandev'i Dzemaili'yi o transfer etmedi. Bu sezon onun için daha iyi bir ölçü olacaktır diye düşünmek istesem de şuana kadar ki takındığı tavır şakadan öte, izahı yok. Unuttuğu bir şey var ki bu oyuncu grubu Fatih Terim'i, Mancini'yi, Prandelli'yi yedi yani sabıkası iyi değil. Bu takımdan ilk biri gidecekse onun Hamza Hoca olduğunu tahmin etmek çok zor değil. Takım içi adaletten, dengeden bahseden Hamza Hoca Selçuk'tan Burak'tan Olcan'dan esirgemediğin adaleti takımın diğer oyuncularına da aynı şekilde göstermeli. Şunu hepimiz iyi biliyoruz ki Sneijder bile birazcık sendelese ondan ilk vazgeçecek olan Hamza Hoca olacaktır.

Galatasaray taraftarını transfer manyağı gibi gören ve o küçük akıllarıyla dalga geçtiğini sanan yöneticiler her daim yanılmaya mahkumdur. Galatasaray taraftarı en az yöneticisi kadar, liselisi kadar bu kulübün geleceğini düşünüyor, kafa yoruyor. Hemde menfaatsizce! Galatasaray taraftarının tek derdi kulübünün geleceği ve Avrupa'da elde edeceği başarıdır. Galatasaray taraftarının geçen yıl ki Avrupa performansının bir benzerini daha yaşamaya tahammülü yok. 

Selametle

Pazartesi, Temmuz 06, 2015

Lukas Podolski Galatasaray'da


Yıllardır en çok istediğim oyunculardan biriydi Podolski. Aslında ben ne zaman bir transferi çok istesem ya gelen oyuncu sakatlanır ya kötü performans gösterir ya da hiç gelmez. Xavier, Zlatan, Pires, Gallardo, Berkant, Cana, Serkan Aykut, Sercan Yıldırım, Ufuk Ceylan, Revivo, Baliç, G.Dos Santos... şeklinde bu liste uzar gider.

Podolski Galatasaray'ın ihtiyacı olan nokta transferlerden biriydi. Hem hücumun hemen hemen her bölgesinde görev alabilecek, asist özelliği,şut tehdidi olan dikine kaleye gidebilen, uluslararası tecrübeye sahip ve belki de her şeyden önemlisi maliyet anlamında Galatasaray'a en uygun isimdi.

Bakalım kağıt üzerinde bu kadar Galatasaray'a uyumlu görünen Poldolski geçmişteki hayal kırıklıklarım arasına mı eklenecek yoksa en azından bir Kewell etkisi yaratabilecek mi?

Hoşgeldin Poldi

2014-2015 Süleyman Seba Sezonunun Ardından

Film gibi bir sezon geçirdik desek abartmış olmam herhalde. Türünü tanımlamakta biraz zorlansak da biz Galatasaraylılar için mutlu son ile bittiği kesin. 3 Başkan, 2 teknik direktör gördüğümüz sezonu 2 kupa ile bitirmek nereden bakarsanız bakın ancak Türk filmlerinde göreceğiniz abzürtlük de bir son.

Sezonu elbetteki Hamza Hamzaoğlu öncesi ve sonrası diye ayırmak doğru olacak. Cesare Prandelli'nin gelişi, ülke futboluna ve ülkede ki taraftar profiline ne yazık ki uyum sağlayamadı. Transfer döneminde yapılan hatalarda üzerine eklenince İtalyan hoca çok bile kalmıştı Florya'da. Hamza Hamzaoğlu'nun Prandelli'den aldığı en büyük miras takımın lig sıralamasında ki konumuydu. Ancak Hamza Hoca bu takıma elinde ki malzemeyi de göz önünde bulundurursak verebileceği maksimum katkıyı verdi ve oyuncularından karşılığını fazlası ile aldı. Başta Yasin Öztekin olmak üzere Snijder, Selçuk ve Burak'tan aldığı verim şampiyonluğun en önemli anahtarıydı. Bel fıtığı ameliyatı sonrası Felipe Melo'nun sahalara tıbba aykırı şekilde geri dönmesi, onun yokluğunda Hamit Altıntop'un Galatasaray kariyerinde ki en iyi sezonunu geçirmesi ve Melo'nun yokluğunu aratmaması unutulmaması gereken noktalar.

Birde Fernando Muslera faktörü var tabi. Sezonun son 10 haftasına net olarak damgasını vurmuş belki de Hamza Hoca'nın o meşhur " Olacak, olacak !" inancındaki en büyük güvencesiydi. Elbette ki bu son 10 haftada Semih Kaya'nın sakatlıktan kurtulup tekrar form tutması, Melo'nun sakatlık sonrası formasını geri alarak orta saha ve defansa kattığı direnç önemliydi ama bunların hiçbirisi Mersin'de 6 pas içerisinde çıkarttığı topu izah edebilir ne de Arena'da Karabükspor'un 45.dk kurtardığı frikiği izah edebilir. Muslera benim için hiçbir zaman bir Taffarel olamayacak belki ama Mondragon'u geçti desem sanırım Kolombiyalı'ya ayıp etmiş olmam.

Ve tabi ki Wesley. Ondan bahsetmeden ve hakkını vermeden 4 yıldızın hikayesi anlatılamaz. Artık gönül rahatlığı ile Hagi'den sonra giydiği 10 numaranın hakkını sonuna kadar veren bir oyuncumuz var. Belki bir kaç sene daha bizimle ancak onun sonrasında artık atılacak gazete manşetleri Galatasaray yeni Hagi'sini arıyor değil, Galatasaray yeni Sneijder'ını arıyor olacak. Vakit varken bol bol izlemeli ve keyfini çıkartmalıyız. Bizim nesil Hagi'nin müthiş gollerini HD kalitesinde izleyemedi belki ama Sneijder o eksikliğimizi kapatacak bu gidişle.

Benim için sezonun özeti kısaca bu, aslında çok detay var ama şimdilik bu kadar yeterli. Fazla da abartmanın alemi yok. Alt tarafı şampiyon olduk ve en önemlisi Şampiyonlar Ligi'ne direk katılma hakkı elde edildi. Kimileri için şampiyonluk her şeydir ama söz konusu Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi için araçtan öte değildir.


Pazartesi, Nisan 27, 2015

Hamza Hamzaoğlu'na Rağmen: Galatasaray 1-0 Gaziantepspor

Dün akşamın sonunda stattan çıkarken arkadaşlarla bir birimize kalp sağlığımızın hala iyi olduğunu Hamza Hoca sayesinde bunu bir kez daha anladığımızı konuşarak stattan ayrıldık. Elbette ki dün gece yaşanan sinir harbinin tek sorumlusu Hamza Hoca değildi ama sahada ortaya konan kötü futbolun sebeplerinden biriydi.

Bu blogda defalarca dedim demeye de devam edeceğim iyi insan olmak önemli bir özelliktir ama iyi antrenör olmak için yetmez. Bana göre bir antrenörün olmazsa olmaz en önemli özelliği hatalarından ders çıkartabilmesidir. Ancak Hamza Hoca taraftarla ve camia ile alay edercesine hatalarından geri adım atmıyor ve sanki inadına yaparcasına bunları tekrarlamaya devam ediyor. Sonra efendim ülkede neden Terim,Denizli,Güneş hegemonyası var diye zırvalayıp dururlar. Suçu çevrelerinde arayana kadar kendilerine baksalar aslında cevabı bulacaklar.

En son Galatasaray taraftarının maç esnasında hocasına oyuncu değişikliği yaptırdığı maçı şuan hatırlayamıyorum. Bana göre Hamza Hoca'nın bittiği andır o. Hamza Hoca'ya artık tribünler taktik verme durumuna gelmişse vay halimize. Ama artık şaşırmamak lazım. Florya artık dingonun ahırı! Hamza Hoca tribünden de taktik alır, yöneticisinden de akıl alır. Dursun Özbek'te başkan olursa seneye de bu kulüpte kalır.

Dün akşam Hamza Hoca'nın taktiksel hataları ve Mete Kalkavan'ın buram buram eyyam kokan yönetimine rağmen Hakan Balta şapkadan tavşan çıkardı. Kalan haftalar için bir şey söylemek zor. TFF'de böyle hakemler bizde de Hamza Hoca oldukça daha bu şampiyonluk çok gider gelir.

Not: Gaziantepsporlu oyuncularını tebrik etmek gerek. Maç boyu yerden kalkmayarak oyuna ayrı bir güzellik kattılar.Buna ön ayak olan Okan Buruk'ta ayrı bir tebriği hakediyor(!)

Pazartesi, Nisan 20, 2015

Sil Baştan: Trabzonspor 2-1 Galatasaray

Ersun Yanal dersine gayet iyi çalışmış. Hamit sakatlanıp oyundan çıkana kadar Hamza Hocanın maç öncesi hiçbir planı tutmadı. Skorda da geri düşmenin gerekliliğinden Hamza Hoca doğru bir hamle ile birazda risk alarak Emre Çolak'ı sahaya sürdü. Emre Çolak kalite anlamında bu ligdeki üst seviye oyunculardan biri ancak devamlılık anlamında her zaman soru işareti. Dün iyi bir günündeydi ve takımını ayağa kaldırıp öne taşıyan kişiydi.

Burak'ın altı pastan boş kaleye kaçırdığı maçın kırılma anıydı. İlk yarıda atılacak bir gol devre arasına daha rahat gitmemizi sağlayacaktı ama olmadı. İkinci yarı oyunu aşırı forse edip golü bulduktan sonra Ersun Yanal'ın maçı bitiren hamlesi geldi. Aykut Demir'i stopere, Bosingwa'yı sağ beke alıp Yusuf Erdoğdu ile Alex Telles'i çökerttiler. Hamza Hoca'nın klasikleşen skor kötü gidiyorsa Yasin'i çıkart mantığı her zaman olduğu gibi yine işlemedi. Ersun Yanal'ın bu hamlesini görüp tedbir almamanın izahını bulamıyorum. Sezon boyunca faydalanmadığın Pandev'i Burak'ın yerine Trabzon gibi bir deplasmanda oyuna sokmakta bir başka anlamlandıramadığım hareketti. Pandev'in yerine Bruma'yı sağ kanada atmak düşünülemez miydi merak ediyorum. Bu sayede Emre Çolak Selçuk ile beraber orta sahanın dengesini sağlayabilirdi. Maçın nereden bakarsanız bakın tamamına yakını orta sahasız oynandı. Felipe Melo'yu oynatmamak doğru bir karar olabilir. Sakatlık riski, maç eksiği her ne derse desin Hamza Hoca'yı haklı bulabilirim. Ancak göz göre göre orta sahayı tüm maç boş bırakmak saçmalıktan başka birşey değildi.

Bundan belki 10 sene evvel kanat beklerin yok diye şampiyonluk kaybetmezdin. Bu gözler Orhan Ak'ı, Cihan Haspolatlı'yı bile izledi o mevkilerde. Şimdi ise o önemsiz görünen kanat bekleri ligin kaderini belirleyecek hale geldi. Ve bizde olmadığı için bugün olası bir Fenerbahçe galibiyeti ile haftaya lider girip 3. sırada çıkmış olacağız.

1-2 puanlık fark kalan haftalar için şimdilik önemli değil.Sezon sonuna kadar daha çok değişir bu tablo ve Galatasaray şampiyonluğun yine en güçlü adayı. Ancak kazanılacak şampiyonluk Hamza Hoca ile devam zorunluluğu anlamına gelmemeli ve oturup tekrar en detaylı şekilde düşünülmeli.


Cuma, Mart 27, 2015

Milli Takım Taraftarı Olmamak Suç Mu?

Ali Rıza Sağyan desem sanırım pek çoğumuz "O kim ?" diyebilir haklı olarak. Sosyal medyayı biraz fazla kullanıyor ve de sağ görüşe yakın eşiniz dostunuz fazla ise onun çeşitli kişilerce seslendirilmiş "Türk Olmak" şiirini ufaktan da olsa dinlemişsinizdir. Dinlemediyseniz de şiddetle tavsiye edilir. Şiirde bahsi geçen Türk olmanın gururu, zorluğu benim gibilere fazlasıyla gerçekçi gelmekle birlikte birazda mevcut durumumuza ayna vazifesi gördüğünü düşünenlerdenim. Malum, şiiri günümüzü yansıtıyor dedik milli takımda bundan nasibini hakkıyla alıyor.

Ne kadar acı ki artık milli maçları zul görür olduk. Yakın geçmişte taraftarlar milli takıma verdikleri oyuncu sayısı ile övünürken şimdi sakatlanmadan dönsünler, bizden neden çok onlardan az adam var cümleleri kurulur hale geldi. Taraftar böyleyken oyuncularında bu zihniyetten aşağı kalır yanı yok. Bir oyuncunun kalitesi bir zamanlar milli takımda kaç defa oynadığı ile doğru orantılıyken şimdilerde nasıl yaparım da milli takıma gitmekten kurtulurumun derdindeler kişisel egoları ve kazançları için. 

Bu ülkenin futbol tarihinin 1 tane dönüm noktası vardır;

17 Mayıs 2000'de ezberleri bozan birşey oldu. Bir kulüp takımı bu topraklara Avrupa'dan kupa getirme başarısını gösterdi ve Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Trabzonlusu belki de son kez hep birlikte ezeli rakiplerinin başarısını kutladılar. Ve 18 Mayıs 2000 sabahı artık herşey çok farklıydı. O tarihten itibaren kulüp ayırt etmeksizin her camia başarılı olana yetişmek için çabalamadı. O tarihten itibaren başarılı olmaya yaklaşan her kulüp ya rakipleri tarafından ya da başka kişilerce paçasından tutulup aşağı çekildi. Ülke sporu için değil, kendi ego ve koltuk kavgaları için. 










Tarihler 3 Temmuz 2011'i gösterdiğinde ülke futbolu dibe vurduğunu resmiyete döktü. Tapesi, cemaati, hükümeti, taraftarı, sponsoru, yayıncı kuruluşu... kimi arasanız bu düzende payları vardı. İşte tamda burada hepimizin aslında bildiği ama bu kadar yüzsüzce yapılacağını tahmin edemediği siyasi yapının sözüm ona ülke futboluna sahip çıkmasını yaşadı.



Futbol artık eskisi kadar keyif vermiyor. Hepimiz aslında savunduğumuz şeyin renklerimiz olduğunu düşünürken mücadele ettiğimiz sadece rakip değil, federasyon, hükümet hatta CIA, Mossad olduğunu falan düşünür olduk. Haklı sebeplerimiz var mı ? Sonuna kadar. Misal milli takım aday kadrosu ve Emre Belözoğlu sorunsalı! Kaç milyon Türk'ün içine siniyor Emre Belözoğlu'nun o formayı giymesi ? Ya da Ömer Toprak'ın haklı duruşuna Fatih Terim ve federasyon haricinde kaçımız destek oluyoruz.


Vel hasıl mevcut şartlarda Türk Milli Takımını tutumakta zordur bu devirde. Miğdesi kaldırabilene lafım yok saygı duyarım. Ben milli takım taraftarlığını zirvede Kore'de bıraktım. Bu kadar pisliğin döndüğü, siyasetin arka bahçesine dönüşmüş bir milli takımı desteklememek suç mu? Öyleyse ben suçluyum.

Saldır Hollanda !

  


Pazar, Mart 22, 2015

Şampiyoluk Alametleri Kasımpaşa 2-3 Galatasaray

Şampiyonluk içine belli başlı alametler vardır. Kötü oynarken kazanmak, son dakika da atılan galibiyet golleri gibi. Bunlardan biride mucizevi geri dönüşlerdir. Dün akşam ki geri dönüş ne kadar mucizevi orası tartışmaya açık bir konu olsa da takıma ileride ki haftalar için olumlu yansıyacağı kesin.

Hamza Hoca'yı geçen hafta ne kadar yerden yere vurduysak bu haftada olumlu anlamda eleştirmek gerekir. Maçı kazanılması anlamında her ne kadar Kasımpaşa'nın savunma zaaflarının öne çıktığını düşünsek de, oyuncularına bu maçı kazanabileceklerine inandırıp motive etmek, ikinci yarıya Burak ile başlamak doğru bir hareketti. Burak'ın henüz hazır olmadığı oyunda kaldığı süre içerisinde çok göze battı. Hamza Hoca'nın onu ikinci yarıda oyuna sürmesi haklılığını gösteriyor. Fizik anlamında ne kadar hazır olmasa da kalitesi ile galibiyeti getirmesini bildi.

Son bir paragrafta Yasin Öztekin'e açmak lazım. Bu sezonun en büyük kazancı hiç şüphesiz Yasin. Kasımpaşa maçının ilk yarı bittiğinde pek çok Galatasaraylı giden şampiyonluğun ardından Yasin okuyacakken onu performansı maçın kilidini de açmış oldu. Kariyeri anlamında çok özel bir sezon yaşıyor ve Galatasaray taraftarına Arda Turan sonrası en etkileyici sol kanat performansını izletiyor.



Şimdi arkamıza yaslanıp küçük şikeciler ile büyük şikecilerin maçını rahat rahat izleyeceğiz. Her türlü sonucun Galatasaray'a yarayacağını bilmek daha da keyifli. Derbi ile alakalı ise klasik olarak 3 ihtimalli bir maç. Her ne kadar Beşiktaş'ın zorluk derecesi yüksek maçları kaldıracak tecrübede olmadığını düşünmekle birlikte Fenerbahçe'de Egemen'in yokluğu Beşiktaş'ın tek avantajı.

Pazar, Mart 15, 2015

Hamza Hoca ile Ya Tamam Ya Devam





En son diyeceğimi en baştan diyeyim: Yeni gelecek başkan yanında hocasını da hazır tutmalı. Hamza Hoca iyi adam, güzel adam ama Galatasaray ona ne yazık ki bir kaç beden büyük geliyor.

Hamza Hoca'nın belli ki sıkıntıları var ve kafası rahat değil. 2 haftadır oyuna müdahaleleri açıklamaları bunun en açık ispatı. Kulüp içerisinde neler dönüyor az çok tahmin etmekle birlikte hem seçimlerin yaklaşması hem de şampiyonluk seslerinin daha yüksek sesle zikredilmesi hocanın ayarlarını ciddi anlamda bozmuş. Prandelli çöküşü sonrası şampiyonluk Kaf Dağının ardında iken Hamza Hoca'nın taşları doğru yerine koyması sonrası gelen galibiyetler ve akabinde rakiplerin sürpriz puan kayıpları camiayı tekrar şampiyonluğa inandırmıştı. Ancak Galatasaray şampiyonluk kupasını bir ucundan tutacakken 2 haftada ( Fenerbahçe - Başakşehir ) maçlarında 5 puandan fazlasını kaybetti. Yapılacak şey ise çok zor değil. Hamza Hoca öncelikle kendine bir format atıp beynindeki pislikleri temizlemeli ve kafasını kemiren virüsleri yok etmeli. Ve artık forma dağıtırken hatır gönül işlerine değil adalete öncelik vermeli formayı hak eden futbolcunun giymesini sağlamalı. Bunu daha önce yaptı, yeniden yapabilir.

Hamza Hoca içim asıl lig şimdi başlıyor. Şapkasının önüne koyup düşünmeli ve Türkçesi bozuk kımıl zararlılarını kendinden uzak tutup, işine odaklanıp adaletli olmalı. Eğer o adaletli davranıp futbolcularını da tekrar buna inandırırsa camia arkasında durmaya zaten hazır. Ama aksi olursa. Sezon sonunu bile göremeyebilir.

Bu arada Mahmut Uslu ile Duygun Yarsuvat neden buluştu ?

Pazartesi, Mart 09, 2015

Sesini Duyuramamak ! Fenerbahçe 1-0 Galatasaray



Her maçın kendine ait bir hikayesi vardır. Farklı kilit noktaları, taktikleri, pozisyonları, stratejileri. Dün akşam ki maçın hikayesi yazılırken Galatasaray kısmının esas oğlanı Hamza Hoca idi. Antrenörlerin sahaya sürdükleri kadrolara saygı duymak gerekir. Hamza Hamzaoğlu'nun ilk 11'ini okuduğumuzda sahaya kazanmak için çıktığını düşünebiliriz ancak oyuncuların saha içi dizilişine baktığımızda o düşünceden eser kalmıyor. Elbette ki hata yapılabilir planlar tutmayabilir, bunlar oyunun doğasında var. Mühim olan ve antrenörlük kalitesini belirleyen esas unsur ise bu dakikadan sonra antrenör olarak oyuna ne kattığındır. İşte Hamza Hoca bu nokta da sınıfta kaldı.

Derbinin benim adıma esas hikayesi de burada başladı işte. 4 puanlık avantajla çıkılan bir Fenerbahçe deplasmanından daha iyi test maçı olabilir ? Galatasaray'ın dün tek eksiği Melo idi. Melo bu takımın Muslera ve Sneijder ile birlikte olmazsa olmaz parçalarından biri ama bu Galatasaray kalibresinde bir takım için bahane olmamalıydı. Hamza Hoca'da hakkını verelim bu bahaneye sığınmadı. Sahaya dönüp baktığımızda ise gerçekler çok başkaydı. Belki de Melo'nun yokluğunda forma şansı bulan Diego'lu, Emre'li ve Mehmet Topal'lı Fenerbahçe orta sahasına üstünlük kuramadı Galatasaray. Hamza Hoca Hakan Balta'nın sakatlanıp çıkmasının planlarını bozduğunu ifade ederken ne kadar haklı ise orta sahayı tekrar ele geçirmek adına hamle yapmaması konusunda o kadar haksız. Dün akşamki maçı Hamza Hoca gelip bizim evde de izleyebilirdi zira Hamza Hoca ile aramızda ki tek fark onun maçı daha iyi bir yerden izlemiş olması. O saha kenarında sesimizi duyuramadık derken bizde evde duyuramıyorduk !

Hamza Hoca'nın daha gidecek çok yolu kazanacağı daha çok tecrübe var. Tüm bunlar Kadıköy'de kazanamamak ile alakalı değil. Dün akşam ki maçı şans faktörü yanımızda olsa kazanabilirdik. Hatta işi bir adım daha öteye taşıyıp geçen yıl ki Mancini'li Galatasaray'dan da daha net pozisyona girdik. Bunların hepsine tamam ancak bir gerçek var ki Galatasaray Hamza Hoca'yı, Hamza Hoca Galatasaray'ı kazanmak istiyorsa her iki tarafta dün akşamdan çok dersler çıkartmalı.

Şampiyonluk gitmiş değil. Geriye kalan haftalarda bu köprünün altından daha çok sular akacak. Ancak Galatasaray dün akşam sadece 3 puan kaybetmedi. Tribün anlamında Hamza Hoca'ya duyulan güvende de ciddi sarsılmalar oldu. Kulübün yönetim kısmına ise girmek dahi istemiyorum. Umuyorum bu akşam Abdi İpekçi'ye gidecek Galatasaray taraftarı,  lütfedip salona gelecek olan yöneticilere iyi bir ders verecektir.

Selametle

Pazartesi, Şubat 02, 2015

Vaziyet İyi Değil: Galatasaray 2-2 Bursaspor



Prandelli dönemi sonrası izlediğim en dağınık Galatasaray dün akşam karşımızdaydı. Maç öncesi kadroya baktığımızda Hamza Hoca Telles ile Hakan Balta'yı sol kanada yerleştirerek Bursaspor'a karşı kimine göre dersine çalışmış bana göre ise korkak davranmıştır. Türkiye sınırları içerisinde hangi takımla oynarsa oynasın Galatasaray rakibine önlem almak adına kadrosunu bu denli değiştiremez, değiştirmemeli. Nitekim Şenol Güneş gibi bir taktik ustası karşısında Hamza Hocamın planları alt üst oldu. Bursaspor ilk yarı biraz şanslı olsa 5-1 gibi net bir skorla soyunma odasına giderdi.

Antrenörlerin genel olarak sahaya sürdükleri kadrolara saygı duyarım. Sonuçta tüm hafta rakibi analiz eden, oyuncularıyla birlikte olan onlar. Doğal olarak bir planı bir düşüncesi olduğunu düşünerek eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Ancak oyun başladıktan sonra eğer işler iyi gitmiyorsa tribünde yada televizyon başında bizim gibi izlemelerinin izahı olduğunu düşünmüyorum. Sabri - Sinan Gümüş değişikliği romantizmden öte bir şey değildi. Bunun Sinan Gümüş'e katkıdan çok zarar vereceği bilmek için futbol tarihimizde ki süper yıldız olarak lanse edilip şimdi Ptt 1.Ligde dahi oynayamayan futbolcuları sayabiliriz.

Geçen hafta Koray - Hakan Balta ikilisinin gayet uyumlu ve pozitif oyunu sonrası Afrika Uluslar Kupasından daha 1-2 gün evvel dönmüş Chedjou'yu sahaya sürmenin mantığı iyi irdelenmeli. Yabancı sınırının saçmalığına girmenin mantığı yok bu sezon böyle bitecek ancak yorgun olan Chedjou'nun yerine Bruma'nın sahada olsaydı bugün farklı şeyler konuşurmuyduk asla bilemeyeceğiz. 


Hamza Hoca bazen gerçek bir büyük takım hocası gibi davranırken kimi zaman kendini Akhisar'da zannederek tercihlerde bulunması garip geliyor. Diyarbakır B.B, geçen hafta ki Ç.Rizespor ve bu hafta ki Bursaspor maçlarında çizdiği profil, açıklamaları ilerisi için ciddi sıkıntıların habercisi gibi. Devre arası kampında ve sonrasında hala Pandev ile Dzemaili'nin hazır hale gelmemesi, Selçuk'un yokluğunda dahi Hamit'in o formayı alamamasında en az futbolcular kadar Hamza Hoca'nın ve sistemininde payı var.

Kaybedilmiş bir şey yok, her maç 3 puan alınacak diye bir kaide de yok ancak Galatasaray iyi sinyaller vermiyor. Yöneticisinden, futbolcusuna, taraftarından camiasına Galatasaray'da eksik olan bir şeyler var. Mevcut yönetimle de bulunduğumuz noktadan 1-2 adım öteye gitmemiz, o eksik olan şeyleri tamamlamamız zor. Bu yıl ki şampiyonluk elbette ki önemli ama şampiyonluktan daha önemli şeylerde var, bu yönetim esas bunları yok ediyor...

Galatasaray'ın değerleri gibi...

Cuma, Ocak 23, 2015

Bu İşte Bir Teslik Var; Deloitte Para Ligi 2015



Futbolun endüstriyel bir hal alması münasebetiyle kulüplerin yarıştığı bir diğer alanda haliyle gelir düzeyleri oluyor. Deloitte göre biz bu işin neresindeyiz dersek Galatasaray olarak bu ligde geçen yıla göre 2 sıra gerileyerek 18. sırada kendimize yer edinmişiz. Buraya kadar herşey güzel ama bu işte bir terslik var, insanın aklına türlü türlü sorular geliyor misal olarak ara transfer döneminde ihtiyacımız olmasına rağmen neden transfer yapılamadığı gibi. ( Yazının bu kısmı düzeltilmiştir. )

Gelecek sene finansal fair play uygulaması nedeni ile Avrupa Kupalarına katılamama tehdidi inceden inceye hissedilirken bu Deloitte'ta çalışan arkadaşlar hangi kafayı yaşayarak bizi bu listeye sokmuşlar diyemeyiz elbet çünkü onlar sadece gelire bakıyor. Deloitte keşke bu rapor ile birlikte gelirlerin ne kadar efektif kullanıldığı ile ilgili bir rapor hazırlasaydı bizlere. Belki gelir düzeyinde ilk 20'ye girdik diye konuşanlar bir nebze olsun utanırlardı.



Perşembe, Ocak 22, 2015

Bir Seçimden Daha Fazlası



Ayı yavrusunu severken öldürür misali bazen insan severken zarar verdiğinin farkında olamıyor.  Hadi bunu bazıları saf sevgi olarak nitelendirip bazı şeyleri görmezden gelebiliyor da ben onu beceremiyorum. Bir nesneyi bir cismi bir insanı bir camiayı çok seviyorsun diye onun üzerinde söz sahibi olma hakkın bu kadar ucuz basit olamamalı. Hele söz konusu Galatasaray Camiası ise bu epey bir zor olmalı.

Durup düşünüyorum, sadece para ve sonsuz (!) sevgi beslemek Galatasaray'a yönetici olabilmek için yeterli midir diye. Ya ben ve benim gibiler Galatasaray da yönetici olmayı gözlerinde çok büyütüyorlar ya da birileri bu çıtayı yerlere indirmiş durumda. Kimsenin parasında, pulunda, şanında, şöhretinde gözüm yok Allah daha fazla versin ama benim değerlerimin sınırları içerisine girildiği vakit o zaman söz hakkım en az o zatın saçmalama hakkı kadar vardır.

Dedik ya burası Galatasaray camiası an itibari ile yaşanan süreçte, yapılan açıklamalarda, ortaya konan tavırlarda Adnan Polat yönetimi dahil bu kadar rezil olunmamıştı. Şimdi birileri kızacaktır nasıl Adnan Polat yönetiminden kötüdür dersin diye. Evet efendim kötüdür. Galatasaray yöneticiliğinin değerleri tarihin hiç bir döneminde bu kadar ayaklar altına alınmamıştır. Denenmiştir ama olmamıştır.

Görünen o ki Galatasaray gelecek seçimlere kadar bu kişi ve kişilerin elinde oyuncak olacak. Tek korkum tribünlerin ve camianın saha içinde ki başarı ile gözlerinin boyanıp ayaklar altına alınan değerlerimizi bir kenara atması. Dilerim fikri vicdanı hür Galatasaraylılar Duygun Yarsuvat'ın Aziz Yıldırım açıklamasında dillerini yuttukları gibi seçim döneminde de kafalarını kuma gömmezler.

Sezon sonunda yapılacak seçimde Galatasaray Spor Kulübü sadece başkanını değil kendi değerlerini ve geleceğini de oylayacaktır. Umarım o tarihe kadar bu kulübün yöneticileri ve başkanları daha fazla komik duruma düşmezler bu camiayı daha fazla rezil etmezler.