Cuma, Mart 27, 2015

Milli Takım Taraftarı Olmamak Suç Mu?

Ali Rıza Sağyan desem sanırım pek çoğumuz "O kim ?" diyebilir haklı olarak. Sosyal medyayı biraz fazla kullanıyor ve de sağ görüşe yakın eşiniz dostunuz fazla ise onun çeşitli kişilerce seslendirilmiş "Türk Olmak" şiirini ufaktan da olsa dinlemişsinizdir. Dinlemediyseniz de şiddetle tavsiye edilir. Şiirde bahsi geçen Türk olmanın gururu, zorluğu benim gibilere fazlasıyla gerçekçi gelmekle birlikte birazda mevcut durumumuza ayna vazifesi gördüğünü düşünenlerdenim. Malum, şiiri günümüzü yansıtıyor dedik milli takımda bundan nasibini hakkıyla alıyor.

Ne kadar acı ki artık milli maçları zul görür olduk. Yakın geçmişte taraftarlar milli takıma verdikleri oyuncu sayısı ile övünürken şimdi sakatlanmadan dönsünler, bizden neden çok onlardan az adam var cümleleri kurulur hale geldi. Taraftar böyleyken oyuncularında bu zihniyetten aşağı kalır yanı yok. Bir oyuncunun kalitesi bir zamanlar milli takımda kaç defa oynadığı ile doğru orantılıyken şimdilerde nasıl yaparım da milli takıma gitmekten kurtulurumun derdindeler kişisel egoları ve kazançları için. 

Bu ülkenin futbol tarihinin 1 tane dönüm noktası vardır;

17 Mayıs 2000'de ezberleri bozan birşey oldu. Bir kulüp takımı bu topraklara Avrupa'dan kupa getirme başarısını gösterdi ve Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Trabzonlusu belki de son kez hep birlikte ezeli rakiplerinin başarısını kutladılar. Ve 18 Mayıs 2000 sabahı artık herşey çok farklıydı. O tarihten itibaren kulüp ayırt etmeksizin her camia başarılı olana yetişmek için çabalamadı. O tarihten itibaren başarılı olmaya yaklaşan her kulüp ya rakipleri tarafından ya da başka kişilerce paçasından tutulup aşağı çekildi. Ülke sporu için değil, kendi ego ve koltuk kavgaları için. 










Tarihler 3 Temmuz 2011'i gösterdiğinde ülke futbolu dibe vurduğunu resmiyete döktü. Tapesi, cemaati, hükümeti, taraftarı, sponsoru, yayıncı kuruluşu... kimi arasanız bu düzende payları vardı. İşte tamda burada hepimizin aslında bildiği ama bu kadar yüzsüzce yapılacağını tahmin edemediği siyasi yapının sözüm ona ülke futboluna sahip çıkmasını yaşadı.



Futbol artık eskisi kadar keyif vermiyor. Hepimiz aslında savunduğumuz şeyin renklerimiz olduğunu düşünürken mücadele ettiğimiz sadece rakip değil, federasyon, hükümet hatta CIA, Mossad olduğunu falan düşünür olduk. Haklı sebeplerimiz var mı ? Sonuna kadar. Misal milli takım aday kadrosu ve Emre Belözoğlu sorunsalı! Kaç milyon Türk'ün içine siniyor Emre Belözoğlu'nun o formayı giymesi ? Ya da Ömer Toprak'ın haklı duruşuna Fatih Terim ve federasyon haricinde kaçımız destek oluyoruz.


Vel hasıl mevcut şartlarda Türk Milli Takımını tutumakta zordur bu devirde. Miğdesi kaldırabilene lafım yok saygı duyarım. Ben milli takım taraftarlığını zirvede Kore'de bıraktım. Bu kadar pisliğin döndüğü, siyasetin arka bahçesine dönüşmüş bir milli takımı desteklememek suç mu? Öyleyse ben suçluyum.

Saldır Hollanda !

  


Pazar, Mart 22, 2015

Şampiyoluk Alametleri Kasımpaşa 2-3 Galatasaray

Şampiyonluk içine belli başlı alametler vardır. Kötü oynarken kazanmak, son dakika da atılan galibiyet golleri gibi. Bunlardan biride mucizevi geri dönüşlerdir. Dün akşam ki geri dönüş ne kadar mucizevi orası tartışmaya açık bir konu olsa da takıma ileride ki haftalar için olumlu yansıyacağı kesin.

Hamza Hoca'yı geçen hafta ne kadar yerden yere vurduysak bu haftada olumlu anlamda eleştirmek gerekir. Maçı kazanılması anlamında her ne kadar Kasımpaşa'nın savunma zaaflarının öne çıktığını düşünsek de, oyuncularına bu maçı kazanabileceklerine inandırıp motive etmek, ikinci yarıya Burak ile başlamak doğru bir hareketti. Burak'ın henüz hazır olmadığı oyunda kaldığı süre içerisinde çok göze battı. Hamza Hoca'nın onu ikinci yarıda oyuna sürmesi haklılığını gösteriyor. Fizik anlamında ne kadar hazır olmasa da kalitesi ile galibiyeti getirmesini bildi.

Son bir paragrafta Yasin Öztekin'e açmak lazım. Bu sezonun en büyük kazancı hiç şüphesiz Yasin. Kasımpaşa maçının ilk yarı bittiğinde pek çok Galatasaraylı giden şampiyonluğun ardından Yasin okuyacakken onu performansı maçın kilidini de açmış oldu. Kariyeri anlamında çok özel bir sezon yaşıyor ve Galatasaray taraftarına Arda Turan sonrası en etkileyici sol kanat performansını izletiyor.



Şimdi arkamıza yaslanıp küçük şikeciler ile büyük şikecilerin maçını rahat rahat izleyeceğiz. Her türlü sonucun Galatasaray'a yarayacağını bilmek daha da keyifli. Derbi ile alakalı ise klasik olarak 3 ihtimalli bir maç. Her ne kadar Beşiktaş'ın zorluk derecesi yüksek maçları kaldıracak tecrübede olmadığını düşünmekle birlikte Fenerbahçe'de Egemen'in yokluğu Beşiktaş'ın tek avantajı.

Pazar, Mart 15, 2015

Hamza Hoca ile Ya Tamam Ya Devam





En son diyeceğimi en baştan diyeyim: Yeni gelecek başkan yanında hocasını da hazır tutmalı. Hamza Hoca iyi adam, güzel adam ama Galatasaray ona ne yazık ki bir kaç beden büyük geliyor.

Hamza Hoca'nın belli ki sıkıntıları var ve kafası rahat değil. 2 haftadır oyuna müdahaleleri açıklamaları bunun en açık ispatı. Kulüp içerisinde neler dönüyor az çok tahmin etmekle birlikte hem seçimlerin yaklaşması hem de şampiyonluk seslerinin daha yüksek sesle zikredilmesi hocanın ayarlarını ciddi anlamda bozmuş. Prandelli çöküşü sonrası şampiyonluk Kaf Dağının ardında iken Hamza Hoca'nın taşları doğru yerine koyması sonrası gelen galibiyetler ve akabinde rakiplerin sürpriz puan kayıpları camiayı tekrar şampiyonluğa inandırmıştı. Ancak Galatasaray şampiyonluk kupasını bir ucundan tutacakken 2 haftada ( Fenerbahçe - Başakşehir ) maçlarında 5 puandan fazlasını kaybetti. Yapılacak şey ise çok zor değil. Hamza Hoca öncelikle kendine bir format atıp beynindeki pislikleri temizlemeli ve kafasını kemiren virüsleri yok etmeli. Ve artık forma dağıtırken hatır gönül işlerine değil adalete öncelik vermeli formayı hak eden futbolcunun giymesini sağlamalı. Bunu daha önce yaptı, yeniden yapabilir.

Hamza Hoca içim asıl lig şimdi başlıyor. Şapkasının önüne koyup düşünmeli ve Türkçesi bozuk kımıl zararlılarını kendinden uzak tutup, işine odaklanıp adaletli olmalı. Eğer o adaletli davranıp futbolcularını da tekrar buna inandırırsa camia arkasında durmaya zaten hazır. Ama aksi olursa. Sezon sonunu bile göremeyebilir.

Bu arada Mahmut Uslu ile Duygun Yarsuvat neden buluştu ?

Pazartesi, Mart 09, 2015

Sesini Duyuramamak ! Fenerbahçe 1-0 Galatasaray



Her maçın kendine ait bir hikayesi vardır. Farklı kilit noktaları, taktikleri, pozisyonları, stratejileri. Dün akşam ki maçın hikayesi yazılırken Galatasaray kısmının esas oğlanı Hamza Hoca idi. Antrenörlerin sahaya sürdükleri kadrolara saygı duymak gerekir. Hamza Hamzaoğlu'nun ilk 11'ini okuduğumuzda sahaya kazanmak için çıktığını düşünebiliriz ancak oyuncuların saha içi dizilişine baktığımızda o düşünceden eser kalmıyor. Elbette ki hata yapılabilir planlar tutmayabilir, bunlar oyunun doğasında var. Mühim olan ve antrenörlük kalitesini belirleyen esas unsur ise bu dakikadan sonra antrenör olarak oyuna ne kattığındır. İşte Hamza Hoca bu nokta da sınıfta kaldı.

Derbinin benim adıma esas hikayesi de burada başladı işte. 4 puanlık avantajla çıkılan bir Fenerbahçe deplasmanından daha iyi test maçı olabilir ? Galatasaray'ın dün tek eksiği Melo idi. Melo bu takımın Muslera ve Sneijder ile birlikte olmazsa olmaz parçalarından biri ama bu Galatasaray kalibresinde bir takım için bahane olmamalıydı. Hamza Hoca'da hakkını verelim bu bahaneye sığınmadı. Sahaya dönüp baktığımızda ise gerçekler çok başkaydı. Belki de Melo'nun yokluğunda forma şansı bulan Diego'lu, Emre'li ve Mehmet Topal'lı Fenerbahçe orta sahasına üstünlük kuramadı Galatasaray. Hamza Hoca Hakan Balta'nın sakatlanıp çıkmasının planlarını bozduğunu ifade ederken ne kadar haklı ise orta sahayı tekrar ele geçirmek adına hamle yapmaması konusunda o kadar haksız. Dün akşamki maçı Hamza Hoca gelip bizim evde de izleyebilirdi zira Hamza Hoca ile aramızda ki tek fark onun maçı daha iyi bir yerden izlemiş olması. O saha kenarında sesimizi duyuramadık derken bizde evde duyuramıyorduk !

Hamza Hoca'nın daha gidecek çok yolu kazanacağı daha çok tecrübe var. Tüm bunlar Kadıköy'de kazanamamak ile alakalı değil. Dün akşam ki maçı şans faktörü yanımızda olsa kazanabilirdik. Hatta işi bir adım daha öteye taşıyıp geçen yıl ki Mancini'li Galatasaray'dan da daha net pozisyona girdik. Bunların hepsine tamam ancak bir gerçek var ki Galatasaray Hamza Hoca'yı, Hamza Hoca Galatasaray'ı kazanmak istiyorsa her iki tarafta dün akşamdan çok dersler çıkartmalı.

Şampiyonluk gitmiş değil. Geriye kalan haftalarda bu köprünün altından daha çok sular akacak. Ancak Galatasaray dün akşam sadece 3 puan kaybetmedi. Tribün anlamında Hamza Hoca'ya duyulan güvende de ciddi sarsılmalar oldu. Kulübün yönetim kısmına ise girmek dahi istemiyorum. Umuyorum bu akşam Abdi İpekçi'ye gidecek Galatasaray taraftarı,  lütfedip salona gelecek olan yöneticilere iyi bir ders verecektir.

Selametle