Çarşamba, Temmuz 15, 2015

Kılıçlar Çekilmek Üzere: Galatasaray Taraftarı vs Dursun Özbek Yönetimi

2014/2015 sezonunu çifte kupa ile bitirmiş olmanın verdiği rahatlıkla rahat bir transfer sezonu geçireceğimizi ümit ediyordum. Sağlam bir iskeleti olan Galatasaray'ın belirli mevkilere nokta atışı transferler yapmak mevcut mali sıkıntıları da göze aldığımızda olması gerekendi. Başkan adaylığı boyunca sergilediği tavır ve açıklamaları ütopik gelse de seçildikten sonra Dursun Özbek'e ve yönetim kuruluna saygı ile yaklaşmamız, atacağı adımları beklememiz gerektiği taraftarın çok iyi bildiği bir durumdu. Ne yazık ki hem kendileri hemde yönetiminde ki kişiler taraftarın onlara verdiği krediyi çok çabuk tüketti.

Daha transfer döneminin yarısına henüz gelmişken taraftarla yönetimin arası neden bu kadar açıldı önce bu teşhisi koymak gerekir. Birilerine göre Fenerbahçe'nin saldırgan ve başarılı transfer politikası bu duruma tuz biber ekse de bana göre sanıldığı kadar taraftar üzerinde bir baskı oluşturmuş değil. Galatasaray taraftarı kulübün geleceğinden son derece endişeli. Taraftarın endişelerini maddelersek;

Dursun Özbek: Önceki yönetimin içerisinde olması açısından mali durumu bilmesi büyük bir avantajdı. Seçim süreci boyunca hem delegelere hemde taraftara empoze ettiği "Galatasarayın maddi sıkıntısı yok." imajı gün geçtikçe kendisini daha da sıkıntıya soktu ve taraftar gözünde inandırıcılığını kaybetti. Ne futbol ne de basketbol takımına şuana kadar sponsor bulunamayışı, transferlerde yapılan acemice - yada kasıtlı- hatalar, verilen yıldız oyuncu transferi sözlerinin an itibariyle tutulamaması Dursun Başkan'ı taraftarın gözünde bitirme noktasına getirdi. 10 Temmuz'da yapılan Olağanüstü Mali Genel Kurulda aldığı bazıları Ünal Aysal'a verilmemiş yetkilerle ne yapacağını hepimiz merak ediyoruz. Seçim döneminde "Mali Disiplin" kelimesini dilinden düşürmeyen sevgili başkanımız hala Sabri Sarıoğlu ile yapılan sözleşmenin mantığını anlatabilmiş değil. Ayrıca kardeşinin inşaat işleri bahanesi ile Florya'da oyuncular ile sözleşme pazarlığı yapmasının Galatasaray kültürü ile nasıl bir alakası var gerçekten merak ediyorum.

Cüneyt Tanman: Keşke bu göreve gelmeseydi de gazetesinde güzel güzel maç yorumlarını okusaydık. İyi futbolcudan iyi antrenör olmaz deyimini bir seviye daha atlatıp iyi oyuncudan iyi yönetici de olmaz aşamasına gelmesinin vücut bulmuş hali gibi. Sırf yerli oyuncuları korumak pahasına kendini bu kadar ezdirip gülünç duruma düşürmenin mantığını anlamak zor. Beğenmek göreceli bir kavram ama kıyaslanan şey eğer birbirine yakınsa. Maxi ile Sabri'nin tek ortak yanı mevkiileri, tıpkı elma ile armutun tek ortak yönlerinin meyve olması gibi.

Hamza Hamzaoğlu: "Sitemde sevgidendir" diye bir söz vardır ya işte Hamza Hoca'ya karşı olan duygularımın net tercümesidir bu cümle. Geçen sene ki başarısını elbette ki yadsıyacak değilim. Prandelli sonrası çölde vaha etkisi yarattığından zerre kuşkum yok ama fazlasını yapabilirdi. Kazanan her daim haklı olmadığı gibi Hamza Hoca'da sadece doğruları yaptığı için şampiyonluğu kazanmadı. Beni düşündüren esas nokta Hamza Hoca'nın hatalarından bir türlü ders çıkartamaması. Geçen sezon için onu eleştirmek bir yerden sonra haksızlık olur. Zira Pandev'i Dzemaili'yi o transfer etmedi. Bu sezon onun için daha iyi bir ölçü olacaktır diye düşünmek istesem de şuana kadar ki takındığı tavır şakadan öte, izahı yok. Unuttuğu bir şey var ki bu oyuncu grubu Fatih Terim'i, Mancini'yi, Prandelli'yi yedi yani sabıkası iyi değil. Bu takımdan ilk biri gidecekse onun Hamza Hoca olduğunu tahmin etmek çok zor değil. Takım içi adaletten, dengeden bahseden Hamza Hoca Selçuk'tan Burak'tan Olcan'dan esirgemediğin adaleti takımın diğer oyuncularına da aynı şekilde göstermeli. Şunu hepimiz iyi biliyoruz ki Sneijder bile birazcık sendelese ondan ilk vazgeçecek olan Hamza Hoca olacaktır.

Galatasaray taraftarını transfer manyağı gibi gören ve o küçük akıllarıyla dalga geçtiğini sanan yöneticiler her daim yanılmaya mahkumdur. Galatasaray taraftarı en az yöneticisi kadar, liselisi kadar bu kulübün geleceğini düşünüyor, kafa yoruyor. Hemde menfaatsizce! Galatasaray taraftarının tek derdi kulübünün geleceği ve Avrupa'da elde edeceği başarıdır. Galatasaray taraftarının geçen yıl ki Avrupa performansının bir benzerini daha yaşamaya tahammülü yok. 

Selametle

Pazartesi, Temmuz 06, 2015

Lukas Podolski Galatasaray'da


Yıllardır en çok istediğim oyunculardan biriydi Podolski. Aslında ben ne zaman bir transferi çok istesem ya gelen oyuncu sakatlanır ya kötü performans gösterir ya da hiç gelmez. Xavier, Zlatan, Pires, Gallardo, Berkant, Cana, Serkan Aykut, Sercan Yıldırım, Ufuk Ceylan, Revivo, Baliç, G.Dos Santos... şeklinde bu liste uzar gider.

Podolski Galatasaray'ın ihtiyacı olan nokta transferlerden biriydi. Hem hücumun hemen hemen her bölgesinde görev alabilecek, asist özelliği,şut tehdidi olan dikine kaleye gidebilen, uluslararası tecrübeye sahip ve belki de her şeyden önemlisi maliyet anlamında Galatasaray'a en uygun isimdi.

Bakalım kağıt üzerinde bu kadar Galatasaray'a uyumlu görünen Poldolski geçmişteki hayal kırıklıklarım arasına mı eklenecek yoksa en azından bir Kewell etkisi yaratabilecek mi?

Hoşgeldin Poldi

2014-2015 Süleyman Seba Sezonunun Ardından

Film gibi bir sezon geçirdik desek abartmış olmam herhalde. Türünü tanımlamakta biraz zorlansak da biz Galatasaraylılar için mutlu son ile bittiği kesin. 3 Başkan, 2 teknik direktör gördüğümüz sezonu 2 kupa ile bitirmek nereden bakarsanız bakın ancak Türk filmlerinde göreceğiniz abzürtlük de bir son.

Sezonu elbetteki Hamza Hamzaoğlu öncesi ve sonrası diye ayırmak doğru olacak. Cesare Prandelli'nin gelişi, ülke futboluna ve ülkede ki taraftar profiline ne yazık ki uyum sağlayamadı. Transfer döneminde yapılan hatalarda üzerine eklenince İtalyan hoca çok bile kalmıştı Florya'da. Hamza Hamzaoğlu'nun Prandelli'den aldığı en büyük miras takımın lig sıralamasında ki konumuydu. Ancak Hamza Hoca bu takıma elinde ki malzemeyi de göz önünde bulundurursak verebileceği maksimum katkıyı verdi ve oyuncularından karşılığını fazlası ile aldı. Başta Yasin Öztekin olmak üzere Snijder, Selçuk ve Burak'tan aldığı verim şampiyonluğun en önemli anahtarıydı. Bel fıtığı ameliyatı sonrası Felipe Melo'nun sahalara tıbba aykırı şekilde geri dönmesi, onun yokluğunda Hamit Altıntop'un Galatasaray kariyerinde ki en iyi sezonunu geçirmesi ve Melo'nun yokluğunu aratmaması unutulmaması gereken noktalar.

Birde Fernando Muslera faktörü var tabi. Sezonun son 10 haftasına net olarak damgasını vurmuş belki de Hamza Hoca'nın o meşhur " Olacak, olacak !" inancındaki en büyük güvencesiydi. Elbette ki bu son 10 haftada Semih Kaya'nın sakatlıktan kurtulup tekrar form tutması, Melo'nun sakatlık sonrası formasını geri alarak orta saha ve defansa kattığı direnç önemliydi ama bunların hiçbirisi Mersin'de 6 pas içerisinde çıkarttığı topu izah edebilir ne de Arena'da Karabükspor'un 45.dk kurtardığı frikiği izah edebilir. Muslera benim için hiçbir zaman bir Taffarel olamayacak belki ama Mondragon'u geçti desem sanırım Kolombiyalı'ya ayıp etmiş olmam.

Ve tabi ki Wesley. Ondan bahsetmeden ve hakkını vermeden 4 yıldızın hikayesi anlatılamaz. Artık gönül rahatlığı ile Hagi'den sonra giydiği 10 numaranın hakkını sonuna kadar veren bir oyuncumuz var. Belki bir kaç sene daha bizimle ancak onun sonrasında artık atılacak gazete manşetleri Galatasaray yeni Hagi'sini arıyor değil, Galatasaray yeni Sneijder'ını arıyor olacak. Vakit varken bol bol izlemeli ve keyfini çıkartmalıyız. Bizim nesil Hagi'nin müthiş gollerini HD kalitesinde izleyemedi belki ama Sneijder o eksikliğimizi kapatacak bu gidişle.

Benim için sezonun özeti kısaca bu, aslında çok detay var ama şimdilik bu kadar yeterli. Fazla da abartmanın alemi yok. Alt tarafı şampiyon olduk ve en önemlisi Şampiyonlar Ligi'ne direk katılma hakkı elde edildi. Kimileri için şampiyonluk her şeydir ama söz konusu Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi için araçtan öte değildir.